Guns N' Roses'ın Verdiği 15 Yıllık Aranın Ardından Zar Zor Çıkan Albüm: Chinese Democracy

Guns N' Roses'ın zirve dönemi olarak tabir edebileceğimiz 80'ler sonu-90'lar başı döneminin son ürünü, 1993 tarihli The Spaghetti Incident'tan tam 15 yıl sonra çıkan bu albümün ilginç hikayesini aktarıyoruz.
Guns N' Roses'ın Verdiği 15 Yıllık Aranın Ardından Zar Zor Çıkan Albüm: Chinese Democracy

tool en sonunda bir albüm çıkardı da son yılların en büyük geyik malzemelerinden biri olan "ya tool'un albümü bir türlü çıkmadı" muhabbeti sona erdi. bu bir türlü çıkmayan albüm hikayesi sadece tool'a özgü değil elbette. hardwired... to self destruct çıkmadan her sene metallica'ya da yapılırdı. system of a down için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. ama hayranlara ucundan ucundan bir şeyler gösterip, bir türlü albümü yayınlamama olayının mihenk taşı elbette guns n' roses ve chinese democracy. hatta diğerlerinden farklı olarak albümün adının yıllardan beri belli olması, bu beklentiyi daha da somut kılıyordu. dönemin meşhur geyiği "neredeyse çin'e demokrasi gelecek ama albüm hala çıkmadı" idi. kasım 2008'de albüm çıktığında ne guns n' roses bildiğimiz guns n' roses'dı, ne axl rose bildiğimiz axl rose'du, ne de müzik dünyası gnr'ın fırtına gibi estiği 80'ler sonu 90'lar başı gibiydi.

hikaye uzun, çok fazla isim var

o yüzden kronolojik olarak değil de konu başlıklarıyla ilerleyelim.

ilk soru şu: bildiğimiz guns n' roses nasıl dağıldı? konumuz chinese democracy olduğu için use your illusion'dan sonrasına bakacağım. grubun ritim gitaristi izzy stradlin, grubun bu kadar büyümesinden memnun değildi. double albümler, pahalı klipler, yıllarca süren pahalı turneler, onun kafasındaki saf hard rock'tan çok uzaktı. rose'un da gitgide grup içinde bir despot haline gelmesi de işleri kolaylaştırmadı ve stradlin gruptan ayrıldı. stradlin'in ayrılması gruptaki depremin ilk işaretiydi. tracii guns bir röportajında stradlin'in çok sağlam bir gitarist olmamasına rağmen bütün grubu ne kadar iyi bir şekilde bir arada tutup, motive ettiğini anlatır. o gittiği anda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı belli olmuştu. stradlin'in yeri apar topar gilby clarke ile dolduruldu çünkü turne devam etmeliydi. ama clarke, hiçbir zaman rose'un içine sinmedi ve turne bitince grupla iletişimi kesildi. hatta clarke, önce yatan maaşının kesildiğini gördü, sonra da grubun ondan habersiz olarak interview with the vampire filmi için sympathy for the devil cover'ını yayınladığını gördü. clarke'ın büyük bir the rolling stones fanı olması, bu olayı clarke için ekstradan acı bir hale getirmişti. bu cover'da rose, çocukluk arkadaşı olan gitarist paul tobias'ın clarke'ın yerini doldurmasını istedi. hatta tobias'ın slash'in gitarlarının üstüne ondan habersiz bir şekilde eklemeler yapmasına izin vermişti. bu slash için bir hakaretti. slash, bir yandan da solo çalışması slash's snakepit ile beklenmedik bir başarı kazandı. slash'in solo başarısı, grupta söz hakkını kaybetmesi, tobias'ın gitarist olarak slash'e sorulmadan gruba dahil edilmesi derken, slash ekim 1996'da gruptan ayrıldığını açıkladı. rose ise mtv'te faks çekerek, slash'in 1995 sonundan beri gruptan ayrı olduğunu söyledi. rose'un bu faksı ilk olmayacaktı çünkü rose bu dönemde kendini medyadan soyutlayıp, dış dünya ile sadece faks ve mektup ile iletişim kuracaktı. 1997 başında rose'u gitarist seçimleri başta olmak üzere birkaç konuda eleştiren davulcu matt sorum'un da bileti kesildi. 1997'nin ortalarında ise bas gitarist duff mckagan, yeni gnr'a artık dayanamayıp gruptan ayrıldı. böylece etliye sütlüye karışmayan klavyeci dizzy reed ile rose, grupta dımdızlak kaldı.


axl rose'un grup için çizdiği yol neydi?

