II. Dünya Savaşı'nın Son Zamanları ve Ertesinde Japonya'da Neler Yaşandı?

II. Dünya Savaşı'nın en zorlu anlarından bazılarını yaşayan Japonya cephesinde, savaşın sonlarına doğru neler yaşandı bir bakalım.
II. Dünya Savaşı'nın Son Zamanları ve Ertesinde Japonya'da Neler Yaşandı?

bir imparatorluğun çöküşü, insanları için hiçbir zaman iyi koşulları beraberinde getirmez ve kötü bir şöhret yapan japonya'nın ikinci dünya savaşı'nın sonunda karşılaştığı durum da bu konuda bir istisna değildir.

ikinci dünya savaşı sonunda japonya'da olanlardan detaylı olarak bahsedelim...

savaşın gidişatı japonya'nın aleyhine döndüğünde, imparatorluk donanması ile hava kuvvetleri tükenmiş haldeyken ve amerikan filosu hızla yaklaşırken, japonlar giderek daha acımasız bir tabloyla karşı karşıya kaldılar. savaşın sonlarına doğru japon halkına ve askerlerine imparatorları için boşuna bir çabayla direnmeleri ve ölmeleri emredilmişti. ikinci dünya savaşı sırasında japonya'da iç cephe katı ve kasvetliydi, savaşın sonuna doğru ise giderek daha kaotik ve çaresiz bir hal aldı.

müttefik birlikler için ana hedef, kayıtsız şartsız teslim olmayı reddeden bir ulustan kayıtsız şartsız teslimiyet almaktı ama japon halkı için imparator her şeyden önemliydi. müttefikler başlangıçta neredeyse bütün japon halkının öldürüleceği büyük bir çıkarma harekatı olan operation downfall'ı planladılar ama kendi yaşayacakları insan ile kaynak kaybı ve japon kaybının yüksek olacağı sebebiyle bundan vazgeçildi. japonya kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul etmeden önce, büyük bir stratejik bombardımanın, iki atom bombasının ve milyonlarca sovyet askerinin pasifik sahnesine dahil olması gerekmişti. general douglas macarthur önderliğindeki amerikan ordusu, pasifikteki zaferlerden sonra tokyo limanına vardığında, karşılarında savaş yüzünden tamamen mahvolmuş bir ülke buldular.

birleşik devletler ordusu ada ada ele geçirip japon ana karalarına yaklaşırken, japon halkına hükümet tarafından işgalci amerikan askerlerinin yağma ve tecavüz gibi saldırganlıklarda bulunacakları söylendi. japon askerlerinin nankin işgali sırasındaki ve sovyet askerlerinin mançurya işgali'nde mukden'deki üç günlük tecavüz ve yağması sırasındaki davranışları göz önüne alındığında, böyle bir senaryo çok da zor bir ihtimal değildi. trajik bir şekilde, bu inanç birçok japon sivili, müttefik kuvvetler tarafından ele geçirilmektense intihar etmeye sürükledi.

okinawa muharebesi sırasındaki olaylar bu inancın boyutunu göstermektedir

amerikan askerleri adaya geldiğinde, siviller günlerdir adanın mağaralarında saklanıyordu. bir mağaradan bambu mızraklarla çıkıp amerikan askerlerine hücum eden iki çocuk vurularak öldürüldü. amerikan birlikleri daha sonra sivilleri mağaradan çıkarmaya çalıştı, sivillere ne şekilde iyi ve saygılı davranılacağını açıklayan japonca broşürleri mağaraya attı ancak mağaradaki insanlar bunun yanıltıcı propaganda olduğundan korkuyorlardı.

raporlara göre haru uechi adında 18 yaşındaki bir kız, "öldür beni anne, yalvarırım bana tecavüz etmelerine izin verme!" demişti. annesi mecbur olduğunu düşünerek kızını öldürdü ve ardından mağarada toplu intihar başladı. ebeveynler önce çocuklarını öldürdü, sonra kendilerini. toplu intihara katılanlara ait olan bazı kemikler, bu küçük mağaradaki korkunun acımasız bir hatırlatıcısı olarak bugüne kadar hala orada durmaktadır.


