Homo Sapiens'in Konuşma Becerisi, Primat Döneminden İtibaren Nasıl Evrimleşti?

Konuşmanın fizyolojik ve nörolojik kökenleri ile evrimine dair, oldukça öğretici ve düşündürücü bir yazı. Sözlük yazarı "uzaydangelenfare" anlatıyor.
Homo Sapiens'in Konuşma Becerisi, Primat Döneminden İtibaren Nasıl Evrimleşti?
iStock

1) Gırtlak yapısı ve konuşma arasındaki bağlantı

üst not: dilin kökeninden bağımsız olarak konuşmanın fizyolojik ve nörolojik kökenleri ve evrimine dair bir yazı içermektedir. konu, elbetteki bilim adamlarının üzerinde henüz anlaşmaya vardığı bir konu değil, tıpkı dilin kökeni gibi.

fosiller üzerinde çalışan bilim insanları konuşmak için gerekli iki özellik üzerinde durmuşlardır:

1. beyinde bulunan wernicke ve broca alanları
2. ses üretimi için gerekli, gırtlaktaki larinks ve farinks bölgelerinin konumları

yapılan fosil araştırmalarında, homo habilise ait bir kafatasında wernicke merkezinin bulunduğu parietal lobun alt kısmının geliştiği ve kafatasına belirgin bir kabartı şeklinde iz bıraktığı ortaya çıkmıştır (kaynak philip tobias). bu türlerden önce yaşayan insansı grupların kafataslarında böyle bir belirgin işarete rastlanmamıştır. aynı şekilde dil ile temsil edilen bir diğer alan olan broca alanı da homo habilis kafataslarında belirgin olarak iz bırakırken; insansılarda böyle bir işaret bulunamamıştır.

bunun dışında homo habilis türünde üretilen taş aletlerin kesim şekillerine bakılarak tespit edilen sağ el kullanım baskınlığı da bu türde görülen beyin lobları arasındaki fonksiyonel gelişme ve farklılığına işaret eder.

peki tek el baskınlığı neyi ifade eder? bilindiği kadarıyla günümüz primatları da dahil homo türü dışında hiçbir tür de tek el baskınlığı “tür bazında” görülmemektedir. tek el baskın kullanım, beynin iki lobunun fonksiyonel olarak özelleştiğini gösterir. broca ve wenicke alanları da beynin sol lobunda (solaklarda genellikle sağ lob) özelleşmiştir. sağ elin baskın kullanıldığı beyinlerde sol lob daha çok gelişmiştir. broca ve wenicke alanlarının da sol lobda özelleşmesi hem beynin mevcut karmaşık olaylarla başa çıkabilmek için daha da geliştiği ve evrildiğini ifade eder hem de sağ elden dolayı (solaklarda genelde tersi olmuştur) gelişen sol beynin, broca ve wernicke alanlarının da bu lobda gelişmesini sağladığını ifade eder. konuşma dilinde el kullanımın (jestler) ne kadar önemli olduğu düşünülürse enerji sarfiyatı açısından iki işlevin neden aynı lobda özelleştiği de açıklanabilir.


bir de belirtilen ikinci özelliğe odaklanalım

sesler soluk borusunun hemen üst kısmındaki bir boşluk içinde üretilirler. bu boşluk yutak, gırtlak, burun ve ağız boşluklarından oluşur.  uzmanlar sesle iletişim için gırtlak bölgesini larinks ve farinks şeklinde ikiye ayırırlar. farinks, ağız ve burun boşluğunun birlikte ifade edildiği ana yapıyı oluştururken; larinks adem elması diye adlandırılan, akciğerlerden gelen havayı geçiren bölge olarak tanımlanabilir. larinkste bulunan kıkırdaklı bölgeye gelen hava, burayı titreştirir ve ses ortaya çıkar.

insan dışındaki tüm canlılarda larinks, yukarıda bulunur (ağız boşluğunun hemen çıkışında). larinks, sadece insanlarda daha aşağıdadır. farinks büyümüştür, ağız boşluğu ise küçülmüştür. bu da insanların yemek yerken nefes almalarını engellemiş, aynı şekilde insanları, yediklerin yemeklerin soluk borularına kaçma ve ölüm tehlikesi ile baş başa bırakmıştır.

diğer canlılarda larinksin yukarıda olması, ağız boşluğundan sindirim borusuna -nefes almayı engellemeden- geçişi sağlamıştır. bu şekilde yemek yerken aynı anda nefes alabilirler (insan yavruları da süt emerken aynı anda nefes alabilirler. doğumdan sonra larinks, diğer memelilerde olduğu gibi ağız boşluğundan hemen sonra gelir. 2 yaşından sonra yetişkin insanda olduğu gibi aşağıya doğru kayar). karşılığında ise insanlar kadar kolay ve çeşitlilikte sesler çıkartamazlar. insanlar ise bu değişim sayesinde ses üretim kapasitelerini arttırmışlardır.

peki bu değişimler nasıl tespit edilmiştir?