rose dışındaki gnr üyeleri saf rock'n'roll çalmak isteyen adamlardı. tabii ki farklı görüşleri vardı. mesela duff mckagan tam bir punk rock hayranıydı. stradlin, biraz daha blues tarafındaydı. slash ise hard rock'a daha yatkındı. rose ise gruba ballad'ları, orkestral düzenlemeleri getiren kişiydi. hatta november rain, estranged gibi oldukça pahalı, film gibi klipler çekerek, grubun imajını da müzikleri gibi parlatmak istiyordu. use your illusion turnesi bitip, 1995'te yeni şarkılar için stüdyoya girildiğinde müzik dünyası tamamen değişmişti. grunge'ın sahiciliği glam ve hair metalin gösterişini öldürmüştü ancak grunge'ın da ömrü pek uzun sürmemişti. endüstriyel rock geniş kitlelere ulaşmaya başlamıştı. elektronik müzik, rock müziğin içine daha fazla dahil ediliyordu. alternatif metal, metal müziğin sınırlarını kaldırıp, müziğe yeni ufuklar açtı. bunların bazıları zaman içinde bir başka yükselen trend nu metal'e dönmeye başladı. rose da bunlara kayıtsız kalmadı. özellikle nine inch nails ve u2'nun son dönem çalışmalarını zevkle dinliyordu. bu nedenle yeni gnr'ın birçok üyesi ya nine inch nails'te çalmış ya da gruptan ayrıldıktan sonra rotasını oraya kırmış müzisyenlerden oluştu. chinese democracy, elbette bir endüstriyel rock albümü değil. ama özellikle gitarlardaki efektler, arka planda yer alan sample'lar, davul pasajları, grubun elektronikaya ne kadar fazla göz kırptığını gösteriyor. axl rose'un müzikal olarak zaman içinde ne kadar değiştiğini söylerken, fiziksel ve mental olarak da bu dönemde büyük bir değişiklik geçirdiğini belirtmek lazım. 1990'ların ikinci yarısında incecik ve enerjik axl rose gitmiş, yerine kilo almış, konserlerde nefes nefese kalan, eskisinden daha da nemrut bir axl rose gelmişti. 2001'de tekrardan konserlere başlayana kadar pek fazla medyaya görüntü de vermemişti. bu konserlere çıktığında görüntüsüyle de çok dalga geçildi. özellikle 2002 mtv video müzik ödüllerinde yıllardan sonra televizyona çıktığında zayıflamış sesinin yanısıra örgülü saçları ve botokslu yüzüyle de manşetlere konu oldu.

2001'de Rose.

axl rose'ın yeni grup arkadaşları kimler oldu ve ilk çıkardıkları ürün ne oldu?

bir ara grubun ikinci gitarist olarak zakk wylde'ı deneseler de rose'un kafasındaki yeni müzik tarzını wylde ile yansıtamayacaklarını bildikleri için grubun gitaristi uzun bir süre paul tobias olarak kaldı. slash ayrılınca yeri nine inch nails'ten robin finck ile dolduruldu. davulda yine nine inch nails'ten chris vrenna ve pearl jam'dan dave abbruzzese denendikten sonra 1997 ortasında josh freese davulun başına oturdu. bas gitara tommy stinson geldi. grubun daha elektronik bir hale gelmesi için klavyeci dizzy reed'in yanına ikinci bir klavyeci olarak chris pitman eklendi. prodüktör olarak önce rock müziği çok seven bir elektronik müzik sanatçısı moby seçildi. daha sonra gnr'ın eski prodüktörü mike clink, ardından youth denendi ve en sonunda da marilyn manson ile çalışmış sean beavan'da karar kılındı. bu dönemde grup birçok şarkı kaydetti. "prostitute" ve "this i love" bunlar arasında ismi değişmeden kalanlardan oldu. bu şarkılardan oh my god, 1999'da yıllardan sonra gnr'ın yayınladığı ilk şarkı oldu. şarkı end of days filminin soundtrack'ine dahil edilmişti. şarkı büyük bir heyecanla bekleniyordu. gel gelelim, şarkı bildiğimiz gnr'dan çok farklı olarak bol efektli, çok kalabalık, çorba gibi bir şarkıydı. prodüksiyonunun kalabalıklığı yetmezmiş gibi dave navarro ve rose'un gitar hocası gary sunshine ekstra gitar, sean riggs da ekstra davullar kaydetmişti. şarkı çıktığında rose, bir faksında mckagan ve sorum'lu dönemde bu şarkı üstünde çalıştıklarını ama ikilinin şarkıyı anlamadıklarını söylemişti. bence zaman mckagan ve sorum'u haklı çıkardı. oh my god başarısız olunca beavan da projeden ayrıldı ve queen'in prodüktörlerinden roy thomas baker, gruba kayıtlarda yardım etmeye başladı. hatta ve hatta brian may'i "catcher in the rye" şarkısına bir solo kaydetmesi için ikna etti. maalesef yıllar sonra albüm çıktığında may'in gitar solosu kayıtlardan çıkarılmıştı. sadece o mu? shaquille o'neal bile bu albüm için bir şarkının şarkının üstüne doğaçlama rap yapmıştı ancak bu da albümün son halinde yer almamıştı.