saipan muharebesi, savaşın en büyük toplu intiharlarından birine tanıklık etti

yüzlerce japon sivil, bu küçük pasifik adasının kuzeyindeki marpi point kayalıklarından ölüme atladı. bazıları ise kendilerini el bombalarıyla havaya uçurdu. yaklaşık 1.000 sivil adada intihar etmişti.

shinsho kuniyoshi isimli bir genç ise saipan'daki toplu intihardan kurtulmuştu. ailesi, tartışma sonrasında intiharı tercih eden yaklaşık 70 kişilik bir gruba katılmıştı. buradaki japonlar, sevdikleriyle birlikte intihar etmek amacıyla kendilerine verilen el bombalarını kullandılar, ancak patlamalar hepsini öldürecek kadar şiddetli değildi. shinsho da dahil olmak üzere patlamadan etkilenmeyenler, falezlerden atlamak için denize doğru yöneldiler. shinsho, yaşadığını gördükten sonra oğlunu yalnız bırakmamak için intihar etmekten vazgeçen babasıyla birlikte atlamadı ve sağ kurtuldular.

shinsho kuniyoshi, kurtulduktan sonra the japan times'a şu açıklamayı yaptı: "savaş, mutlu hayatları parçalayan bir canavardır."

müttefiklerin stratejik bombardımanı, japonya'da atom bombalarından daha fazla ölüm ve yıkıma neden olmuştur. mart 1945'teki bir baskın sırasında, 300'den fazla b-29 superfortress bombardıman uçağı, tokyo'nun sanayi merkezlerine her biri iki ton ağırlığında olan binlerce napalm bombası attı. ortaya çıkan yangın fırtınası şehrin 25 km²'den fazlasını tahrip etti.

fabrikalara bitişik işçi sınıfı mahallelerine sıçrayan yangınların sebep olduğu can ve mal kaybı çok büyüktü. bombaların yarattığı ateş fırtınasının ilk altı saatinde 100.000'den fazla japon sivil öldü. sadece o ayda, üç tane daha bu tür napalm bombardımanı baskını gerçekleşti. düzgün hava saldırısı sığınaklarının yokluğunda, japon siviller bahçelerinde ve parklarda kazılmış yetersiz çukurlarda saklandılar.

imparatorluk ordusu ise, japonya'nın asyalı komşularını batılı güçlerden kurtardığı anlatısını halka sunmaya devam etti. yerli halklara japon işgalciler tarafından yapılan muamele çok farklı bir tablo çizse de, hükümetin bu propagandayı yaymasını engellemedi:

"şu anda mançurya'daki bütün uluslar gücünü ve azmini birleştirmeye başladı. japonya ve çin bir ittifak oluşturdu. filipinler ve burma bağımsız hale geldi. tayland genişledi. cava, malaya ve diğer bölgeler de önemli görevlerle çalışmak için bir araya gelecekler. hindistan da ingilizleri topraklarından kovdu. bundan sonra bütün büyük doğu asya ülkelerini birbirine dost hale getireceğiz."

6 ağustos 1945'te enola gay isimli b-29 superfortress uçağı, ölümcül kargosunu hiroşima'nın tepesinden gökyüzüne bıraktı. little boy olarak adlandırılan atom bombası şehri dümdüz etti ve anında 70.000 kişiyi öldürdü. yine de japonlar teslim olmadı. üç gün sonra, fat man isimli ikinci bir bomba nagazaki'ye atıldı ve anında 40.000 kişi öldü. sonraki aylarda 100.000 kişi daha radyasyon zehirlenmesinden öldü. sonuç olarak hiroşima nüfusunun üçte birinden fazlası atom bombası sonucunda öldü.

hiroşima'daki binaların yaklaşık %63'ü bomba ile tahrip edildi ve geride kalanın %92'si hasarlı veya işe yaramaz kabul edilerek yıkıldı. nagazaki neredeyse tamamen dümdüz olmuştu; patlamadan etkilenmeyen binalar da yangında yok oldu.

halk arasında banzai hücumu olarak anılan taarruzlar, japon askerlerinin cephaneleri bittiğinde veya yakın bir yenilgiyle karşı karşıya kaldıklarında yapılırdı. amerikan birlikleri, 1943'te aleut adaları'ndaki bin mil savaşı sırasında ilk kez banzai saldırısıyla karşı karşıya kaldı. attu adası'nda bulunan çicagov limanı'ndaki japon askerleri, amerikan siperlerine banzai hücumuna kalktılar, uyuyan askerleri süngülediler. hattı geçemediklerinde ise intihar ettiler. askerler, “tenno haika! banzai! (çok yaşa imparator! on bin çağ boyunca!)", diyerek toplu halde hücum ederlerdi.

