Evli Bir Adama Aşık Olmuş Birinin Hazin Hikayesi
Aşık olacağımız kişiyi seçemiyoruz. Bu tamamen duygularımızın karar verdiği bir seçim olduğu için pişman edecek sonuçlar doğurması kaçınılmaz. Sözlük yazarı "die semaphore", kendi başına gelen bu olayı ve neler hissettiğini anlatmış.
Evli Bir Adama Aşık Olmuş Birinin Hazin Hikayesi
iStock.com


burada iki nokta var, önemli:

1 - acımak

2 - taviz göstermek

merhamet, tavizi getirir mi? ya da suçlulara gösterilen merhamet nereye kadar adalete engel değil? aşk her şeyi affeder mi? ezeli sorular bunlar, cevabı öyle evet, hayır olmaz.

tam bir yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal vakası olamasa da, dengeler epey hassas. evli olanın erkek olduğu durum için 3.kadınlardan adamın karısı olmayan açısından bakalım.

(tabi burda aşık olmanın fiiliyata dökülmüş durumu için konuşuyoruz, yoksa elbette aşk, aşık olacağımız kişiyi seçmeyi irademize bırakabilecek bişey değil. en temel özelliği de bu zannedersem.)

durum şöyle:

rezalet. neresinden tutarsan hem de. daha önce de söylendiği gibi evli adamın çocuğuna harcayacağı vakitten çalmasına mı dersin zavallı (masum olsun olmasın) karısının ütülediği gömlekle adamın sarılmasına midesinin kaldırması mı dersin. rezalet.zavallı dedim ancak aldatıldığını öğrenmediği sürece karısı burda zavallı değil. siz dünyanın en aptal insanı bile olsanız bunun farkında olmadıkça ve kendinizi akıllı sandıkça bu (en azından aptal hissetme hissi olarak) bir sorun teşkil etmez. ama diğer 3. kadın baştan beri zavallıdır. bu da bir ayrıntı.

şimdi bu 3.kadın, adamın karısını aldattığı kadın yani "normal" bir kadın olsun. tabi kime göre neye göre normal diyeceksiniz, siz olun bu 3.kadın yani. kendi dimağımızdan daha normal bişey bilebilme lüksümüz yok çünkü.

normal dedim ya, bu kadın da değerleri olan, sevmek sevilmek isteyen, normal bir insan gibi sevdiğini paylaşıyor olmanın olasılığına bile tahammül edemeyen, evli insanları ayartan insanlardan tiksinen, başkasının mutluluğuna birinci engel olarak gösterilme fikri kendisine korkunç gelen, aldatmaya tahammülü olamayan, sadakate ve bağlılığa sonuna kadar inananamasa da onlar olmadan yapamayacağını bilen bir kadın olsun. 3.kadın böylesine bir kadın olsun.

[ama böylesine bir kadın zaten baştan evli bir adamla böyle şeyler yaşamaz. konu baştan kilit.]

sahi, öyle mi? bunu dediğinizde inanıyor musunuz hakikaten? biz insanlar hayvandan bin mertebe aşağı, melekten bin mertebe yukarı olma kapasitesine sahip biz insanlar, kendimizi tanımaya bu kadar mı uzağız? yarın seri bir katil olmayacağımızın garantisi nerede? yukarıda biri güzel bir söz paylaşmış, ilk kez duydum. "kimse sınanmadığı günahın masumu değil."

[e o zaman bu mantıkla katilleri de hoş görelim? kim bilir neler yaşadı da katil oldu.]

dananın kuyruğu burada kopuyor zaten. merhametin fazlası adalete engel. sen bir kadına tecavüz eden birine merhamet gösterip cezasını indirirsen merhametli değil, vicdansız olursun büyük ihtimalle.


çok sevdiğim islami bir hikaye var. pek iyi hatırlayamıyorum ama özü şöyle bişey: adamın biri islami bir suç işliyor. zina, hırsızlık gibi bişey. suçu kesinleşmiş. cezasını çekmeye giderken ahaliden biri ona işlediği suçla ilgili bir küfür ediyor (zinaysa orospu diyor mesela). peygamber de ona küfür eden adama kızıyor ve "o zaten cezasını çekecek, sen ne hakla böyle diyorsun?" gibi birşeyler söylüyor.

katile, hak yiyene -ki bizim hikayemizde bu büyük ölçüde evli olan adam oluyor ama evet 3. kadın da oluyor dolaylı da olsa- adaletsizliğe yol açacak, yaptıklarının haklı olduğu sonucu çıkabilecek bir merhamet gösterilmemeli orası kesin. ama kınayan sütten çıkma ak kaşıkmış gibi kınanmamalı da.

