İnsana İş Hayatında Geçirdiği Seneleri Sorgulatan Kurumsal Hayat Acımasızlıkları

Kişinin, iş hayatına dair kafasında çizdiği iyi bir geleceğin yerini mutsuz edici gerçeklere bıraktığı bu acımasızlıklar büyük hayal kırıklığı olabiliyor.
İnsana İş Hayatında Geçirdiği Seneleri Sorgulatan Kurumsal Hayat Acımasızlıkları
iStock


kurumsal hayat; eninde sonunda o iki yüzlülüğü görmenizi sağlayan, harcadığınız seneleri sorgulatan hayattır.

gelin size bir hikaye anlatayım, kurumsal şirkette çalışmanın neden hayalkırıklığına uğrattığına dair.

ilk ve orta öğretimde problemli bir öğrenciydim ben. en büyük derdim "haksızlık" karşısında durmamaktı. sınavda bütün soruları doğru cevaplamama rağmen 20 aldığımda, "neden" sorusuna hocanın gidiş yolunu göstermeyişimi bahane etmesinde susmadım. öğretmenlerin saçma sapan tehditleri karşısında da susmadım. türkiye derecesiyle girmiştim okuluma, benden beklentileri de çoktu. ama ben aksine okulda ciddi bir problemdim. mezun olduğum seneye kadar bu ve benzeri problemler neticesinde derslere girmediğim, isyan ettiğim uzunca süreçler oldu. en son birçok hocanın ortak görüşü olarak "bu çocuktan bir bok olmaz, üstün zekalı diyorsunuz ama sadece şımarık o" sözleri arasında ve vasat bir ortalama ile mezun olup öss'ye girdim.

bakınız ergenlikte hayatımı "haksızlık" ve buna karşı durmak mahvetmişti zaten.

üniversiteye gidince sıfırdan bir sayfa açayım dedim. öyle de oldu. 4 sene boyunca yine birçok haksızlıkla karşılaşmış olmama rağmen hakkını arama şansın liseye oranla daha fazla olduğu için bir şekilde bunlarla baş ettim. derece ile ve çift diploma ile mezun olarak kendi alanımda dünyanın en iyi master programına kaydoldum.

master bitti, artık yaşıtım birçok mezundan daha parlak iş olanaklarına sahiptim. bir sürü mülakat ve iş teklifinden, kısa süreli çalıştığım yurtdışı işlerinden sonra yurtdışında kalmamaya karar vererek memlekete döndüm, askerliği yaptım ve kendi şehrimde çalışabileceğim en iyi firmada işe başladım.

ilk zamanlar nasıl oluyor peki senelerce aynı yerde çalışacağını düşünerek bir işe girmek? insana kendisini iyi hissetiriyor. "bey"ler, "hanım"lar havada uçuşuyor. toplantılar set edilip, primary concern'ler tartışılıyor. size üç kuruş para veren şirketin olanakları o üç kuruşu on üç kuruş sanmanızı sağlıyor. o kartvizitin üstündeki isimsiniz çünkü siz, adınızdan önce kartvizitteki firmanın forsuna sahipsiniz.

bu naiflik süreci ne kadar devam eder orası kişiden kişiye değişir. ama başta herkese "bizim şirket çok güzel, acayip arkadaşça bir ortam var. herkes birbirini kolluyor. iş de keyifli" diye anlattığınız, terfi edip de altınıza elemanlar alınacak konuma geldiğinizde girdiğiniz mülakatlarda gelenlere içten bir şekilde övdüğünüz şirketteki ortamın gerçek yüzünü görünce hayal kırıklıkları başlıyor.


bak arkadaşım. sen inanılmaz bilgili ama bunu ortamlarda "aman ukala demesinler" diye göstermeyen mütevazi birisi olabilirsin. ya da gidip kariyerin hakkında taleplerde bulunmayabilirsin.

işte bunlar yapacağın büyük hatalar olur. çünkü uluslararası kurumsal şirketlerde değişmeyen bazı kurallar vardır

1 - hiçbir bok bilmeyen, eğitim seviyesi "ortalama" olan kimi insanlar kendilerini öyle bir pazarlayacaklar ki olanlara inanamayacaksın. üst yönetime yalaka, iş arkadaşlarına yukarıdan bakar tavır içinde olacaklar. sürekli ne kadar iyi iş yaptıklarından bahsedecekler, krediyi hep kendilerine toplayacaklardır. bu kişiden 20 kat daha bilgili ve zeki olabilirsin, bir anlamı yok. o kendini pazarladı, sen mütevazi kaldın. o terfi edecek, senden daha çok para alacak ve senden daha çok değer görecek.

2 - herkesle samimi oldun, önüne gelenle özel hayatın dahil her şeyi paylaştın. hata yaptın. çünkü kurumsal şirketlerde iş içinde ve dışında seninle 40 yıllık dostunmuş gibi geçinip ilk fırsatta bıçağı sırtına saplayacak tahmin edemeyeceğin kadar insan vardır. bir gün kendini kapının önünde bulabilirsin, ya da o çok istediğin pozisyona sen geçmezsin de yüzüne gülüp seni sırtından bıçaklayan geçer.