savaşın sonu yaklaşırken ve japon askeri liderleri her şeyin kaybedildiğini anladıkça, japon anakarasındaki siviller, bir amerikan işgali durumunda ölümüne savaşmak üzere eğitildiler. gönüllü mücadele birlikleri olarak adlandırılan bu sivil kolordu, japon anavatanını korumak için son bir müdafaa hattı olarak 1945 yılının mart ayında oluşturuldu. başlangıçta birlikler destek rollerde kullanılacaktı ve 12 yaşın üzerindeki kadın ve erkeklerden oluşacaktı. ancak gruplar 15-60 yaşları arasındaki erkeklerden ve 17 ile 40 yaşları arasındaki kadınlardan oluşacak şekilde muharebe birimleri olarak yeniden düzenlendi. çoğu sadece kılıç veya bambu mızraklarla silahlanmıştı.


ikinci dünya savaşı sırasında japon askeri düşüncesinde (ve buşido samuray yasasına uygun olarak) teslim olmak diye bir şey yoktu

bu nedenle, 1945'te japon halkı arasında, imparator hirohito'nun 100 milyona intihar emri vereceğine dair meşru korkular oluştu. böyle bir toplu intihar, japon kadercilik estetiğine ve ölümün onuruna uygun olarak "paramparça olan mücevherler gibi bir ölüm" adıyla tanımlanmıştır.

hirohito, japonya'nın teslim olduğunu ilan eden ünlü jewel radyo duyurusu'nu (gyokuon-hoso) yaptığında, intihar mı yoksa teslimiyet mi emredeceği açıklamadan önce belirsizdi. akira kurosawa'nın son filmi madadayo'daki bir sahne, yayıma giden anları ve japonya'da hissedilen endişeyi çok iyi bir şekilde anlatmıştır.

yüzbaşı motoharu okamura, japon pilotlarını tek yönlü intihar görevlerine gönderme fikrini ortaya atmasıyla tanınır, ancak özel taarruz kuvvetini (tokkotai) oluşturan koramiral takijiro onishi idi. birlikteki pilotlar, 1274 ve 1281'de japonya'yı işgal etmeye çalışırken moğol donanmasını yok eden fırtınalara atıfta bulunan ve "ilahi rüzgar" anlamına gelen kamikaze lakabını aldılar.

ilk görevleri, 1944 sonbaharında, japonya'nın teslim olmasından bir yıldan kısa bir süre önce gerçekleşti ve leyte körfezi muharebesi sırasında 23 pilottan oluşan bir grubu içeriyordu. kamikaze yöntemi en çok, iki uçak gemisini etkisiz hale getirdikleri ve birkaç muhrip batırdıkları okinawa muharebesi sırasında aktif olmuştu. toplamda yaklaşık 3.000 kamikaze saldırısı gerçekleşti, 368 gemiye hasar verildi ve bunların 34'ü battı. şaşırtıcı bir şekilde, kamikaze saldırılarının sadece %14'ü hedeflerini vurmayı başarmıştı.


atom bombasının nagazaki'ye atıldığı gün, sovyetler birliği, çin'deki japon kukla devleti mançukuo'yu işgal etti. japonya'nın kwantung ordusu, 1.5 milyon asker, 3.704 tank, 1.852 obüs, 85.819 araç ve 3.721 uçaktan oluşan 89 tümenlik sovyet kuvvetleri tarafından tamamen elimine edildi. nispeten, tüm kwantung ordusu, tamamı yeni sovyet donanımı tarafından geride bırakılan yaklaşık 700.000 askere, 1.215 zırhlı araca, 6.700 ağır silaha ve 1.800 uçağa sahipti.

