İnsanlar Üzerinde Yapılan ve Sınırları Sonuna Kadar Zorlayan Deneyler

İnsanlar üzerinde yapılmış bu deneyler toplumumuzun nasıl yerlerden geçtiği hakkında aydınlatıcı olmasına rağmen oldukça korkutucu.
İnsanlar Üzerinde Yapılan ve Sınırları Sonuna Kadar Zorlayan Deneyler
Üçüncü Dalga Deneyi'nden

bazıları amacına ulaşmış, hatta içlerinden bazıları beyazperde'ye bile aktarılmıştır. içerik ve uygulanışı rahatsız etse de, akıllarda kalmış ve günümüzde de konuşulanlardan bazılarını yazalım. keyifli bir konu değil biliyorum ama bu aralar üzerine kafa yorduğum bir konu ve paylaşayım dedim.

- the monster study / canavar deneyi (1939) 

iowa üniversitesi'nde yapılmış bir deneydir. deneyi gerçekleştiren öğretim üyesi wendell johnson kekemedir ve kekemeliğin bilimsel yollarla alt edilebilecek bir şey olduğunu düşünür. ardından, yaşları 5 ile 12 arasında değişen yaklaşık 25 tane yetiştirme yurdu öğrencisini denek olarak kullanmaya karar verir. 25 tane çocuktan 10 tanesi kendisi gibi kekeme, diğerlerinin ise herhangi bir konuşma problemi yoktur ama buna rağmen iki gruba da diksiyon dersleri vermeye başlar.

diksiyon dersleri esnasında grup ayırt etmeksizin, doğru telaffuzlarda olumlu besin yöntemini, (çikolata vb. çocukların seveceği şeyler.) yanlış telaffuzlarda ise dayak atma ve kekeme olmayanlarına bile kekeme olduklarını yüzlerine vurmak gibi acımasız yöntemler kullanır. altı ay süren bu deney sonucunda, kekeme olanlarda hiçbir iyileşme olmadığı gibi, deney öncesi konuşma güçlüğü çekmeyen çocuklarda bile konuşma güçlüğü problemi ortaya çıkmıştır. hatta olaydan yıllar sonra 2007 yılında, kalıcı hasarlar aldıklarını söyleyen 6 denek makhemeye başvurmuş ve toplamda 950.000 dolar tazminat kazanmıştır. ha bu tazminat ne işe yaramıştır orası bilinmez elbette.

- üçüncü dalga deneyi (1967) 

2008 yılında gösterime giren alman yapımı die welle filmi, bu deneyi konu almıştır. hemen herkes tarafından bilinen ve günümüzde bile hala konuşulan milgram deneyi ile benzerlikler taşır. california'daki cubberley lisesi'nin tarih dersine konu olmuştur. deneyin amacı, nazi almanyası insanının psikolojisini anlayabilmek ve demokratik toplumların bile faşizme meyilli olduğunu ispatlamaktır. aslına bakarsanız tarih öğretmeni ron jones yaptığı deney ile bunu ispatlamıştır.

deneyin bazı kuralları basit ve bilindiktir. ilk gün, ders zili çalar çalmaz öğrenciler bir dakika içinde yerlerini alacak, söz istemeden ve ayağa kalkmadan kesinlikle konuşmayacak ve olur da kendilerine söz verilirse, söyleceklerini dile getirdikten sonra da cümlelerini ''bay jones'' şeklinde bitireceklerdi. ikinci gün, ron jones elindeki sınıfın özel bir sınıf olduğunu belirterek daha fazla disiplin gerekli olduğunu söylemiş, deneyin gerçeğe yakın olmasını istediğinden sınıfa ''üçüncü dalga'' adını vermiş ve böylece öğrencilerin de kendilerini bir amaç için tüm bunları yaptıklarına inandırmıştır. hatta ikinci gün sonunda öğrencilere nazi selamını öğretmiş ve dışarıda da birbirleriyle bu şekilde selamlaşmalarını mecbur kılmış, öğrenciler de bu kurala harfiyen uymuştur.

üçüncü gün sonunda deney kapsamı genişlemiş ve bütün okulu kapsar hale gelmiştir. 30 öğrenci ile başlayan deney 43 öğrenciye yükselmiş, öğrenciler derslerine daha önce olmadığı kadar sıkıca sarılmış, gerçekten bir amaçlarının olduğunu düşündüklerinden normalde kendilerine zor gelen okul şartları ve disiplinden keyif aldıkları görülmüştür. aradan bir hafta geçtikten sonra ise, öğrenciler kendiliğinden örgütlenerek üyelik mekanizması oluşturmuş, ''üçüncü dalga'' nın logosunu dahi yapmış ve örgüt üyeliği olmayan öğrencileri öğrenim gördükleri sınıflara sokmamaya başlamışlardır. aradan geçen on gün sonunda işler iyice kontrolden çıkınca ron jones deneyi sonlandırdığını açıklamıştır. 