3 - güzel kıyafetler alabilecek, tatile gidebilecek paran, bir statün var değil mi? değil arkadaşım. bilmem farkında mısın, sen yaptığın proje ile şirkete 5 milyon lira kazandır, alacağın maaş yine aynı. belki ufaktan bir prim tırtıklarsın o kadar. ha ceo isen muhtemelen kardan pay alıyorsundur, ama ceo olduysan zaten kafanda saç, vücudunda sağlık kalmayıncaya kadar kurumsal şeytana ruhunu satıp da oraya gelmişsindir.

4 - sahte gülüşünü takınıp, sahte sohbetler yapmak zorundasın. o gün eşinden mi ayrıldın? istersen şirkette yaşa onun duygusal çöküntüsünü. bakalım ne olacak sonra? herkese güleceksin, çünkü sen genç ve başarılı profesyonelsin. herkesle konuşacaksın, sosyalsin çünkü, çok yönlüsün. içinden "bitse de gitsek" desen de bunları yapmalısın. kadınsan her gün güzelce makyajını yapıp erkeksen modaya uygun giyineceksin. ne güzel değil mi, aldığın maaşı bir yandan da o maaşı almak için gittiğin yer uğruna harcaman gerekiyor.


5 - üst yönetim "gider" kalemi altında keyfine göre saçma sapan kişisel harcamalar yaparken yeri gelecek senin seyahatindeki giderler sorgulanacak. anne babaya hesap verir gibi harcadığın paranın açıklamasını yapmak zorunda kalacaksın.

6 - "iş saatleri" denen bir şey var. şanslı azınlıktan olup home office veya esnek çalışmıyorsan senin o gün işin olmasa, cevaplayacağın sadece 1 mail olsa bile sabahın köründe o işe gidip akşama kadar kalacaksın. dişçiye mi gitmen lazım? patrondan izin alacaksın. patronun dünya tatlısı olsa bile o "izin alma" seremonisi sana aslında kendi kararını kendin veremeyeceğini hatırlatacak. yılda 1-2 hafta izin yapacaksın, onu da istediğin tarihte değil işlerin yoğun olmadığı tarihte yapacaksın. hepsinden önemlisi bu. zamanın senin değil. istediğin saatte istediğin şeyi yapamazsın. bu yüzden yeri gelir çok basit işlerini bile haftalarca ertelersin. haftasonları eğleneceğin/dinleneceğin yerde o ertelediğin işleri yapmak zorunda kalabilirsin.

7 - kendini geliştirme fikrini unutacaksın. 3-5 eğitim alırsın, onlar da genellikle antin kuntin takım çalışması, liderlik, içinizdeki potansiyeli keşfedin gibi kendine faydası olmayan eğitimler olur. biraz eğitimli olan kişi zaten bunların 100 katını üniversitede görmüştür. şanslıysanız bir iki tane güzel eğitim alırsınız. ama kurumsal şirketin olayı ve size öğrettiği teknik bilgi veya eğitim değildir. kurumsal şirkette teknik bilgi değil, nasıl adam satılır, nasıl sırttan bıçaklanır, en doğru yerde en çaktırmadan doğru ispiyon nasıl yapılır, binbir türlü şerefsizliği öğrenirsiniz.

8 - kendini geliştirmeyi siktir et. bildiklerini de unutacaksın. süper proje fikirleriyle girdiğin şirkette birkaç seneden sonra "pff işler yürüsün de." demeye başlayacaksın. çünkü status quo denen bir şey var. senin bütün parlak fikirlerin engelle karşılaşacak. "biz süper inovatifiz" diyen kurumsal firma dahi yeniden korkar. o kararı ancak üst yönetim alır. yıllar boyu öğrendiğin o akademik bilgiler var ya, bir boka yaramayacak. "lan ben boşuna mı okudum?" sorusunu başta bol bol soracaksın. sonra vazgeçip işe gidip gelmeye başlayacaksın sadece.

9 - pazar payları falan açıklanacak ara ara. iyi rakamlar görünce kızlar sahte çığlıklar atacak, erkekler "hahah helal be hadi açalım o zaman bi scotch" gibi şeyler diyecekler. böyle bir eğlence ortamı olacak, herkes gaza gelmiş gibi davranacak. lan oğlum deli misiniz? şirketin pazar payı artar, sana derler ki "çok iyi iş çıkardınız departman olarak, alın size bi maaş ikramiye" ya da "bunda senin payın büyük, seni terfi ettiriyoruz" o zaman anlarım. ama bunların hiçbirisi yokken sen neyine bağırıp çağırıp aşık olduğun kişi de seni sevdiğini söylemiş gibi zıplıyorsun? kusura bakma ama bana faydası olmayan kilisenin papazını....