Sean Beavan ve Marilyn Manson

grubun yolu buckethead ile nasıl kesişti ve sahnelere dönüşü nasıl karşılandı?

1999 yılının sonunda artık grubun yeni albümünün adı belli oldu: chinese democracy. albümün adı belli olsa bile sorunlar bir türlü bitmiyordu. oh my god'ın kayıtları sırasında gitarist finck, nine inch nails'e geri döneceğini açıkladı. rose, yeni gitaristi için çok radikal bir karar verdi. grubun davulcusu freese'den buckethead'e ulaşmasını istedi. buckethead'i herhalde bilmeyen yoktur ama yine de kısaca tanıtmakta yarar var. en iyisi the ballad of buckethead'in nakaratına göz atmak: "kümeste doğdu, kafeste büyüdü, çocuklar ondan korktu, eleştirmenler köpürdü, o yarı canlı, yarı gebermiş, insanlar ona kova kafa demiş". yüzü maskeli, kafasına kfc kovası geçirmiş, gizemli bir gitar virtüözü olan buckethead, rose'un teklifini ucunda iyi para var diye kabul etti. buckethead'in müziğinin de elektronik müzik ile dirsek teması olması ve rose'un yeni gnr'ının endüstriyel havasına uyabilecek olması da aslında çok garip gözüken bu ortaklığın o kadar da garip olmadığını düşündürüyordu. bu sırada freese de gruptan ayrılma kararı aldı ve a perfect circle'a odaklandı. yerine primus'ta çalan ve buckethead'in de arkadaşı olan bryan mantia geldi. bu sırada finck de gruba tekrardan geri dönünce, gnr'ın birdenbire üç gitaristi olmuş oldu. 1 ocak 2001'de guns n roses, uzun yıllar sonra ilk konserini verdi. yeni albümden şarkılar da bu konserlerde görücüye çıkmaya başladı. ama tabii ki rose daha yeni elemanlarıyla ikinci konseri olan rock in rio'nun başında bir şarkının ortasında slash t-shirt'ü giyen bir hayranını konserden attırdı ve eski grup elemanlarına saydırmayı ihmal etmedi. hatta tam olarak "biliyorum ki bir çoğunuz tanıdığınız ve sevdiğiniz bazı insanların burada bizimle olamamasından ötürü hayal kırıklığına uğradınız. duyduğunuz ve okuduklarınız bir yana, bazı insanlar, yani eski arkadaşlarım, benim burada olmamam için ellerinden geleni yaptılar. bu yüzden onların ben a.k. ben de sizin kadar üzgünüm ve hayal kırıklığı içindeyim çünkü oasis gibi bir şekilde geçinebilmeyi başaramadık." 2002'de orijinal kadronun dağılmasında payı olan tobias, grubun turne programını kaldıramayacağını düşünerek ayrıldı ve yeri richard fortus ile dolduruldu. yukarıda bahsettiğim ve bence hayal kırıklığı olan mtv performansının da dahil olduğu bir turne başladı. ama turnenin sonu gelemedi. rose'un kaprisleri, beklenenden düşük bilet satışları derken turnenin son konserleri iptal oldu. hatta bazı konserler başlamadan kısa bir süre önce iptal edilince dinleyiciler çığrından çıkıp, konser salonlarına zarar verdiler. grup bu başarısız geri dönme çabasından sonra 2006'ya kadar bir kez daha kepenkleri indirdi. grup, stüdyoda kayıtlar yapmaya devam etse de buckethead, grubun ne turneye çıkabildiğini ne de bir albümü tamamlayabileceğini gördüğü için 2004 yılında gruptan ayrılma kararı aldı.

