İnsanda Ölümden Sonra Hayat Olduğu İnancı İlk Ne Zaman Ortaya Çıktı?

Ölümde sonra hayat kavramının ilk ne zaman ortaya çıktığına dair net bir bilgi yok ancak bu konuda birkaç teori var.
İnsanda Ölümden Sonra Hayat Olduğu İnancı İlk Ne Zaman Ortaya Çıktı?

homo sapiens, beyninde öz farkındalık ve geleceği planlama gibi bilişsel yeteneklerin gelişmesi ile birlikte çevresinde gerçekleşen ölümlerin kendi başına da geleceğini anlamaya başlamıştır. bu tarihten önce yalnızca çevresinde gerçekleşen yakınlarının ölümlerine dair bedenlerinin çürümesini izlemekle yetinmiştir. ancak ne var ki sonrasında yakınları ile bağ kurduğunu anlamış olacak ölüm ile gelen beden kokusunu yırtıcı hayvanların çekmesini önlemek amacıyla onları gömmeyi akıl etmiştir. bu, onlara değer verdiğini gösteren bir gelişmedir. yoksa bundan önce ölüler dört haftaya varan çürüme işlemi veya havyanlar tarafından yenilme işlemine maruz kalmıştır. neandertallerin de ölülerini gömmesi onların da bu farkındalığa ulaştığını gösteriyor. buraya kadar anlattıklarım ölümden sonraki hayatı düşünmeye ait değil elbet, yalnızca insanın geçtiği bilişsel aşamalardan bahsetmek istedim. yapılan tüm bu işlemler beyindeki bilişsel gelişmelerden sonra oluşmuştu elbet.

28 bin yıl önce yararlı ve değerli eşyaların ölenlerle birlikte gömüldüğü dikkat çekici ve maksatlı olduğu düşünülen defin işlemleri yapılmaya başlandı. moskova'ya yakın bulunan bir mezarda bir erkek ve iki çocuk hayret verici çeşitlilikte süs eşyası ile gömülmüştü. ilk başta bazı bilim insanları, bu süs eşyalarını kişiye ait onun üzerindeki eşyalar veya ona ait (onun yaşarken kullandığı, onunla bütünleşmiş) eşyalar olduğunu düşündü. ancak bir kıza ait mezarda bir fildişi mamut figürü, fildişinden yapılma disk ve mızrak, iki adet delinmiş boynuzlu asa bulunması enteresandı. ne var ki sonra, 27 bin yıl öncesine tarihlenen bir başka mezar avusturyada keşfedildi. mezar yeni doğmuş ikiz bebeklere aitti. mezar, fildişi boncuklarla süslenmişti (ayrıca mezarın çökmemesi için bir mamutun kürek kemiği cesetlerin üzerine maksatlı yerleştirilmişti). bu yenidoğan keşfi ile ölülerin maksatlı gömüldüğü ve ölümden sonraki hayata hazırladığını düşündüklerine inanılmaya başlandı. sibirya'da bulunan bir mezarda fildişi bir taç, bir boncuk kolye, kuş şeklinde bir kolye ucu ile gömülmüş (veya üzerinde takılı halde) bir erkek çocuğu bulundu. bazı araştırmacılar hala bulunan fildişi ve kemiklerin doğal olarak toprakta bulunduğu veya farklı katmanlarda bu hayvanların cesetlerinin bulunduğunu belirtse de içi delik boncuk, fildişinden şekilli heykelcikler ise karşı düşüncede olan bilimadamalarının dayandığı tezdir.

daha eski bir tarihe gidersek, 50 bin yıl önce ırak'ta bulunan meşhur neandertal toplu mezarı bazıları için ölümden sonraki hayata hazırlık için yapılan bir ritüelin kesin kanıtıydı. çoklu mezarın içinde çiçek poleni bulunmuştu. kazıcıların aklına ölülerin bahar çiçeklerinden oluşan bir yığının üzerine konulduğu ve törensel bir davranış uygulandığı gelmişti. bu da ölümden sonraki hayata inanıldığının başlıca kanıtıydı. ancak daha sonra bu polenlerin yörede bulunan gerbil cinsi “jird” adı verilen kemirgenlerin alanda oyuklar açtıkları ve çiçek tohumlarını bu oyuklardan taşıdıkları keşfedildi. bu keşif ile ölümden sonra hayat inancının mö 50 bin gibi eski bir tarihte olmadığı bilimadamlarınca oy birliğince kabul edildi. ancak 25bin yol öncesi için aynı görüş birliği bulunmamaktadır. şimdilik maksatlı süs eşyalarının mezarda bulunması kafa karıştırmaya devam etmektedir. elbetteki bu bulgular ölümden sonraki hayat kavramının düşünüldüğüne dair ilk aşamalardır. süreç içinde bu düşünceler evrilmiştir.


insanda bu düşüncenin gelişmesi için bilimadamlarının üstünde çalıştığı iki düşünce vardır:

- 40 bin yıl önce insanoğlunun öz farkındalık ve geleceği planlama geliştirmesi sonucu kendisinin de öleceğini anlaması (geleceği planlama yoksa kendisinin öleceğini aklına getirmez. 4 ila 6 yaşından küçük çocuklar başkalarının öldüğünü kabullendiği gibi kendisinin öleceğini düşünemez) ve sonrasında ölüm korkusu yaşaması,

- rüyalarını anlamlandırması, ölüm ile bedenden ruhun gittiğinin düşünülmesi ve rüyada ölen kişinin görülmesi. gittiği yer ile ilgili bilginin rüyada ölen kişi tarafından verilmesi, ya da rüyada kişinin ruhunun ölüler diyarına gezip uyanınca geldiğinin düşünülmesi. bunun için de yine insanın farkındalık ve geleceği planlama gibi bilişsel beyin gelişiminin oluşması gerekmektedir.

kaynak: fuller torrey, beynin evrimi ve tanrıların ortaya çıkışı

bu bilişsel özellikler, modern insan tanımıdır aslında. 40 bin yıl önce başlayan farkındalık hali ve tarım devrimi ile yaşanan büyük toplumsal gelişim insanı insan yapan özelliklerdir. benim düşünceme göre bundan önceki insan (mö 100 bine kadar) homo sapiens olarak adlandırılmakla birlikte modern insan halini alması bin yıllar almıştır. aslında bu bir süreçtir. tek tek tarih vermek ne derece mantıklıdır bilemem. günümüzde de gelişmektedir. ancak insan ömrü bunu anlamak için kısa kalmaktadır.

Öldükten Sonra Mezarlarına Huzur Verilmeyen Tarihteki Önemli Şahsiyetler