10 - ego ve basitlik. o kadar eğitimli ve kültürlü görünen insanların "kariyer" denen kelime için o kadar basitleştiğini göreceksin ki, hayattan tiksineceksin. tek amacı "xxxx müdürü" veya "xxxx direktörü" olmak olan güya "eğitimli ve kültürlü" insanlar göreceksin. lan dünyada bilmem kaç milyon tane şirket var, bu şirketlerde bilmem kaç milyon tane de "müdür" "direktör" ünvanlı insan var. ve sen bütün hayatını, kişiliğini, davranışlarını, bütün gayeni o milyonlarca insandan birisi olabilmek, dünya üzerindeki sikindirik bir şirkette başkaları tarafından verilen sikindirik bir ünvan almak üzerine kuruyorsun. halihazırda bu ünvana sahip olanların da önemli bir kısmında bir ego, bir şişkinlik olur ki sanki higgs bozonunu buldu pezevenk.

11 - "şirketimizde herkes eşittir, adam kayırmayız, kurumsal şirketiz biz" diyecekler. suratlarına bir "hahahaha siktir ordan" çekemeyeceksin. çünkü başta buna inanacaksın, polyannasın sen. sen eğer yırtık olmazsan, kendi pazarlamanı yapmazsan, kendini pazarlayanlar daha eşit olurken, sen eşit olarak kalacaksın. ya da önceden şirkette üst düzeyde çalışmış birisinin oğlu/kızı gelecek, tek telefonla işe girecek. senden de daha değerli olacak. yıllar sonra bunu farkettiğinde de o şirket için kıçını yırttığın, gerçekten şirketi benimsediğin senelerini tekrar değerlendireceksin.


buna benzer bir sürü samimiyetsizlik, yalan ve kokuşmuşluk örneği göreceksin kurumsal şirketlerde. bunun en güzel örneğini ofis içi doğum günü partilerinde görebilirsin. herkesin suratındaki o sahte gülüş ve mutluluğu, yapmacıklığı ofiste kutlanan doğum günlerinden daha iyi gözlemleyebileceğin bir durum yoktur.

eğer haksızlıkları sevmiyorsan, patronunla konuşurken "aman ne der" demeyip her zaman sadece doğruları söylüyorsan, kıç yalamıyorsan, bir yaptığın işi binmiş gibi anlatmıyorsan, sürekli "benim kariyerim ne olacak" diye ağlamıyorsan o zaman kurumsal şirkette seni yerler dostum.

yönetici pozisyonunda, iş ortamı ve koşulları çok rahat, çalıştığı sektör çok eğlenceli ve ilgi çekici olan, çalışma şeklini kendisi belirleyen, kendi yöneticisini çok seven ve takdir eden, kazandığı para hayatını zorlanmadan idame ettirmesine yeten, ve bu işi bırakırsa geri dönmek istediğinde aynı şehirde aynı seviyede bir firma bulamayacak olan (çünkü öyle bir firma yok) birisi olarak kurumsal hayatın o lanet yapısı her gün beni daha çok sahteleştirdiği için, onlardan birisi olmaya başladığımı hissettiğim için ben artık bu hayattan çıkıyorum. hem de şirket tarihinin en parlak günlerini yaşarken. kaybedeceğim gelir veya sosyal çevre gözünde şu anda saygı görmemi sağlayan o kartvizitin gitmesi umrumda değil.

çünkü bu hayat tarzından çıkmadığım takdirde 15 sene sonra geriye dönüp baktığımda bomboş geçirilmiş bir 15 sene göreceğim. ve ben bunun yerine başarısız olsam bile "en azından denedim" diyebileceğim anılar eklemek istiyorum hayatıma.

ben henüz işimi bırakmadım, ancak kesin kararı verdim ve bir yandan da kendi işimi kurmanın hazırlıklarına başladım. sizi üç kuruşa çalıştıran ama sizden çok daha az şey bilen patronlarınıza modern köle olarak çalışıp kapitalizm çarkının dişlilerini yağlamaya devam etmek sizi de boğarsa size de aynısını tavsiye ederim.

ekleme: lisedeki o hocalardan bir tanesi yıllar sonra arayıp "oğlum iş arıyor, sizin şirkette bir yardımcı olsan?" diye sordu, bir başkası uluslararası bir yarışma için yapılacak projeleri değerlendirmem için okula davet etti, 2 sene üst üste gittim. zamanında anne-baba gibi davrananlar zaten sonra kendimi toplamama çok sevinmişlerdi.

demem o ki, bu uzun yollarda kimsenin moralinizi bozmasına da izin vermeyin. memnun olmadığınız şeyleri değiştirin, istediğiniz şey neyse onu yapmaktan korkmayın. yapmadıklarınızdan pişman olacağınıza yaptıklarınızdan pişman olun.

ekleme 2: kendi işimi kurdum, şu ana kadar bekleyen kafamı sikeyim diyorum sadece. gerekli maddi birikim ve tecrübe birikimini yaptıktan sonra herkese tavsiye ederim. yemişim kurumsal köleliği, long live girişimcilik.

Bu içerik de ilginizi çekebilir