Gözlerimizi Hareket Ettirdiğimizde Neden Görüntü de Aynı Şekilde Hareket Etmez?

Zaman zaman insanın aklına gelen bu soru, beyin ve görme eylemi arasındaki ilişkiye dair bazı bilinmeyenleri açık ediyor. İnceleyelim.
Gözlerimizi Hareket Ettirdiğimizde Neden Görüntü de Aynı Şekilde Hareket Etmez?
iStock

okuduğum bir kitaptan gelsin: niçin gözlerimizi hareket ettirdiğimizde baktığımız görüntü de hareket etmez diye merak ettik mi? edenler olmuş...

gözlerimiz, açık olduğu süre boyunca sürekli hareket halindedir, kısa ve hızlı hareketler yapar. ortalama olarak saniyede üç sekme denilebilir. madem gözlerimiz sürekli hareket ediyor o zaman niçin beynimizde oluşturdukları görüntü durağan diye soralım?

soruyu cevaplamadan önce şunu belirtmek gerekir ki beyin, bir fotoğraf makinesi değildir. bu şekilde çalışmaz. beyin aslında görsel bilgiyi düzenler. görsel korteks dış dünyaya ait salt enerjiyi biyoelektriksel enerjiye dönüştürerek derinlik, renk, şekil vs. olarak sınıflandırır ve diğer korteks bölgelerinin ve belleğin de yardımı ile etiketler, tanımlar.

görüntünün sabitlenmesi ise bugün dijital kameralarda yapılan yöntemler gibidir: sekmelerin maskelenmesi ile. beyin aslında gözlerimizi hareket ettirdiğimiz sırada kaydetmeyi durdurur. ya da buraya ait veriyi atar ve düzenler. gözlerimizin hareket halinde olduğu bu kısa anlarda körüzdür.

bunun en iyi gözlemi evde bir ayna karşısında yapılabilir: bir aynanın karşısına geçin ve bakışınızı önce tek bir gözünüze sonra diğerine yöneltin. bunu yaparken gözleriniz hareket etmelidir. oysa aynada göreceğiniz tek şey, hareketsiz gözleriniz olacaktır.

normal şartlarda bir göz sekmesinin ardından göz, görüntünün bir noktasından diğerine aniden kaydığı zaman, görüntünün aynı amatör filmlerdeki gibi hareket etmesi gerekir. ama böyle olmaz. anlaşılmıştır ki görme korteksimizin nöronlarındaki alıcı alanlar da göz hareketlerini telafi etmek için hareket ederler. böylelikle çerçevenin sürekli kaymasına rağmen görüntünün durağan kaldığı pürüzsüz bir algısal akış meydana gelir.

sinirbilimci mariano sigman’ın zihne dair kitabında geçen bu minik deney görmeye dair pek çok şey söyler. 

görme edimi, bebeklikle birlikte geliştikçe ve dış dünyadan veri topladıkça “öğrendiğimiz” bir edimdir. işin daha ilginç yanı tüm bu ayarlamalar bilinçdışı bir seviyede gerçekleşir. salt bakması gereken yönü ve odağı bile “bilinçdışı” karar verir. başka bir deyişle bilinçli farkındalık esnasında nöronlar, organize olup eşzamanlı çalışmak ve birbirinden haberdar olmak dışında ekstra bir şey yapmazlar. (bu aşamada büyük p dalgası dediğimiz dalga ortaya çıkar. karmaşıklık teorisine göre işleyen örüntü aktivitesinin de ekstra kuralları vardır. bunlar ayrı bir yazının konusu.) yani sadece gelen girdiye tepki verirler. zaman içinde öğrenilmiş edim ile nereye bakması gerektiğini ve dikkati odaklaması gerektiğini de öğrenir.


tıpkı okuma, konuşma gibi tüm karmaşık süreçlerde olduğu gibi görme edimi de bilinçdışı süreçlerden oluşur. nihai durumda bilinçli görme gerçekleşir.

peki dış dünyaya ait bir görsel veri, nasıl olur da beynimizin içindeki nöronlar tarafından yine dış dünyadaki nesne üzerinde konumlandırılır? nöronlar adına deneyim, hissetme dediğimiz şeyi tek başlarına nasıl yaparlar. bilincin zor problemi dedikleri şey de bu aslında. bir gün elbette ki açıklanabilecek problem.

çok yeni bir soru değil aslında. 1800'lerde de düşünülmüş antik yunanda da.

“içinde oturduğum oda nasıl aynı anda hem dışarıda hem de tabiri caizse kafamın içindeki -deneyimim- olabilir ki?” william james

kaynak: zihnin gizli yaşamı, mariano sigman