Buckethead

grup, 2006 yılında hem stüdyoya hem de sahnelere geri döndü

buckethead'in yeri ron "bumblefoot" thal ile dolduruldu. axl rose kendi prodüktörlüğünü kendi yapma kararını aldı ama yardımcı olarak özellikle stone temple pilot albümlerinde teknisyen olarak çalışan ama pek de bir prodüktörlük tecrübesi olmayan caram costanzo'yu yanına aldı. joe satriani'nin prodüktörü eric caudieux da grubun kayıtlarında ikiliye yardımcı oldu. kayıtlarda ilerleme kaydedildikten sonra mayıs ayında grup bir turne daha patlattı. ben de bu turnenin istanbul ayağında grubu seyretme şansı bulup, grubun performansından oldukça memnun kalmıştım. hatta bundan 13 yıl önce konser için girdiğim entry'de yeni şarkılarla ilgili şöyle demişim: "doğrusunu söylemek gerekirse axl ve saz arkadaşları olarak bekliyordum grubu. çok yanılmadım ama yine de beklediğimden çok grup ruhu vardı". bu turnede izzy stradlin de gruba istanbul dahil olmak üzere bazı konserlerin bazı şarkılarında eşlik etmişti. tabii ki de reunion dedikoduları başlamıştı ama gerisi gelmedi. 2006 yılında artık internetin hızlanması ve şarkı paylaşımının kolaylaşması ile guns n' roses'ın yeni şarkılarının konser versiyonları elden ele dolaşıyor, bazı şarkıların demo versiyonları da bir şekilde internete sızıyordu. yani chinese democracy parça parça, düşük kalitede de olsa, bir yapboz gibi artık bir araya geliyordu. bu arada bir davulcu değişikliği daha yaşandı ve frank ferrer gruba dahil oldu. bu da albüm çıkmadan önceki son eleman değişikliğiydi. kasım 2008'de, 1991 tarihli use your illusion'lardan sonra çıkan ve orijinal şarkılardan oluşan ilk albüm olan, chinese democracy en sonunda yayınlandı.

O dönemde Guns N' Roses

albüme genel olarak baktığımızda ilginç bir sentez duyuyorum

herkesin bildiği, sevdiği guns n' roses tamamen kaybolmuş değil. pek fazla appetite for destruction havası olmasa da use your illusion dönemi guns n' roses'ından çok ciddi bir farklılık olduğunu söyleyemem. axl rose'un vokalinin enerjisi belki eskiye göre azıcık daha düşük ama genel olarak hala çok güçlü bir vokal. ama eski albümlerden farklı olarak ciddi bir elektronik dokunuş albümde kendini fark ettiriyor. bu dokunuşlar bazı şarkılarda nine inch nails havasını yakalamalarını sağlayacak kadar güçlü ama genel olarak neredeyse bütün şarkıların altyapılarına bu dokunuşlar yedirilmiş. özellikle chris pitman, albüm kayıtlarına bas gitar programlama, davul programlama, davul makinası, sampling, synthesizer gibi birçok farklı tat getirince en rock şarkılarda bile arka planda biraz yapay bir altyapı duyuyoruz. bunlar da albüm boyunca gerçek bas gitar ve davulun performansını arka plana atmış. bunun yanında buckethead'in varlığı gitarların diğer gnr albümlerinden çok daha farklı tınlamasına neden olmuş. buckethead'in gitar sound'unu ben çok sevdiğim için çok dert etmedim ama gnr'ın klasik albümlerini sevenler için sıkıntı verebilecek bir durum bu. slash gibi klasik rock müziğinden etkilenmiş bir gitaristin sololarından sonra buckethead'in oldukça teknik, elektronik ve hızlı gitar soloları çok farklı bir tat. herkesin hoşuna gitmemesini anlarım. albümde elektronik dokunuşlar olduğu kadar, orkestranın da öne çıktığını görüyoruz. albümde 5 şarkıda elektroniğin yanında senfonik düzenlemeler de var. tüm bu tercihler, albümün diğer gnr albümlerine göre biraz daha pop duyulmasına neden oluyor. albüm uzun bir albüm. 70 dakikayı aşan albümde 14 şarkı var - ki bir o kadar şarkı da albüme girmemiş. albüme girmeyen o kadar şarkı varken buradaki bazı şarkıları dinlediğimde grubun tercihlerini biraz sorguluyorum. ama şunu demem lazım. chinese democracy kesinlikle kötü bir albüm değil. belki "axl rose and friends" gibi bir proje albümü olarak yayınlansa daha da başarılı bulunurdu ama axl rose, yaratılışı için o kadar emek verdiği guns n' roses markasını silip atmak istemediğini söylüyor. hakkı da var elbette.

