İnsanı Bir Anda Çocukluğuna Götüren Kokular
Çocukluk dönemlerimizde bol bol kokusunu duyduğumuz bazı şeylerin kokularını şimdilerde duyduğumuzda bir an için o günlere gideriz. Sözlük yazarları şimdi sizi o kokuları hatırlatarak, o günlere kısa bir zaman yolculuğu yaptırıyor.
İnsanı Bir Anda Çocukluğuna Götüren Kokular

jagler parfüm

anasınıfında hocamın parfümüydü. küçükken çok severdim şimdi gayet leş gibi geliyor tabi ama eskiden öğretmen olursam kullanmayı isterdim.

ısınmış adaptör kokusu mesela.

atari başında saatler geçirdikten sonra o koku buram buram burundan içeri sızar dinlendirmek için fişten çekmek zorunda kalırdık.

ah ulan yıllar.


bunu hatırlayan hemen hemen kimseyle tanışmadım, abim de dahil olmak üzere. belki vardır umuduyla buraya yazıyorum;

küçükken kırtasiyelerde dönemin parasıyla 250 bin mi neydi sanırım, çok ucuzdu. şimdinin 5 kuruşuna falan denk gelir sanırım. para üstü verme derdine verilirdi;
küçük piramit şeklinde poşetlerin içinde kolonyalar vardı. inanılmaz güzel kokarlardı. kıyıp da kolay kolay yırtamazdım poşetini, anca şans eseri yırtılırsa alırdık o güzel kokusunu. şimdi hiçbir kolonyada yok o koku ama hala hafızamdadır. keşke duysam da sevinsem...

ekleme: bu kadar hatırlayan olduğunu görünce çok sevindim yahu! sanki hep beraber çocukluğumuza dönmüş gibi oldum.

kokuyu daha iyi hatırlayabilmeniz için fotoğrafını da paylaşayım tam olsun.


üzerinde mutlu arı resmi olan kokulu silgi kokusu. o kadar ki sadece resminden kokusunu alıp çocukluğuma gidebiliyorum.

bazen anadolu'nun dip köşesindeki yada istanbulda ender kalan bir bakkala girdiğimde burnuma gelen o değişik koku... çocukken gittiğim bakkal amcanın dükkanındaki kokuyla aynı gelebiliyor bazen tarifi yok. plastik top kokusu da etkilidir mesela...

büyük dedem ve büyük babaannemin kendilerine has evlerinin kokuları... hey gidi hey. bir de anneannemin eşek ölüsü ağırlığındaki yorganının sabun kokusu. :(

(bkz: hacı yağı)

götürme kurban olim

sobanın üzerine konmuş portakal kabuğu kokusudur benim için.

yakınınızda fabrikası varsa, şeker pancarı. tüm şehri kaplar sonbaharda;
malum sonbahara da girift. bana çifte bela.


kimse de dememiş ki çatapat

naftalin kokusu.

gaz yağı kokusu.

dünyada sanırım benim kadar bitlenen ve temizlenen başka biri olmamıştır, nerdeyse her gün kafam gazlanacak boyuta gelmiştik ailem delirmek üzereydi. ben delirmek üzereydim. neden ya neden? saçlarım hep kısaydı, sonradan hep aşırı gür saçlarımın olması, çocukken çok bitlenmişti diye dalga geçip gülüşmelere neden olur biri maaşallah dese. hep kısa kestik, gazladık, genetik filan hak getire. çünkü, her şeyin sebebi olabilecek bir bitlenme ve gazlanma.

şimdi gaz kokusu duyunca direkt omzumda beyaz tülbentle teyzemin önüne oturmuş buluyorum kendimi. ve içimi bir huzur kaplıyor

hanımeli çiçeğinin kokusu, ve hatta tadı.

çocukken ki bu bir yüzyıl öncesiydi, oturduğumuz yerde bahçeler filan vardı. bazı bahçelerde ve bizim bahçede bu hanımeli çiçeği açardı ve bayılırdım kokusuna. çiçek olgunlaşınca koparıp dibinden özünü emerdik. aman yarabbim o nasıl bir zevkti.

bir kaç sene önce bütün gece arkadaşlarla takılmış, sabahın ilk ışıkları ile eve dönüyorum. durakta inip eve doğru gözlerim kapandı kapanacak şekilde yürürken, otoyol yolun kenarında bir koku hissettim. yemin ediyorum o kadar mutlu olduğun an çok azdır. uyku filan kalmadı. içim içime sığmadı bir anlığına. böyle içimden 3-5 saniyelik bir coşku seli geçti. bir kahkaha atasım geldi. sanırım çocukluğumu çok özlüyorum. belkide oturup ağlamalıydım o an.