dilbilimci philip lieberman ve anatomist jeffrey laitman, 1970'li yıllarda, fosiller üzerinde gırtlak yapıları incelemeye başlamışlardır. insansılarda yaptıkları incelemelerde onlardaki gırtlak yapısının şempanzelere; homo habilis türünde yaptıkları incelemelerde ise, gırtlak yapılarının günümüz insan türüne daha yakın olduğunu tespit etmişlerdir. larinks zaman içinde aşağıya doğru kaymıştır.

bunun dışında tespit edilen bir başka anatomik veri ise larinksin kafa kaidesi ile birleştiği yerde görülen bükülme açısı. bu açı, yine homo habiliste günümüz insanının anatomik yapısı ile benzerken; insansılarda böyle bir açı görülmemiştir. homo habiliste görülen tüm bu değişimler benzer şekilde homo ergasterde de gözlenmiştir.

tüm bu açıklamalar ve fosil incelemeleri homo habilisten itibaren insan türlerinde konuşmak için gerekli özelliklerin oluşmaya başladığını gösterir. ancak bu konuşma yeteneklerini dil olarak kullanmaya başladıkları tarih daha ileri bir tarih olarak görülür. dilbilimciler arasında görüş farklılıkları bulunsada tam anlamıyla arkaik dilin ortaya çıktığı ve bilim insanlarının üzerinde anlaştığı tarihler, günümüzden 40-15 bin yıl öncesi olarak verilir.

kaynak: insanın tarihvöncesi evrimi kitabı.

Homo habilis ve diğer insansıların kafa yapıları.


2) Omurilik ile konuşma evrimi arasındaki bağlantı

yaklaşık 5 milyon yıl önce insansıların diğer kuyruksuz maymunlardan ayrılarak iki ayağı üzerinde yürümeye başladığı düşünülmektedir ve yapılan fosil araştırmaları neticesinde ortaya konulmuştur. bu yazıda omurilik ile konuşma üretimi ve evrimi arasında kurulmuş bağlantılar üzerine yapılmış çalışmalardan bahsetmek istiyorum. bu çalışmalar hakkında detaylar için evrimsel antropo-biyolog john allen’in beynin evrimini harikulade detaylı bir biçimde anlattığı kitabına göz gezdirebilirsiniz. aşağıda bahsi geçen çalışmaların orijinal makalelerini ayrıca en sonda vermeye çalışacağım.

yukarıdaki kısımlarda homo habilis fosilleri üzerinde yapılan wernicke-broca alanları ile ses üretimi için gerekli, gırtlaktaki larinks ve farinks bölgelerinin konumlarının sapiens ile yapılan karşılaştırılmalarından bahsetmiştim.

uzun girizgahtan sonra aktarmak istediklerime başlayayım

iki ayak üzerinde durma ve konuşma üretimi bağlantısı için önce biraz omurilik ve onun değişiminden bahsetmek yerinde olacaktır. vertebral kolon, içinden omuriliğin geçtiği kanaldır. omurga sütunu olarak da bilinir. tüm omurgalılarda iskeletin merkezi eksenidir. kaslara bağlantı sağlar, gövdeyi destekler, omuriliği ve sinir köklerini korur. görseli de şöyle bir şeydir:


insansıların iki ayak üzerine geçişi aynı zamanda omurilikte de değişime yol açmıştır. vertebral kolonun şekli ve yönelimi ayaklar üzerinde durmanın gerektirdiklerini karşılamak için belirgin biçimde değişmiştir. beynin bu evriminin ya da değişiminin olası sonuçları olmuştur elbet. ve hatta nöral evrim için de kanıt sağlamaktadır. dolayısıyla 25 yıl önceden itibaren omurilik ve onun değişimi evrimsel incelemelere konu olmuştur. 

95 yılında evrimsel antropolog ann maclarnon, dilin ve konuşma üretiminin evriminde ihmal edilmiş bir konu üzerine dikkat çekmiştir: o da nefes kontrolünün konuşma ile ilişkisi.
vertebral kolonundaki iki ayak üzerinde durma sonucu oluşan değişim, insan konuşmasını üretmek için gerekli olan nefes kontrolü üzerine etkide bulunmuştur. şöyle ki nefes, göğüs kafesi (interkostal) kasları, diyafram ve diğer abdominal kaslar tarafından kontrol edilir. bu kasların tümü toraks vertebrasının bulunduğu bölgede omuriliğe bağlanan periferik sinirlerle (beyin ve omurilik dışındaki bedene ait çevresel sinir sistemi) donatılmıştır. maclarnon’a göre toraks vertebral kanal boyutu insansılardan itibaren konuşma üretme yeteneğinin anatomik bir işaretçisidir. ayrıca toraks bölgesinde sinir donatısının artması toraks omuriliğinin boyutunun da büyümesine yol açar. tabi tüm bunlar için fosil kayıtlarına bakmak ve günümüz konuşan sapiensi ile kıyas yapmak gerekmektedir.