1. Chinese Democracy

albümün ilk şarkısı chinese democracy albümden beklentileri büyütecek kadar gaz bir şarkı. aslında ilk dinlediğimde beğenmemiştim ama haksızlık etmişim. çünkü daha ilk gitar rifi ile birlikte ciddi bir gaz veriyor. bu arada ilk rifi duyduğumuzda, gitarın içine yedirilen efektleri farketmemek elde değil. albüm boyunca da bu tarz efektli bir sert gitar tonu duyacağız. gitar, özellikle nakaratta çok etkileyici bir şekilde kullanılmış. iki tane gitar solosu var. finck'in ilk gitar solosu da oldukça iyi ama buckethead'in gitar solosuna gerçekten hayranım. adam, hem deli gibi shredding yapıyor hem de çok iyi efektlerle solosunu süslüyor. frank ferrer'in davulunun tonu çok ama çok iyi. klavyelerin de şarkının arka planında oldukça meşgul olduğunu söylemek lazım. şarkı, sözleri bakımından protest bir şarkı. 1997 tarihli martin scorsese filmi kundun'dan etkilenen sözleri çin'in antidemokratik uygulamalarını eleştiriyor. özellikle şarkı biterken hem söz olarak (misal "çin seddi'niz sallanmaya başladığında, kendinizi suçlayın") hem de müzik olarak oldukça hararet kazanıyor.

2. Shackler's Revenge

bu kadar iyi bir girişten sonra albümde en az sevdiğim şarkı olan shackler's revenge ile devam ediyoruz. bu şarkı albümden resmi olarak yayınlanan ilk şarkıydı. hatta oldukça düşük bir kalitede çıkan mp3'ünü heyecanla download ettiğimi hatırlıyorum. beğenmememi önce o mp3'ün kalitesizliğine bağlamıştım ama daha kaliteli versiyonlarını dinleyince de şarkıya içim ısınmadı. genel havası oh my god'ı andırıyor. oldukça endüstriyel bir sound var. hatta bu sound biraz fazla abartılıp, kakafonik bir hale gelmiş. davul kaydı çok yapay geliyor. bumblefoot'un solosu da bir miktar hayal kırıklığı. solo sırasında arkadan gelen "uh uh"lar garip. öte yandan nakaratını güzel yapmışlar. hatta şarkı kapanırken nakaratın arkasına koydukları gitar solo çok başarılı. ama genel olarak baktığımızda, gnr ile pek alakası olmayan, garip bir elektro rock şarkısı olarak görüyorum bu eseri.

3. Better

anladığım kadarıyla albümün en çok tutulan şarkılarından biri better. buna pek fazla katıldığımı söyleyemeyeceğim. kötü şarkı olduğundan değil de albümde çok daha iyi şarkılar olduğundan dolayı diyorum bunu. shackler's revenge'ten kesinlikle daha iyi, orası kesin. şarkı biraz parça parça. mesela şarkıda enerjisini en çok sevdiğim yer "i never wanted you to be so full of anger" diye başlayan bölüm - ki bu bölümün şarkının geri kalanı ile çok fazla alakası yok. mesela bu bölümden sonra gelen, kısa, elektronik kokulu ama çok kaliteli bir gitar solosu var. sanırım bu şarkının bestesini ve aranjmanını üstlenen finck'in çaldığı bir solo bu. burası da şarkının geri kalanı ile pek alakasız ama kendi içinde oldukça iyi. yukarıda bahsettiğim bölüm başta olmak, şarkının geneli axl rose'un sesinin halen ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. sevmediğim kısımlarına gelince introsunu oldukça rahatsız edici buluyorum. gitarın çaldığı ve daha sonra axl rose'un da vokalle destekliği melodiyi sinir bozucu bulmamla beraber, intro'daki gitar tonu freddy krueger'ın bıçaklarıyla çıkardığı ses kadar sinir bozucu. bir de şarkının içinde farklı farklı pasajların birbiriyle pek iyi bağlanmaması better'ın derli toplu bir şarkı yerine bir takım fikirler kolajı gibi durmasına neden oluyor.

4. Street of Dreams

albüm çıkmadan konser performanslarından bildiğimiz street of dreams, ya da o dönemki adıyla the blues, albümün en sevdiğim şarkılarından biri. use your illusion'a koysan sırıtmayacak bir şarkı bu. ilk versiyonunu daha saf bir rock şarkısı olarak hatırlasam da piyanoyla ve yaylılarla daha görkemli bir hale getirilmiş. şarkının bestecilerinden olan dizzy reed'in girişte ve şarkının sonlarına doğru çaldığı piyano rifi çok akılda kalıcı ve tatlı. rose'un genel performansı da bence çok başarılı. sadece girişte kulağa hafif arabesk gelen, inlemeli bir vokal tekniği kullanmış. o biraz garip geliyor kulağa. onun dışında eli yüzü düzgün, gitarlarla yaylıların çok iyi buluşturulduğu, hoş bir gnr ballad'ı bu şarkı. düzenlemesini yapan sean beavan'ı da kutlamak lazım.

