Günlük Hayatta İşinize Yarayabilecek Yaratıcı Tanışma Yöntemleri
Sözlük yazarları, yaşanmış ya da ''kesin yaşanmıştır bu..'' tarzındaki yaratıcı tanışma taktiklerini sıralamışlar.
Günlük Hayatta İşinize Yarayabilecek Yaratıcı Tanışma Yöntemleri

internette gördüğünüz her yönteme itibar etmeyiniz. mesela ben az önce denedim birini;

kız bir şirkette çalışmaktadır ben de öyle. kız internetten tanıştığı birisiyle görüşmek istememektedir bu bilgiyi nereden öğrendim bilmiyorum ama öyle. işte bu sebeple benim görüşmeyi yapabilmem için bir adım atmam gerekmektedir. bir tane kargo poşeti bulup içine bir tane boş zarf atıp bantladım. poşetin üstüne gönderici ve alıcı yerlerine kızın bilgisini ve kendi bilgilerimi girdim. sonra bir tane a4 kağıt bulup "sayın ad soyad, bu kargo size benjamin breeg tarafından gönderilmiştir. kargo olarak kendisi gelmiştir, şu an tam karşınızda. konuşabileceğimiz bir yer var mı diye size soruyor. 

ne tarafa gitmesi gerektiği noktasında yönlendirme yapmanız rica olunur." yazıp ad soyad tarih ve adres bilgilerini girip bir dilekçe kağıdı şeklinde doldurdum geri kalanını. bu kağıdı yanıma aldım kargo poşetini de doğru kızın şirkete. danışmaya gidip "x kişi için kişiye özel teslimat kargo var çağırabilir misiniz?" deyip beklemeye geçtim. kız gelince hazırladığım a4 kağıdı kalemle kıza uzatıp "okuyup imzalar mısın?" dedim. kiz "tabii ki" dedi kağıdı aldı ve ne yazdığına hiç bakmadan imzaladı sonra da kağıdı bana verip boş kargo poşetiyle doğruca yukarı çıktı. öyle kalakaldım. bu devirde insanlar neye imza attığını bilmiyor, kontrol etmiyor yazık.

sene 2007..

mezun olalı 2 sene olmuş ama boyuma posuma bakmadan, kendi ofisimi açma derdindeyim..
deli gibi seviyorum mesleğimi, günün 18 saati mimarlık düşünüyorum, rüyamda da mimarlık görüyorum kesin..

bi kız var, bizim okuldan mezun, benden 5 yaş büyük.. ben okula girdiğim sene onun son senesiydi..

çok akıllı, çok başarılı, çok neşeliydi.. büyük büyük laflar ederdi mimarlıkla ilgili hep.. çok güzeldi eskizleri, tasarımları hep çok iyiydi..
o jüriye çıkınca, atölyenin bi köşesinden izlerdim..
ben tasarlasam "aynı böyle tasarlarım" derdim içimden..
tutkuyla, gözleri ışıl ışıl tasarımını, hayallerini anlatışını izlerdim..
henüz, modulor'un bedenini ve kendi fikirlerimi tanımaya uğraşırken, gidip yanına "ben geldim, tanısan çok seversin" diyemedim..

sonra o bitirdi okulu, çekti gitti..
jüriler geldi geçti, hayallerini neşeyle anlatan kız ben oldum..
gün geldi ben de mezun oldum..

sonra onu gördüm, bi panelde..
tekerlekli sandalyesinin üzerinde, simsiyah giyinmiş, gözleri ışıl ışıl, çıktı sahneye..
viyana'da yaşıyormuş, orada mimarlık yapıyormuş..
yine tutkuyla anlattı ne varsa..

sadece tekerli sandalyeyi anlatmadı..
ne olmuştu, ne ara olmuştu..

çıkar çıkmaz yanına koştum..
"okulu niye uzatmadın sen?" dedim..
"ben seni tanıyorum, sen beni tanımadan gittin.. şimdi bi tuhaf oldu biliyorum ama tanısan kesin sevecektin!"

güldü..
"ee hadi gel" dedi "saat 6'da istanbul'a uçuyorum, oturalım tanıyım seni biraz :) "

o kadar çok konuştuk ki, sanki yıllardır tanıyomuşum gibiydi..
gitme saati yaklaşırken o da beni çok seviyomuş gibiydi..

hep bi fırsat olsun, birlikte çalışalım istedim..
aynı eskizin etrafında, tasarlayalım istedim..
olmadı..

ben hep geç kalırım zaten, bu sefer de geç kaldım..

tekerlekli sandalyeyi hiç soramamıştım..
multipl sklerozmuş..
bugün bi mail aldım "yazmakta, çok zorlanıyorum ama sen yaz okumayı seviyorum" diyor..

zamanın ne değerli olduğunu bilmemekten de hep geç kalmaktan da nasıl nefret ediyorum..

lise zamanlarında bir kış günü çok yağmur yağıyordu, bende şemsiye kullanmayı sevmeyen bir insan olarak yine arkadaşın eşin dostun şemsiyesinin altına girmeye çalışıyordum. arkadaşlarda ya git kendi şemsiyeni getir vs. vs. dedikleri için aman be sizin şemsiyenize mı kaldım diyip önde daha önce okulda gördüğüm ama hiç konuşmadığım bir kızın pat diye şemsiyesinin altına girdim. sonra bende şaşırdım bunu nasıl yaptığıma normalde çok fırlama bir insan değilimdir. neyse şemsiyenin altına girdikten sonra aramızda şöyle bir diyalog geçti.

ben: arkadaşım şemsiyesinin altından kovdu da bende seninkine sığındım
şemsiyeli kız : ( gülerek ) olsun iyi yapmışsın, ıslanma çok yağmur yağıyor zaten.
ben : teşekkür ederim. ( tabii içimden 90 +larda galibiyet golünü atmış forvet gibi seviniyorum. yağmur bereket getiriyormuş gerçekten )

sonrası kızın sokağına kadar beraber yürümüştük, sonra okulda birbirimizi gördükçe konuştuk ettik çıktık ayrıldık, barıştık, ayrıldık.

cafede kesişiyoruz.

hatun bakıyor ama etraf fena piyasa... masasına gidip terslensem semtin maymunu olurum, her gün muz atarlar.

garsondan kağıt kalem istiyorum. şunları yazıyorum:

"sizi bir yerden tanıyor gibiyim. acaba önceki hayatımızdan mı?

yanıtınız evetse birbirini tanıyan insanların ayrı oturmaları yakışık almaz. lütfen beni masanıza davet edin.

yanıtınız hayırsa bari bu hayatımızda fırsatı kaçırmayalım. lütfen beni masanıza davet edin."

sonra ne mi oldu?

garsona verdim kağıdı, "şu karşı masadaki kıza iletir misin?" diye... şöyle bir baktı kağıda, "sen kimin kız arkadaşına yazılıyon göt" dedi. daldı ağzıma ağzıma, burnuma burnuma! kız, garsonun manitasıymış meğer.

şaka len şaka...

hatunun masasındaydım otuz saniye sonra:))

-afedersiniz hanfendi, burak cem sivrioğlu'nu tanıyor musunuz?
+yooooo
-artık tanıyorsunuz :)))

-merhaba bir adres sorabilir miyim?
+tabi buyrun.
-hoşunuza nasıl gidebilirim?
+ay şapşiktoş yaaaa dilara ben.
-ben de taylan.

+ pardon hanımefendi, parfümünüzün markasını öğrenebilir miyim?
- ne yapacaksınız?
+ tanışmamızın yıldönümünde almayı düşünüyorum!
- ham yaparım seni! kaydet numaramı!..