Homo Sapiens, Nasıl Oldu da Zaman İçinde Konuşabilme Özelliği Kazandı?

Bir zamanlar ses namına yaptıkları homurtudan ibaret olan insanlar, neler sonucu konuşabilmeye başladı? Ses, fosil bir kanıt bırakmadığı için kesin konuşmak zor ancak dilin evrimine dair bir şeyler söyleyebiliriz.
Homo Sapiens, Nasıl Oldu da Zaman İçinde Konuşabilme Özelliği Kazandı?
iStock

insanları diğer hayvanlardan ayıran şeylerden biri de kuşkusuz dil kullanma yeteneğidir. peki bu özellik ne zaman ve neden gelişti? 

dilin kökeni hakkında birçok bilim insanının kuramları bulunmakta. şurada açıklamaya çalışmıştım:


üzerinde anlaşılan dönem 40 bin yıl öncesine dayansa da gerçek anlamda konuşmayı daha öne çeken bilim insanları da bulunmakta.

peki ya dilim evrimi hakkındaki kuramlar? aynı bilim insanları ve bazı evrimsel psikolog ve antropologların konu hakkında henüz netleşmemiş ve ortak bir karara varılmamış görüşleri mevcut.

dil, yapısı gereği fosil ve arkeolojik iz bırakmaz

bu yüzden üzerinde çokça spekülasyon yapılabilir. bazı araştırmacılar gırtlak yapısının kuyruksuz maymunlardan sonra değiştiği ve konuşmayı sağladığı bilgisini tarihi ve biyolojik bir kayıt olarak sunarken; bazıları da konuşma geni diye bir gen olduğundan bahsederler. daha geniş bir araştırmacı grubu ise, erken sanat veya sofistike araç yapımı becerileri gibi sembolik yetenekler gibi dolaylı yaklaşımları kullanırlar.

nature’da yayınlanan bir makaleye göreyse, insan dili, atalarımızın araç yapmasına yardımcı olmak için evrimleşmiş olabilir. konuşmanın insan evriminin başlarında ortaya çıkmış olabileceği sonucuna varıyorlar çünkü konuşmak, atalarımızın birbirine taş alet yapmayı (ki türün hayatta kalması için gerekli olan başarılardan bir tanesi) öğretmelerini kolaylaştırdı.


berkeley, california üniversitesi'nden psikolog thomas morgan liderliğindeki bu ekip, dilin kökeni ve evrimi sorununa çok farklı bir şekilde yaklaştı. alet ve araç yapımını dil yeteneği için bir araç olarak düşünmek yerine, dilin modern insanların bu tür araçları yapmayı öğrenmesine nasıl yardımcı olabileceğini araştırdılar.

araştırmacılar, ingilteredeki bir üniversitede okuyan 184 kişilik bir öğrenci grubunu denek olarak kullandı ve bunları beş gruba ayırdı. her gruptaki ilk kişiye arkeologlar, yaklaşık 2.5 milyon yıl önce başlayan erken insanlar tarafından üretilen oldukça basit taş aletleri içeren “oldowan (tanzanya'da bir bölge) araçları” adı verilen eserlerin nasıl yapılacağını öğrettiler.
bu aletleri elde etmek için gerekli ekipmanlar, çekiç görevi gören bir taş ile alet olarak kullanılacak yontulmamış başka bir taş idi. birbirlerine uygun açı ve vuruşlarla vurarak istenilen av aleti elde edilebilecekti.

beş grubun her birindeki öğrenciler oldowan aletlerini farklı şekillerde üretmeyi öğrendiler.
ilk gruptaki deneklere bir çekiç ve bitmiş bazı örnekler verildi ve sadece kendileriyle başa çıkmaları söylendi.

bir sonraki grupta öğrenci, sadece ilk yapılışı izleyerek ve aralarında hiçbir etkileşim olmadan yaptıklarını kopyalamaya çalışarak araçların nasıl yapılacağını öğrendi.

üçüncü grupta, denekler aktif olarak birbirlerine ne yaptıklarını gösterdiler, fakat dokunmalarına izin verilmedi.

dördüncü grupta, mimik ve işaret etmeye izin verildi ancak konuşma yasak.

beşinci grupta ise “öğretmenin” “öğrenen” ile konuşmasına ve neyin gerekli olduğunu söylemesine izin verildi.

her grupta, her öğrenci bir sonraki turda öğretmen oldu. bu şekilde, toplamda 6000'den fazla oldowan aletleri üretildi.

deneyin sonuçları beklendiği gibi, tek başına oturan ve oldowan aletlerini sadece örneklerine bakarak “tersine mühendislik” yapmaya çalışan denekler sınırlı bir başarı elde ettiler.
diğerlerinin araçları yapmasını izleyen öğrenciler arasında performans çok az gelişti.
sadece el ile veya sözlü öğretime izin verilen gruplar önemli ölçüde performans gösterdi.
son gruptaki performans, diğerlerini dörde katladı.