5. If The World

if the world albümün en garip şarkılarından. gnr ile hiçbir alakası olmayan bir başka şarkı bu. şarkının içinde ne ararsan var, elektronik looplar var, yaylılar, dur kalklar var. en acayip şeylerden biri buckethead'in akustik gitar performansı. çok güzel çalmış, hiçbir lafım yok. ama vokaller girene kadar 2000'ler başındaki herhangi bir pop şarkısı (özellikle de latin pop şarkısı) başlayacak gibi bir hissiyat oluyor. hatta şarkının ortasında şarkının bir an sesinin kısıldığı ve rose'un "la la la la" diye şarkı söylediği bir kısım var ki gerçekten insanı şaşkınlığa uğratıyor. ama burası dışında axl rose şarkıyı söylediğinde klasik gnr hissiyatı almak mümkün. albümde bas gitar çok öne çıkmasa da bu şarkının özellikle yavaşladığı anlarda bas gitara benzer hoş şeyler duyuyoruz ama aslında şarkıda bas gitar yok. şarkının bestecisi chris pitman'ın dijital bas gitar programlamasından gelen sesler bunlar. şarkıdan nefret etmiyorum. hatta albümdeki guilty pleasure'ım bu şarkı olabilir. ama seneler sonra çıkan bir gnr albümünden bu tarz bir şarkı bekleniyor muydu? ondan emin değilim.

6. There Was A Time

there was a time, ki baş harflerinden twat çıkıyor olması tesadüf değil, sözleri sinirli bir ayrılık şarkısı. şarkıda axl ile büyük kavgalar ettikten sonra hayatını başka erkeklerin koynunda geçiren bir hanımefendiye bir sitem var. müzikal olarak o kadar agresif olmasa da belli bir sertliği koruyor. bu şarkıda da bir orkestra performansı bulanmakta. hatta klavyeden geldiğini sandığım bir koro, şarkının girişinde ve sonunda karşımıza çıkıyor. bunların yanında özellikle girişte yine sentetik davulun öne çıktığını görüyoruz. ama genel olarak klasik gnr sound'u ile yeni gnr sound'unun birbirine bu şarkıda iyi geçtiğini söylemek lazım. şarkı biraz gereğinden fazla uzun ama buckhethead'in sonundaki solosu yine çok iyi. albümün zirvelerinden değilse de oturaklı bir şarkı.

7. Catcher In The Rye

albümün pozitif bir hava veren şarkılarından biri the catcher in the rye. halbuki şarkının sözleri mark david chapman'in john lennon'ı öldürmesi hakkında. şarkının en güzel kısmı kesinlikle sonu (ki ilginç bir şekilde bu albüm şarkılarının outro'larının neredeyse hepsi çok hoşuma gidiyor). axl rose'un vokali oldukça duygulu, bumblefoot'un nefis solosu ile birlikte de çok iyi gidiyor. onun dışında çok akılda kalıcı bir şarkı olduğunu düşünmüyorum. şarkının orijinalinde brian may'in solosunun yer alması ama bu soloyu may'e hiçbir haber vermeden çıkarmaları ve may'in bu duruma üzülmesi, şarkının kendisinden daha fazla akılda kalıcı bir enstantane. keşke en azından bu kayıp versiyonu bir boxset'te falan yayınlasalar. albümde buckethead'in çalmadığı iki şarkıdan biri olduğunu da eklemek lazım (diğeri de this i love).

8. Scraped

albümün kötü introlu şarkılarından biri scraped'e ait. girişteki geri vokaller bir garip, rose'un vokali ise daha bir garip. hatta intronun better'dan bile daha kötü olduğunu söylemek lazım. şarkının kendisi ise kötü olmasa da zayıf. müzikal olarak albümün endüstriyel kısımlarından birini oluşturuyor. enerjisi fena değil. ama rose'un vokal performansı biraz şarkının kalitesini aşağıya çekiyor gibi. çok fazla vokal kaydı üst üste bindirilmiş ve çok fazla tizden söylediği için de insan dinlerken yoruluyor. sözlerinin motive edici olmasını güzel buluyorum, verilen mesaj pozitif. onun dışında çok fazla bir numarası yok. albümün bu anına kadar en az beğendiğim iki şarkının aranjesinde de buckethead imzası olması çok garip çünkü adamın soloları benim için albümün en iyi anlarından. ama aranje olarak kafalarımız uyuşmuyor belli ki.