15 ağustos'ta imparator teslim olduğunu açıkladığında, kwantung ordusu askerlerinin çoğu emri ya anlamadı ya da inanmayı reddetti. ateşkes, 18 ağustos'a kadar orduya düzgün bir şekilde tebliğ edilmedi. süren çatışmalar sırasında 21.000 japon askeri öldürüldü ve yaklaşık 600.000 esir alındı. sovyetler tarafından ele geçirilen savaş esirlerinin yalnızca yarısı japonya'ya dönmek üzere hayatta kalabilecekti.

imparator hirohito, radyo yayımı aracılığıyla japonya'nın teslim olduğunu duyurduğunda, ilk kez kendisi veya herhangi bir japon imparator, sıradan insanlara hitap ediyordu ve bir japon imparatorunun sesini doğrudan yaymak için kitle iletişim araçlarını ilk kez kullanıyordu. japonlar imparatorun dünyadaki bir tanrı olduğuna inandıkları için bu çok büyük bir olaydı.

hirohito'nun açıklamasının içeriği radikaldi ve japon toplumunun yapısını sonsuza dek değiştirerek ülkeyi tepeden tırnağa otoriter bir devletten modern bir sosyal devlete dönüştürmekten bahsetmişti. imparator, japonya'nın "tüm ulusların ortak refah ve mutluluğunun yanı sıra tebaamızın güvenliği ve refahı için çaba göstermeyi" hedeflediğini söylemişti.

duyuru, iddia edildiği gibi büyük bir kafa karışıklığına neden olmuştu. yayım doğrudan bir kaynaktan yapılmıyordu, önceden kaydedilmiş bir fonografın oldukça kötü ses kalitesiyle çalınmış haliydi. hirohito bu konuşmayı resmi japonca ile yapmış ve konuşmasında asla "teslim olmak" kelimesini kullanmamıştı. halk da doğal olarak ne dediğini tam olarak anlamadı ve bütün bunlar bir araya geldiğinde büyük bir kafa karışıklığı kaçınılmazdı.

ancak, duyuru yapıldığında japonya'da bulunan fransız gazeteci robert guillain'e göre, kafa karışıklığı söylentileri abartıydı. yayım, hirohito'nun, herhangi birinin bu noktayı kaçırması durumunda japonya'nın teslim olduğunu duyurduğuna dair ek bir açıklama içeriyordu. guillain'e göre japon sivillerin çoğu konuşmayı şaşkınlık içinde dinlemiş ve birkaç saatliğine bu durumu özel ve sessizce sindirmek için evlerine dönmüştü.

kamikaze tarafından kullanılan başlıca araçlardan biri olan ohka, esasen pilot güdümlü bir füze olan tek kişilik bir uçaktı. adı "kiraz çiçeği" anlamına gelir ve pilotunu öldürmek için tasarlanmış tek uçaktır. uçağın burnu patlayıcılarla doluydu ve pilot uçağı müttefik gemilerine çarpmaya çalışırdı. ohka, 1945'e kadar savaşta kullanılmadı ve kaçınılmaz yenilginin yaklaştığı zamana kadar çok sayıda düşman askerini öldürmek ve olabildiğince çok müttefik gemisini yok etmek için umutsuz bir önlemdi.

ohka'nın tahrik sistemi kısa menzilli bir roketti, bu da hedefine ağır bombardıman uçakları tarafından taşınması gerektiği anlamına geliyordu. bu, ohka'nın ölümcül kusuruydu; çoğu abd filosuna varamadan önce vuruldu.

japonya ayrıca insanlı torpido da kullandı

kaiten olarak adlandırılan intihar torpidoları, silahı hedefe yönlendiren bir asker ile birlikte fırlatılırdı. kaiten başlangıçta bir kaçış kapağıyla tasarlanmıştı ancak daha sonra bu özellik kullanılmadığı için kaldırıldı, japonlar ölüme gitmekten korkmuyorlardı. bir kişi kaiten'e girdiğinde kaderi düğümlenirdi.

savaşın sonunda, o ana kadar yapılmış en büyük savaş gemisi bile son bir intihar görevine gönderiliyordu. 6 nisan 1945'te ijn yamato, okinawa muharebesi'ne katılmak için küçük bir refakatçiyle birlikte, tokyo'daki limandan ayrıldı. sadece oraya ulaşması için yetecek kadar yakıt verilmişti. aldığı emir; gemi ağır hasarlı hale gelene kadar savaşacak, ardından sığ yerlerde batırılacak ve müttefik filosunu uzun menzilli silahlarıyla bombalamaya devam edecekti.