maclarnon da bunu yapmıştır. kenya’da bulunan ve neredeyse eksiksiz bulunmuş bir iskelet olarak kayıtlara geçmiş 1.5 milyon yıllık bir homo erectus çocuğunun (the nariokotome homo erectus) toraks vertebral kanalına bakmıştır. yaptığı ölçüme göre bu kanalın boyutu normal insandan oldukça küçüktür. buna göre maclarnon, homo erectus insanının şu anki gibi konuşmak için gerekli seviyede nefes kontrolüne sahip olmadığı sonucuna varmıştır. konuşma için gerekli anatomik yapıya sahipti ancak günümüz insanı gibi uzun ve düzenli bir şekilde konuşamazdı. 

elbette ki bu sonucun bilim camiasında bir tepkisi oldu ve diğer biliminsanları da benzer fosil iskeletler üzerinde ölçümler yaptılar. daha sonra ortaya çıktı ki kenya’da bulunan çocuk iskeleti zaten omuriliğinde bazı anomalilere sahipti. ayrıca başka pek çok homo erectus iskeletine bakıldığında toraks vertebral kanalı günümüz homo sapiens ile benzer boyut ve anatomiye sahipti. böylece maclarnon’un homo erectus ile ilgili vardığı sonuç yanlışlansa da yine de uyguladığı mantık doğruydu. elbette ki bu sonuçlar homo erectus insanının kesin olarak bizim gibi bir dile ve konuşmaya sahip olduğunu göstermez. ancak anatomik olarak konuşma yapacak kadar bir nefes kontrolüne sahip olduğunu gösteriyor gibi duruyor.
öte yandan 5 milyon yıl önce kuyruksuz maymundan ayrılan insansıların iki ayak üzerinde durmak için omuriliğinde oluşan bu değişimler ve insansılardaki vertebral kolonun boyutu en azından insansıların bu özellikte henüz olmadığını gösteriyor. ve bu kanalın zaman içinde daha fazla anatomik değişime uğradığını.

bu çalışma, konuşmanın evrimi için başka bir çalışmayı alevlendirmiştir. yeni konu kranyal sinirlerden biri ve bu sinirin geçtiği kemik kanalın boyutu hakkındadır. kranyal sinirler, kimi zaman kafanın periferal sinirleri olarak da bilinirler. (hepsi şu görselde verilmiştir.)


birçoğu omurilik yerine beyin sapına bağlanırlar çünkü. hipoglossal sinir tüm dil kaslarının motor sinirle donatılmasını sağlar. ve beyin sapından dile iletilmek için mutlaka foramen magnumun açıklığının yakınından geçmelidirler. richard key et all. (yani richard key ve çalışma ekibi) dilin kontrolünün konuşulan lisanın üretimi için kritik oluşundan dolayı, hipoglossal sinirlerin geçtiği kanalın büyüklüğünün (ne kadar çok konuşursan o işlevle ilgili sinirler de o kadar çok olacaktır) insansıların konuşması ve konuşmanın evrimi için işaret olabileceğini düşünmüşlerdir. 

kanal ve içinden geçen sinirlerin olduğu bölge şu görselde yeşil renk ile gösterilmiştir:


yaptıkları araştırmalara göre bazı insansılarda bu kanalın boyutunun sapiensten küçük olduğunu belirtmişlerdir. ve neandertallerde sapiens ile benzer boyutlarda olduğunu. buna göre modern insan konuşmasının 300-400 bin yıl önceki bir tarihte kazanıldığını belirtmişlerdir.

ne var ki daha sonra yapılan pek çok çalışma bu çalışmayı da karşıtlamıştır. pek çok arkaik insansı fosili, günümüz primatları ve günümüz insanının kadavraları kıyaslandığında boyutların hemen hemen aynı olduğu ortaya çıkmıştır. öte yandan hipoglossal sinir ile kanal arasında direkt bir ilişki olmadığı öne sürülmüştür. nihayetinde dilin evrimine dair kesin bir açıklama yapamayacağı sonucuna varılmıştır.

son bir gelişme ise daha yakın tarihte bir japon ekipten geldi. bu yaklaşım ile periferal sinirlerde etkin olduğu bilinen belirli genlerdeki dna dizilimlerinin soyoluşsal kıyaslaması yapılmıştır. şöyle ki yang ve ekibi, mrgx2 proteinini kodlayan gen dizisindeki değişime bakmışlardır. bahsi geçen protein, ağrılı uyaranları (nosisepsiyon) teşhis etmek için kullanılan bir gen ailesinin üyesidir. bu çalışmada kuyruksuz maymunlar ile insanların mrgx2 genindeki dna dizilerinde yapılan soyoluşsal inceleme, primat türünde (insanlar da primattır) görülen genetik değişimleri kapsar. sonuçlar bu genin nötr evrim veya arttırıcı seçilime uğradığını göstermiştir. ayrıca insanlarda çok sayıda güçlü pozitif seçilime uygun olarak aminoasit birikimi olmuştur. bu konu, ağrılı uyaranlara verilen tepkilerin seçilimi ile ilgilidir (muhtemelen insanda kürk olmaması ile ilgili). direkt konuşma ile ilintili değildir. ancak niye örnek olarak geçiyor derseniz eğer; bu çalışma, konuşma için ilintili bir gen için de böyle bir soyoluşsal seçilim araştırması yapılabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. konuyla ilgili sonuçlanmış bir araştırma bulunmamaktadır.

kaynakça