9. Riad N' The Bedouins

riad n' the bedouins de maalesef albümün zayıf şarkılarından birisi. şarkıda dinlemeyi en sevdiğim anlar buckethead'in gitarından çıkan numaralar. özellikle bu deli gitarist şarkının sonlarına doğru şarkıyı çok iyi süslemiş. ama onun dışında şarkının büyük kısmında axl rose'un "oohh"larını dinliyoruz. sözler pek akılda kalıcı değil. rifler normal. bumblefoot'un solosu fena değil. ama albüm bittikten sonra "ya bu şarkı nasıldı?" diye hep kendime soruyorum çünkü aklımda bir türlü kalamıyor. bu şarkı ile de ilgili bir telif davası açılmıştı çünkü girişte izinsiz bir sample kullanma meselesi olmuştu. halbuki girişteki sample şarkıya hiçbir şey katmıyor. gereksiz bir şarkı ile ilgili gereksiz bir dava diyeyim.

10. Sorry

üst üste ortalama şarkılar geldikten sonra albüm bence sorry ile birlikte tekrardan çıkışa başlıyor. sorry, albümdeki diğer şarkıların havasından çok daha farklı bir havada. hızlı bir şarkı değil, ballad desen ballad değil. hafif gerilimli bir şarkı. axl rose, sesini çok farklı bir şekilde kullanmış bu şarkıda. tizlerini pek kullanmadan, derinden ve öfkesini ya da hoşnutsuzluğunu oldukça belli eden bir vokal performansı var. şarkının sözleri çok büyük ihtimalle eski grup arkadaşlarına yazılmış. mesela "ruhunu sattın ama senin kazanmana izin vermeyeceğim. çok konuşuyorsun, benim konuştuğumu söylüyorsun. fark şu ki seni kimse umursamıyor" diyor. ya da "sana daha önce söylediğim gibi kıçını tekmeleyeceğim". ya da "hiç kimse sana allah'ın cezası bir şey bile borçlu değil. 'sadece sus ve şarkı söyle' lafını nereye koyacağını biliyorsun". şarkının ağır temposu bence çok başarılı. yukarıda dediğim gibi buckethead'in önceki aranjelerini beğenmesem de bu şarkıda en sonunda turnayı gözünden vurmuş. hem de iyi bir solo kaydetmiş. şarkıyla ilgili tek eleştirim sebastian bach ile ilgili. bach'ın bu şarkıda vokal olarak yer alacağını duyduğumda çok heyecanlanmıştım ama bach, nakaratta çok geriden gelen bir geri vokal olarak kullanılmış. halbuki don't cry'da shannon hoon böyle mi kullanılmıştı? bach ve rose'un düeti, hele böyle bir şarkıda, yerle göğü tir tir titretebilirdi. yazık olmuş.

11. I.R.S.

i.r.s ismini her gördüğümde ve şarkıyı dinlediğimde yüzüme bir gülümseme konduran bir eser çünkü i.r.s, abd'de vergi toplamak ile yükümlü internal revenue system'in kısaltması. şarkıda sevgilisine kızan rose, "başkanı ararım, özel detektifi ararım, irs'i çağırırım, fbi'a söylerim" gibi tehditler savuruyor ki çok saçma ve komik. "vallahi seni gelir idaresi başkanlığına söylerim" ile aynı şey bu. bir yandan da amerika'da vergi kaçaklığı konusunun aslında ne kadar ciddiye alındığını gösteren bir detay olduğunu da söylemek lazım. mizah kısmını bir kenara bırakayım, eğlenceli bir nakarat bu. şarkı da genel olarak çok enerjik. buckethead'in yine çok hızlı bir solosu var. dinlemesi zevkli. ama yavaşladığı yerde rose'un yaya yaya, uzata uzata söylediği kısımlar biraz kulağıma batıyor. özellikle şarkının girişinde (ki albümde ne kadar çok kötü intro var ya) bir davul programlama üzerine kaydedilmiş rose'un yavan vokalleri pek zevkli değil.

12. Madagascar

bu albümden november rain, estranged, civil war gibi epik guns n' roses şarkılarının arasına ekleyeceğim şarkı kesinlikle madagascar olur. zaten şarkıda civil war'dan bildiğimiz "what we’ve got here is failure to communicate" repliğinin kullanılması da bu şarkıya çok bariz bir gönderme. hatta "what" kelimesini tam repliği vermeden foreshadowing yapar gibi önden vermeleri aşırı tatlı. orkestral düzenlemesi ile daha ilk dakikadan beklentileri tavan yaptırıyor. bu şarkı da albüm çıkmadan bootleg olarak dolaşımdaydı ama albüm versiyonunda davul programlamanın oldukça öne çıktığını görüyoruz. maalesef biraz yapay duyuluyor. şarkının tek aksayan yeri bu olabilir. onun dışında şarkının anlattığı yalnız ama güçlü bir adamı axl rose, sesi ile yansıtmayı çok iyi başarmış. orkestranın şarkının boşluklarını çok iyi doldurduğunu duyuyoruz. gitarlar canavar. şarkının içinde sample'lar çok iyi kullanılmış. martin luther king, jr.'ın "i have a dream" konuşması özellikle şarkıyı daha da güçlü kılıyor.