ancak yamato asla okinawa'ya ulaşmadı. yolda beş ağır ve dört hafif uçak gemisinin bulunduğu abd donanmasının 58. deniz gücü tarafından durduruldu. bu gemilerden 227 uçak yamato'yu batırmak için kalkış yaptı. çarpışma ile geçen bir günün ardından ve bomba ile torpidolardan birkaç doğrudan isabet sonrasında, yamato battı. beraberinde 3.000 mürettebatı da götürdü.

japon ordusundaki üst düzey rütbelerin çoğu ölümüne bir savaşta ısrar ederken, nisan 1945'te, savaşı sona erdirme misyonuyla kantaro suzuki liderliğindeki yeni hükümet japonya'da göreve başladı. şifreli irtibatlar, bu yetkililerin teslim şartlarını müzakere etmek için bir yol aradıklarını ve sovyetler birliği, tarafsız portekiz ve tarafsız isveç'i olası aracılar olarak kullanmayı düşündüklerini gösterir. abd dışişleri bakanlığı, bu noktaya kadar imparator hirohito'nun barış çabasında bir rol bile üstlenmediğine inanıyordu.


abd koşulsuz teslimiyet konusunda ısrarcıydı

ana anlaşmazlık noktası, japonların imparatoru korumadaki ısrarı gibi görünüyordu. imparatorun savaş suçlusu olarak yargılanıp idam edileceğinden korktular. japonya nihayet kayıtsız şartsız teslim olmayı kabul ettiğinde, imparator birkaç karmaşık nedenden ötürü ne yargılandı ne de idam edildi.

yaygın olarak akciğerleri etkileyen bir bakteriyel enfeksiyon olan tüberküloz, japonya'da ülkenin ilk sanayileşmeye başladığı 1895'ten ikinci dünya savaşı'na kadar büyük bir sorundu. hastalığa yakalanmak halk arasında bir ölüm cezası olarak görülüyordu ve etkilenenler genellikle en son aşamalara doğru bir sanatoryuma kabul ediliyordu. aileler hastalıklı akrabalarını saklamaya çalışıyordu ve bu da hastalığın yayılmasına katkıda bulunuyordu.

savaştan sonra, müttefik işgalciler tarafından ilaç ve daha iyi tedavi yöntemleri uygulamaya konulduğunda, hastalık oranları düştü. 1948'de streptomisinin piyasaya sürülmesi, japonya'da hastalığın tedavisi için bir dönüm noktası oldu.

japonların savaş esirlerine sadece kötü davrandığını söylemek yetersiz kalır

savaş esirlerinin çoğu, keyfi nedenlere dayanan değişik yöntemlerle infaz edilmişti. kalanlar da ormandaki ağaçlardan meyve çalmak gibi küçük nedenler yüzünden, sadist hayal gücüne bağlı yollarla işkence görmüştü. burma demiryolu yapımı, esirleri ölümüne çalıştırılmak için japon ordusuna bolca fırsat sağladı. bataan ölüm yürüyüşü de binlerce insanın canını aldı. denizlerde savaş esiri taşıyan japon nakliye gemileri müttefiklerce tespit edilemedi ve müttefik saldırıları sonucunda en az 10.000 savaş esiri öldü.

muamele o kadar kötüydü ki, müttefik komutanlığı bunun doğru olduğuna inanamadı. savaşın sonunda japonlar tükenip erzak eksikliği çekerken, savaş esirlerinin salınması ya da öldürülmesi konusunda emin olamadıklarında durum çok daha kötü hale geldi. başlangıçta müttefik kurmaylar arasındaki düşünce, yalnızca birkaç gaddar komutanın bu tür muamele sergilediğiydi. burma ve filipinler'de önemli sayıda savaş esirinin kurtarıldığı 1945 yılına kadar vahşetin gerçek boyutu asla anlaşılmadı ve nankin'de olanlar bunun zirvesiydi. japonlar, en az almanlar kadar vahşete neden olmuştu. pasifikteki savaşın sonunda, avrupa'daki nürnberg mahkemeleri'ne benzer olarak uzak doğu uluslararası askeri ceza mahkemesi kuruldu ve savaş suçluları yargılandı.