Fark Edilmeyen Acı Gerçek: Sıdıka'da Hiçbir Zaman Otonomi Farkındalığının Olmaması

1997-2003 yılları arasında yayınlanan Sıdıka'yı eğlenerek izledik ancak kimsenin fark etmediği o acı gerçek derinlerde var olmaya hep devam ediyormuş aslında. Buyrun, kendiniz üzülün.
Fark Edilmeyen Acı Gerçek: Sıdıka'da Hiçbir Zaman Otonomi Farkındalığının Olmaması

sıdıka dizisini izlerken kendisinin otonomi farkındalığının olmaması aklıma takıldı

sıdıka, gerek ailesi ve gerekse mahalle tarafından sürekli baskı ve psikolojik şiddete maruz kalıyor. bugün 55. bölümü izlerken, aklıma takıldı. 5-6 bölüm daha izleyip, bu başlığı açmaya karar verdim. sıdıka'nın hiçbir şekilde otonomi farkındalığı yok.

annesi, babası, abisi, halası, komşuları, arkadaşı, hatta mahallenin serserisi bile sıdıka'ya psikolojik şiddet uyguluyor. sıdıka, diğer insanlardan biraz daha farklı ve tuhaf birisi. ancak, bu tuhaflık kötü anlama gelmemeli. herkesin birbirinin karbon kopyası olduğu kenar mahallede, kitap okuyan, sorgulayan ve entelektüel birikime sahip birisi sıdıka. ancak, bu yaşadığı şiddet ve zorbalığı durdurmak adına hiçbir şey yapmaması, çabalamaması aslında beni düşünmeye itti. sıdıka da hiçbir şekilde kendi kendine karar verebilme, bağımsız olma iç güdüsü yok. bunun bir diğer adı da otonomi kişilik.

bu kendine yetebilme eşiğini geçememesini, ailesini sevmesine veya aile bağlarına önem vermesine bağlayabilirsiniz. ancak, her günün sonunda odasına çekilip günlük yazmaya başladığında, aslında ailesi tarafından ne kadar dışlandığını, hor görüldüğünü ve itilip kakıldığını görebilirsiniz. bence sıdıka dizisi aslında çok hüzünlü ve acıklı bir dizi. bu da ayrı bir başlık olabilir aslında ama konumuz bu değil. karakter monolog içine girip, günlüğünden birkaç satır okumaya başladığı zaman, sıdıka'ya üzülmemek ve yaşadığı durum ile empati yapmamak imkansız gibi. bariz ailesi tarafından "tough love" hem seviyoruz hem dövüyoruz mantığı güdülerek bir ebeveyn ilişkisi içerisinde olması, çok ciddi şekilde özgüvenini etkilemiş. sıdıka, markete bile annesi safiye'den izin almadan gidemiyor. bir yere gidecekse abisi samim'e, babası zekeriya denen pezevenge 3 gün önceden haber verip, kendini izah ediyor. böylesine bir baskı, kontrolcü mekanizmaya maruz kalmak insanı delirtebilir arkadaşlar.


sıdıka'yı ben kediye benzetiyorum, ev kedisine

ara sıra evden uzaklaşıp şöyle mahalleyi turlayıp, geri yaşadığı yere gelirler ya hani, aynı ona benzer bir hayat sürüyor kendisi. gerekli cesareti ve kararlılığı gösterip, otonomi bilinci kazansa ve kendi gücünün bilincinde olup, bu farkındalığı eline alabilirse, aslında sıdıka bu saka ailesinin pençesinden kurtulabilir. ama sıdıka'nın ruhunu o kadar kırmışlar, öylesine zincirlemişler ki kendisi bunun farkında değil ve farkına varamıyor. bunun annesinin bir tane arkadaşı var ya goncagül denen kaltağın teki. sıdıka'lara her geldiğinde ocağın üstünde yemek unutan geri zekalı, hatırladınız mı? her geldiğinde sıdıka'yı hor görür, aşağılar, evlenmesini tembihler. annesini fitler, gazlar ve sıdıka üzerinde fazladan baskı uygular. yine, baba tarafından halası olan şetafet isminde bir gudubet vardı, o da aynıydı. yani çevresi böylesine ruh sağlığı bozuk, gerici insanlarla çevrilmiş birisi sıdıka. ve sıdıka buradan ancak kendisi isterse kurtulabilir. ama istemiyor ve ben buna anlam veremiyorum.

sosyal çevresi de oldukça kısıtlı

ailesi dışında tanıdığı insanlar: elifsu ve yavşak kenar. elifsu'yu sıdıka sevmiyor gibi dursa da, aslında içten içe elifsu'nun sahip olduğu özgürlüğü ve rahatlığı çok kıskanıyor ve özeniyor. sıdıka, kenar yavşağı ile telefonda konuşmayı, elifsu'nun gazlamasıyla kabul etmişti. her ne kadar annesi ve ailesi tarafından elifsu kötü bir kişilik olarak lanse edilse de sıdıka'ya, sıdıka için elifsu hiçbir zaman ulaşamayacağı rahatlığa sahip. ara ara günlüğüne elifsu'dan bahsederken ne kadar özendiğini görebilirsiniz. sıdıka'nın günlüğünden sıdıka'nın ne denli dolduğunu ve taşmaya yakın bir göl olduğunu hissedebilirsiniz. yazarken bile içim buruldu, gerçekten çok yalnız bırakılmış, yalnızlığa itilmiş ve kimsesi olmayan bir karakter.

eğer sıdıka ekonomik özgürlüğünü eline alabilir, bu pisliklerden kurtulabilirse bence hayatına çeki düzen verebilir. hiçbir şey için geç değil, şu an paralel evrenin birinde belki de sıdıka gerçektir ve bu yazıya gözü ilişir. yarım akıllı abin, geri kafalı baban, histeri krizleri olan anan ve onun fitneci kaltak arkadaşı olmadan da sen bir yerlere gelebilirsin be kızım. belki o günlüğünü bir senariste satabilir, veya kitap haline getirebilir. bunlar da ihtimaller dahilinde bence. sadece sıdıka'nın yapması gereken tek şey: kendi kendine karar vermek, kendine yetebileceğini bilmek. bunları uygular ve başarırsa sığıntı gibi yaşamaktan kurtulabilir ve o özendiği elifsu'nun özgürlüğüne en azından kıyafet ve kişilik bakımından olmasa da manevi anlamda ulaşabilir ve başarabilir.

tüm hayatını vicdani yükümlülüklere göre yaşayan, haz ve fayda gibi kişinin kararlarını doğrudan etkileyen mekanizmalardan uzak, hayatını insanları üzmeme, kimseyi hor görmeme gibi ahlaki ve etik değerleri ekleyen bu kızın yani sıdıka saka'nın başarmasını ve mutlu olmasını isterdim.