Ekşi Sözlük Yazarlarının Karşılaştığı Efsane Yobazlıklar
Dinde bağnazlığı aşırılığa vardıran, başkalarına baskı yapmaya yönelen kişilere yobaz deniyor ve günlük hayatta zaman zaman bu tarz insanlarla karşılaşıyoruz.
Ekşi Sözlük Yazarlarının Karşılaştığı Efsane Yobazlıklar

yer: izmir
yıl: 2011

izmir'e gezmeye gittiğim bir gün çok sevdiğim bir arkadaşımla da buluştum. kendisi liseden arkadaşımdır. daha sonra kapandı. neyse otobüse bindik ve bir teyze arkadaşıma söylenmeye başladı. ne dedi biliyor musunuz? "atatürk yaşasaydı senin gibilerinden utanırdı." beni kastederek: "bak arkadaşın ne güzel giyinmiş, sen neden böylesin?" dedi. baktım arkadaşımın gözleri dolu dolu oldu. resmen kızı rencide etti o kadar insanın arasında. o kadar sinirlendim ve üzüldüm ki: "atatürk yaşasaydı asıl sizin gibi saygısız insanlardan utanırdı." dedim. tartışmaya başka insanlar da dahil olunca otobüsten indik ilk durakta. yobazlık dediğin şey aslında saygısızlıktır ve bu kadının yaptığı da tam bir yobazlıktı benim nazarımda.

konum: ankara
yıl: 2016

2000 parçalık puzzle'ımı "içki fotoğrafı" olduğu için, günah diyerek çerçevelemeyen; tamam sen çerçeveleme bana ver çerçeveyi ben yapayım dediğimde, sana ona uygun çerçeve satmam diyerek çıtayı çok yükseklere koyan ankaralı esnaf dayı.

puzzle da şuydu:

istanbul

sene 2005 veya 2006. 

rahmet enişteyle notere gittik. evde yaşlı var, vekalet işlemleri için eve getireceğiz noteri. noter eniştenin kafasındaki kasketi görünce "bu ne böyle? gavur icadı şapka takmışsın" diye azarladı. sonrasında ise gavur icadı bilgisayarından çıkarttığı kağıtları ve gavur icadı tükenmez kalemini alıp, gavur icadı arabasına bindi. laf söylesen kelimeler kifayetsiz.

halk otobüsünde kulaklıkla kısık sesle müzik dinlerken, yanımda oturan elemanın beni dürtüp "ezan okunuyor" demesi.

istifimi bozmadan ortama kulak kabartır gibi yapıp, "evet ezan okunuyor" diyerek kulaklığımı geri taktım.

yolun geri kalanı boyunca bana yüzünü bile dönmedi.

yer: konya

gıda ürünleri üreten bir şirkette pazarlama müdürüyüm. konya bayimizi ziyaret için bayinin deposuna gittim. işten güçten fiyatlardan filan konuşuyoruz.adamın 15,16 elemanı var. öğlen zamanı geldi iki tencere yemek geldi. masaya koydular tabldot yemeğine benzemiyor sordum.

- lokanta yemeği değil galiba .
+yok benim hanım yapıyor gidip evden getiriyoruz.
- zor olmuyor mu her gün, hergün yengeye eziyet filan .yemek şirketiyle anlaşsaydın ya.
+ olmaz içine domuz eti filan koyarlar.
- konya'da domuz ne gezer.
+bulurlar onlar.
çakal, hem hemşerilerine güvenmiyor. hem de işi ucuza getiriyor. bu arada söyleyeyim yemek berbattı.

yer: izmir/gültepe

arada sırada karşılaşıp selam verdiğim komşum evden çıkarken "sen çok efendi düzgün çocuksun ama o küpeler o sakal sana yakışıyor mu? erkek gibi gezsene?" dediydi. bir anda gözüm döndü sesimi yükseltip "sanane küpemden, sakalından erkekliğimden?" diye çıkıştım. o sıra alt kattaki arada sırada dükkanına gidip geyik çevirdiğim marangoz olaya müdahil olup "katil bezelye'ye karışma. kimseye zararı yok. istediğini de giyip yapar." dediydi de olay büyümeden yatıştı.

bundan yaklaşık 7-8 sene evvel, iki yan binamıza üç çocuklu bir aile taşınmıştı. evin reisi badem bıyıklı, hanımı ise sıkmabaş. annem, yeni tanışan komşularımıza hoşgeldin demek için sıkmabaşı çaya davet etmiş. bir ara balkona çıkmışlar ve sıkmabaş panikle içeri koşmuş. bunun üzerine annem sormuş;

- ne oldu yahu?
- saçımı kapatmalıyım. açık dolaşamam
- ama seni buradan kimse göremez ki
- yok yok görürler. amerika uyduları ile herkesi izliyormuş

annem, karşılaştığı bu yobazlıktan sonra şoka girmiş ve muhabbeti kısa tutarak, sıkmabaşı evine yollamak için programının olduğu ile alakalı yalan bir beyanda bulunmuş. akşam olayı bize anlattığında hep beraber çok gülmüştük. amerika'nın zaten işi gücü yok, senin balkona çıkmanı bekliyor. çıkasın ki, yosun tutmuş saç diplerini röntgenlesinler di mi bacım?

musahiti bulunduğum sandıkta, kadın sandık görevlisi olmadığı için kimliğini göstermeyen peçeli seçmen. zira kimliğinde yüzü açık fotoğrafı varmış.

not: oy kullanamadı.

uçakta yolcunun biri sol elimle su içtiğimi görüp; "günah, haram sol elle su içilmez" deyip kolumu tutmuştu. bende sağ elimle onun suratını tutup koltuğuna yapıştırmıştım. bu da böyle bir yobazlık anımdır.

+ yaz geldi bilader ne diyosun bu duruma?
- aynen, sıcak baya.
+ yok onu demiyorum. şu şeytanları diyorum (kaldırımdaki kadınları gösteriyor)
- anlamadım?
+ hiç bizi düşünmeden oralarını buralarını açıyorlar sonra tecavüze uğradı mı biz suçlu oluyoruz.
- ne alakası var hocam şimdi? isteyen istediğini giyer..

bi süre sustu sonra ağzının kenarıyla sen de haklısın dedi. suyuna gitsem demek konuyu nerelere getircek şerefsizin oğlu.

yer: elazığ,
sene: 1992, yaşım 11

elazığın en büyük caddesinde şortumla dolaşırken elinde asası olan cübbeli sarıklı 2 adam yanıma gelip artık çocuk değilsin şort giydiğini bir daha görmeyim demişlerdi. seni bir kez daha uyarmayacağız diye de eklemişlerdi. o kadar korktum ki temmuz, ağustos sıcağında bile pantolon giydim. aileye de itiraf edemedim. yobazlıktan kıçımda pişik çıktı.