[peki bu nasıl olacak? çelişik değil mi?]

işte bu sorular bu yüzden ezeli sorular. ben de sürekli soruyorum, yüz kırbaç cezası verilip susup oturmuyor ki bu kadın biz de ağzımızı kapayalım. vicdan mekanizması, adalet mekanizması o kadını "dışlama, hor görme" suretiyle o kadına "hak ettiği" cezasını vermek istiyor. ama ama... sen masum değilken o kadını nasıl hor görebilirsin? hor görürsen zaten masum olmazsın.


peki bu 3.kadın doğal yoldan ceza çeker mi?

--- burası benim hikayem ---

o kadın bendim sayılır. adam evli değildi de sevgilisi vardı diye ne ben kendimi teselli etmeye çalışayım ne siz beni daha hoş görün.

peki bana nelere mal oldu?

2012 yılbaşı gecesiydi. bize gelecekti 12'den hemen sonra. (12'ye kadar muhtemelen o'nunlaydı.). ben arkadaşlarıma "erkek arkadaşım" gelecek dedim. bir günlüğüne öyle sanmıştım. bir günlüğüne tereddütle de olsa öyle bir sıfat yakıştırmıştım ona. ayrılacaktı çünkü. sonrasında yaşadıklarım? kimseye anlatamadığın ne bok olduğunu bilmediğim bir karın ağrısı. 22 yaşımdaydım ve ilk kez bana ilgi gösteren bir adama aşık olmuştum. aşıksanız olaylara mantıklı bir açıdan bakamazsınız, burası kesin. o lanet şeytanlar beyninize sürekli "beni sevmese o kadar peşimde koşmazdı", "beni sevmese 14 şubatta bana çiçek almazdı (bu hayatınızda aldığınız ilk çiçek ve kutladığınız ilk 14 şubatsa önemlidir işte)", "beni sevmese.." diyerek çoraplar örer tecrübesizliğinizden istifade. bir çok ilki onunla yaşamıştım. ingilizce fall in love deniyor ya öyle işte düşmüştüm. düşmek önceden önlem alabileceğiniz bişey değildir ve acıtır.

sonrası? nelere mal oldu?

ağlama krizleri. diğer 3.kadının facebooktan psikopat gibi resimlerine bakma, "bende onda olan ne yok?" diye sürekli kendine sorma, hatta yakın arkadaşına kızın resimlerini gösterip kıyaslatarak kendini küçük düşürmek. ve doğal olarak öz saygını yitirmek, arkadaşlarına "erkek arkadaşım yok diye cevap verirken "ama" ile başlayan muğlak cümleler kurmak zorunda kalmak, daha sonraları sözlükte "eski sevgili" ile başlayan başlıklara bakarken hep onu hatırlamak ama ondan bahsederken "eski sevgilim" diye deği de "bir zamanlar sevdiğim adam" diye bahsetmek zorunda kalmak, psikolojik olarak iyice delirmek`:bunun piskolojik olmayanı yok gerçi, şirketin tuvaletinde muhtemelen sinir boşalmasından dolayı bayılmak ve işkolik patronun seni hastaneye götürürken mahcup bir şekilde sürekli "bişeyim yok" demek, şirketin tuvaletinde bayılmışken sevdiğin adamın ilişkiniz açığa çıkar diye göt korkusundan yanına uğramadan geçip gittiğini sonra kameralardan görmek, sonra daha da delirmek ve vicdan azabından ilişkinizi 1.kadına kadının bir de inanmayıp istediği delillerle birlikte açıklamak, bir hafta sonra şirketten birinin düğününe sana inat adamla o 1.kadının beraber gelmesi ve o 1. kadınla el sıkışmak.

sevdiğin, seviştiğin adam ve yanındaki sevgilisiyle el sıkışmak. 100 kırbaç acıtır mı sahi?

şirkette insanlar onunla şakalaşırken, o adama hayran hayran bakıp "işte bu adam var ya o benim erkeğim" diyerek gururlanmak istemek ama diyememek ya da insanlar onunla şakalaşırken "siz bu adamla şakalaşıyorsunuz insan gibi davranıyorsunuz ya o aslında aldatan bir pislik" demek istemek, diyememek ya da psikopat gibi insanlar sırf onla şakalaşıyor diye o insanlardan bile nefret etmeye başlamak ya da sürekli nefret ve aşkla karışık ama illaki ezik duygular hissetmek. duygular birbirlerini ezerler. pişmanlık, öfke, kendinden tiksinme; aşkı da nefreti de bastırır bazen ama tabi yok edemez.