13. This I Love

albümün en güçlü şarkılarından bir diğeri de this i love. bu şarkıyı da gnr'ın klasik ballad'ları arasına çok rahat sokarım. zaten şarkı da aslında 1993 civarında yazılmış. yani gnr'ın gnr olduğu zamanlardan bir şarkı. aslında sadece dört akordan oluşan, oldukça basit bir yapısı var. ama axl rose'ın hisli vokali şarkıyı alıp götürüyor. şarkının kıtalarında pesten tize tizden pese inerek hiç sıkıcı olmayan bir performans gösterdikten sonra nakaratlarda sesinin gücünü bir kez daha gösterirken, sesi şarkının sözlerindeki acıyı çok iyi yansıtıyor. albümün sadece axl rose tarafından yazılmış tek şarkısı olan this i love böylece vokaliyle, sözleriyle ve rose'un çaldığı piyano ile tam bir axl rose şovu. bunun yanında çok iyi bir orkestral düzenlemeye sahip. hatta davullar girmeden arpı, davullar girdikten sonra da korno ve kemanları duyabiliyoruz. robin finck de şarkının genel havasına uyan, çok duygusal bir gitar solo kaydetmiş. şarkı bittiğinde her zaman şöyle bir silkinip tekrardan kendime gelesim geliyor. öyle vurucu, etkileyici bir eser bu. hatta albümün en iyisi demekten çekinmiyorum.

14. Prostitute

prostitute'u bon jovi'nin crush albümüne koysan sırıtmaz. öyle bir pop rock havası var şarkıda. brian mantia'nın çaldığı davul düzenlemede oldukça öne çıkarılmış. hatta özellikle başlarda axl rose, sadece bir davul beat'inin üstüne şarkı söylüyor gibi. ama şarkının devamında orkestranın şarkının altyapısında ciddi bir yer tuttuğunu dinliyoruz. nakaratta şarkının bir tık sertleştiğini söylemek lazım. onun dışında şarkıyı albümün dinlemesi güzel ama çok da fazla akılda kalmayacak şarkılarından birisi olarak görüyorum. sözlerde axl rose'un aynaya bakıp kendinden bahsetmesi de axl rose gibi egolu bir adamdan çok da beklemeyeceğimiz bir hareket. kendisinin ticari bir meta haline gelmesine dair sözleri, axl rose'un gnr yüzünden hissettiği baskıya ve özellikle bu albüm için gösterdiği çabalara değiniyor gibi.

albüm çıktıktan sonra "onlarca sene beklediğimiz albüm bu muydu?" tadında bir tepkiyle karşılaştı

eleştirmenler grubun değişen müzikalitesinden dem vurup eleştirdiler. albüm çok da büyük bir hit çıkarmadı. klipleriyle meşhur gnr, bu albümü dikkat çekici single'larla kliplerle de desteklemedi. ama 2011 sonuna kadar turneye devam ettiler. öte yandan bu dönemde slash'in gnr'dan daha başarılı olması bana her zaman çok etkileyici gelmiştir. gruptan ayrılan bir gitaristin gruptan daha başarılı hale gelmesi herhalde neredeyse hiç görülmemiş bir şey olsa gerek. slash ve diğer grup elemanları bu dönemde velvet revolver olarak hem muzikseverlerden hem de eleştirmenlerden büyük ilgi gördü. daha sonra slash hem solo albümü hem de myles kennedy ile yaptığı albümlerle dikkat çekti. yine de slash'in de içinde gnr bir ukte kalmıştı ki slash ve duff mckagan 2016 yılının başında resmi olarak gnr'a döndü. beni en sevindiren şeylerden biri yeni turnede chinese democracy'yi göz ardı etmemeleri oldu. slash, hiçbir kapris göstermeden başka gitaristlerin çaldığı soloları çalıp, albümdeki şarkıları övmekten çekinmedi. şimdi gnr, yeni bir albüm üstünde çalışıyor diyorlar. göreceğiz. sadece chinese democracy'yi beklediğimiz kadar beklemeyelim yeter.

3/5 verdim gitti.

albümü en iyi anlatan şarkılar: madagascar, street of dreams, scraped

Evde Oturarak Mezun Olabilmeyi Sağlayan Güzel Olay: Online Üniversite

Pek Çok Kişiyi Türkçe Rock'a Isındıran Efsane Duman Albümü: Eski Köprünün Altında

Sezen Aksu'nun, Yıldız Tilbe ve Uzay Heparı İlişkisinin Ardından Yaptığı Albüm: Deli Kızın Türküsü