araştırmacılar, bilinen en eski alet yapımı teknolojisinin bile 2 milyon yıldan fazla bir süre önce başarılı bir şekilde yayılmasının, öğretim kapasitesine ve muhtemelen de sözlü dilin başlangıcına (araştırmacıların protolanguage dediği) başlamasına ihtiyaç duyacağı sonucuna vardı. (pek çok araştırmacı, bu deneylerde etkinliğini açıklayabilen, konuşma iletişiminin konuşma dilinin başlangıcı olduğunu düşünüyor.)

ekip ayrıca “oldowan araçlarını yapma becerisini hızlı paylaşma becerisinin birçok fayda getireceğini” de ifade ediyor. sistemde oluşacak doğal seçilim süreci de daha iyi araçlar üretenlerin uyum sağlama yeteneklerini arttıracak; ilkel dil yetenekleri de daha iyi araçlar üretirken yavaş yavaş gelişecekti. bu da dili sonunda bugün konuştuğumuz tam gelişmiş, anlamsal olarak karmaşık dillere götürecekti. bu deney bir nevi öğretim ve sembollerin aktarım gücünü güzel bir şekilde gösteriyor.

deneye karşıt birkaç bilim insanı da deneyi mantıklı bulsa da, deneysel sonuçlarının arkalarındaki teori için doğrudan kanıt olarak kabul edilemeyeceği konusunda uyarıyor. çünkü deneklerin zaten dilleri var ve onlar dil ile büyüdüler ve bu nedenle deneklerin birbirleriyle konuştuklarında daha etkili bir şekilde öğrenmeleri beklenir. bunun yanında tersine mühendislik için deneyde verilen süre kısa tutulduğu için onların durumu kavrayıp iyi bir iş çıkartmaları zor olmuştur. erken zamandaki atalarımız içinse bu durumlar geçerli değildir. onlar dil ile değil taş ile büyüdüler.

deney yine de dilin sembolik öğrenme üzerindeki etkilerini deneysel olarak sınayabildiği için kayda değer tutulmalıdır diye düşünüyorum.

grupların çalışmasına dair görsel


ilgili makale: https://www.nature.com/articles/ncomms7029

derleyici kaynak: https://www.sciencemag.org/…ur-ancestors-make-tools

Dilin nasıl çeşitlendiğine dair

harvard'lı evrim biyolojisi profesörü andrew berry'nin seminerine katılmıştım. dilin evrimi ve insanların evrimi arasındaki bir bağlantıyı anlatmıştı hala hatırlarım. ilk insan topluluklarını afrika'da hayal edelim. heterojen bir topluluk olsun fenotipik olarak. yani her çeşitten insan var görünüş olarak.

diyelim bu topluluğun yüzde önlük bir kısmı göç etsin asya'ya. ve bu yüzde önlük kısım insanlar da afrika'daki topluluğu fenotipik olarak tam temsil etmesin ve baskın karakter çekik gözlülük olsun diyelim.

asya'ya gidenler çoğalınca vs yine baskın karakter çekik gözlülük olacak. ama yine de heterojenlik söz konusu. sonra bu asya'ya giden göçebelerin bir sonraki neslinin yüzde onluk bir kısmının da avrupa'ya doğru göç ettiğini düşünün.

ve yine bu yüzde onluk kısımda baskın karakter diyelim mavi gözlü olmak olsun. böylece avrupa'ya gidenler, mavi gözlülerin çoğunlukta olduğu bi topluluk olmuş oluyor. afrika'da kalanlara göre çeşitlilik daha az. gittikçe homojenleşen bir topluluk meydana çıkıyor.

işte dillerin fonem sayısı da aynı böyle bir etkiye maruz kalıyor. bugün dilleri fonem sayısına göre sıraladığınızda afrika dilleri en çok fonem sayısına sahip dil çıkar. sayısını unuttum ama 200 civarı fonemi olan diller var. yani fonem sayısındaki çeşitlilik çok fazla. bu sayı asya ve avrupa dillerinde azalmakta. orta seviyede diyelim. ama yeni zelanda yerli halkının fonem sayısı en düşük. tam emin değilim sayıdan ama 12 idi galiba.

12 fonemle nasıl konuşuyorlar? derseniz şöyle diyeyim, tabii ki tekrarla. yani bir sesi birden fazla kere kullanıyorlar. böyle olunca da kelimeleri çok uzun oluyor. mesela en basitinden yeni zelanda'nın yer isimlerine bi göz atın. parapara, takaka...

yani bir bakıma etkileşim azaldıkça çeşitlilik de gelişememiş diyebiliriz. aynı insanların fenotipik olarak daha az çeşitli olması gibi.

İnsanoğlunun Soyut Şeylere İlgisinde Net Bir Artışın Yaşandığı Dönem: Üst Paleolitik Devrim