o düğünde o kadınla el sıkıştıktan sonra ufak çaplı sinir krizleri geçirmek ve 9 aydır çalıştığın ilk işinden kovulmak, patrona "ama o sizin arkadanızdan böyle böyle dedi" diyecek kadar nefret doluyken hem de. patronun asıl suçun o adamda olduğunu, aslolanın şirketteki ilişkiler olduğunu söylemesine hatta adamın kendisine hakaret ettiğini bilmesine rağmen onun yerine seni kovacak kadar profesyonel olduğunu istemeden görmek, bunu da hikayevari bir şekilde burda sözlükte şirketin altına entry olarak girince entry'nin götümüze girebilir diye kaldırıldığını görmek. 


zamanında olasılığın olasılığı uğruna yıllardır planladığın ve ayarladığın yurt dışına gitmekten o adam uğruna vazgeçtikten 6 ay sonra kovulmak bu arada yani. böylece bir ay evvel kontratını imzaladığın evini de, yıllarca okuduğun biricik şehrini de bombok olan piskolojinden dolayı bir gecede terk etmek zorunda kalmak. bunu ailene açıklayamayacağın için ailenin olduğu şehirde bulduğun ilk işe girmek ve 2,5 ay işkence görür bir şekilde çalışmak. bu zaman zarfında da şirketten hiç kimsenin seni aramadan mutlu mesut yaşantılarına devam ettiğini görmek.

ama belki de en önemlisi; şikayet edememek. olanlar, her şey açığa çıkıp da şirkettekilere anlatmak zorunda kalınca "ben suçluyum ben suçluyum" diye haykırmak. onlara anlatamazsın "adamın evinden deli gibi nefesin tutularak (şimdi şimdi fark ediyorum psikolojikti bu nefes olayları hep demek) koşarak kaçtığın ve telefonlarını açmadığım halde o bana sırnaşıyordu." diyemezsin işte. çünkü dip dibe çalışırken onun kokusundan, sesinden, teninden, gülümsemesinden etkilenmemek için verdiğin mücadeleyi kazanamamanın "haklı" bir açıklaması yoktur. bu yüzden suçlusundur işte. o daha suçlu olsa da suçlusundur.

adam sana "benden sana cacık olmaz, şu anda ayrılık gündemimde yok" dediğinde şeytanlarının sürekli "ama o aynı zamanda 'hayatımda o olmasa sen olurdun, hatta belki evlenirdik', 'sana karşı hissettiklerimi ona hissetmiyorum' da" dedi diye sana yaptığı ilüzyonu kimseye anlatamazsın. suçlusundur bu yüzden. bunu süslü dursun diye söylemiyorum gerçekten inandığım için söylüyorum. suçlusundur.

özetlersek bu bana hayallerimi 2,3 yıl ertelememe, çalıştığım yerde küçük düşmeme, paramparça bir kalbe ama en önemlisi öz saygımı yitirmeme mal oldu.

[peki sonra?]

sonrası, aydınlık. what doesn't kill you make you stronger hakikaten de. "öz saygı" kavramını o zamana kadar laf olsun diye kullandığımı anladım, artık içi çok dolu benim için. kendimi sevmeden kimseyi sevemeyeceğimi anladım. bak laf olsun diye değil. bunları anlamış olduğumu anladım. kimse görmezken sırf kendin sevdiğin için süslü iç çamaşarları almak çok güzel ve mühim bir şeymiş, bunu anladım. çünkü ancak bunu yapan insan aldatmazmış. kimse görmese de kendine olan sevgin, kendine duydugun saygin ya da kendin yerine buna tanrı'yla arandaki bağ ve ilişki de diyebilirsin; sırf bunların hatrına bişeyler yapan insan ancak aldatmazmış; bunu anladım. yakalanma korkusundan dolayı aldatmayanın elbet aldatacağını zaten biliyordum teoride.

sonrasında kendimle burada bu da benim hikayem diyebilecek barışıklığa ulaştım. sanılanın aksine insan, her yaptığının arkasında durmak zorunda değilmiş. aksi, aslında özünü egodan alan bir direnç ve yük. adam gibi pişman olmayı öğrendim. pişman olmanın hafifliğini hissettim. deli gibi pişman olmanın. hiç bişeyden pişman değilim diyenlerden değilim ben. pişmanlık da insan içinmiş, pişman oldum.

--- burası benim hikayem ---


şimdi ne zaman bir 3.kişi hikayesi duysam neler çektiğini düşünür ve o 3.kişiye acırım ama merhamet göstermem çünkü suçludur o.