Deneyin anlatıldığı Die Welle filminin fragmanı


- zimbardo deneyi (1971) 

normal görünen bir insanın bile aslında ne kadar psikopat olduğunun ispatıdır bu deney. 2001 yılı yine bir alman yapımı olan das expirement filmi bu deneyi konu almıştır. görünürde hiçbir psikolojik sorunu olmayan ve normal olarak nitelendirebileceğimiz bir grup insan için hapishane ortamı düzenlenir. grup üyeleri ikiye bölünür, yarısı gardiyan, yarısı ise mahkum rolüne bürünür. stanford üniversitesi'nde gerçekleştirilen deneyin daha ilk gününde gardiyan rolüne bürünen denekler agresifleşirler. ikinci güne gelindiğinde gardiyan rolündeki denekler mahkumlara laf atmaya, küfür etmeye ve aşağılamaya başlarlar. aşağılamalar, gün içinde verilen yemekleri vermemeye, yemekleri yedirmemek için türlü şeyler yapmaya, geceleri mahkumları uyutmamak için gürültü yapmaya kadar gider. iki hafta olarak planlanmış bu deney, deneyin ilk haftasında gardiyanların mahkumlara uyguladığı fiziksel şiddet yüzünden son bulur.

gardiyan olan denekler zamanla kendi aralarında iyice kaynaşmış, içlerinden iki tanesi yemeklerini almak için hapishane kapısından elini uzatan mahkumların parmaklarını kırmıştır. ilk başta da dediğim gibi bu deney, normal görünen bir insanın bile aslında ne kadar psikopat/sadist olduğunun bir ispatıdır. 

Deneyin anlatıldığı Das Experiment filminin fragmanı


- milgram deneyi (1963) 

deney basitti. özetle öğretmen öğrencisine soru soruyor, öğrenci doğru yanıtlarsa sorun olmuyor ancak verdiği her yanlış cevap için kendisine elektrik veriyordu. deney başlamadan önce, ''öğretici ve ''öğrenci''(aslında bir kişi) olarak gruplandırılan kişilerden ''öğretici'' olanlara, yani deneyi denek üzerinde gerçekleştirecek olan kişilere, deneğe verecekleri elektrik hakkında fikir sahibi olsunlar diye elektrik verilmiş. bahsedildiği gibi, milgram deneyi'nin en korkutucu yanı, ''öğretici'' grubun ''öğrenci'' nin çekeceği acıyı daha önceden az da olsa kestirmiş olması ve buna rağmen deneye devam etmesidir aslında. hatta deneyden önce yale üniversitesinde yüksel lisans yapmakta olan 14-15 kadar öğrenciye sonuçların ne olabileceğine dair tahminleri sorulmuş, yani bir nevi anket yapılmış ve çıkan anket sonuçlarına göre ise katılımcılardan sadace %1-%2'lik dilimin sadist eğilimli kişiler olabileceği ve öğrenciye 450 volta kadar elektrik verebileceği öngörülmüş.

deney öncesi, deneğin çekeceği acı ve insan olmanın, acıma duygusunun varlığı onları, katılımcıların belki ilk aşamadan sonra deneyi bitirme isteğinde bulunacakları fikrinde buluşturmuş muhtemelen. ama tüm bu faktörlere rağmen deneyin sonuçları şaşırtıcı olmuş elbette. hatta bu deneyin sonuçlarına bakarak, birçoğumuzun içinde hiç de tahmin etmediğimiz büyüklükte sadist bir yan olduğunu söylemek mümkün. zira yüksek lisans yapmakta olan kişiler arasında yapılan anket ve tüm olumlu öngörülere rağmen deneye katılan ilk 40 kişiden 26 tanesi tepe noktasına, yani 450 volta ulaşmışlar. bilerek ve isteyerek karşısındaki bir kişiye 450 volt elektriği bir şekilde vermişler. her ne kadar deneyin başında ve ortalarında bir an duraksayıp deneyi sorgulamaya başlamış, hatta vazgeçme noktasına gelmiş olsalar da, büyük bir kısmı deneyi sonlandırmış. daha ilginç olanı ise, katılımcılardan hiçbirisinin 300 volta kadar tereddüt bile etmemesi. duydukları çığlığa, çekilen acıya (denek rol yapıyor olsa bile onların haberi yoktu) tanık olmalarına rağmen hem de. "bu acıya daha fazla tanık olmak ve bunun bir parçası olmak istemiyorum. deneyi sonlandırmak istiyorum." demek çok daha basitken neden devam ettiler ? bilinmez.

- proje mkultra (1950-1960)

cia'nın kontrolünde, bilimsel istihbarat ofisi tarafından yürütülmüş bir deneydir ve demeyin amacı türlü uyuşturucu çeşidi de dahil olmak üzere, kimyasal yollara başvurarak beyin üzerinde oynamalar yapmaktır. deneyde, cia çalışanları da dahil olmak üzere askerler, doktorlar, zeka sorunu olan bireyler ve hayat kadınları gibi birçok insan kullanılmıştır. özellikle ikinci dünya savaşından sonra barış ve sükuneti korumak adına birçok ülke tarafından kabul edilmiş kararlardan biri olan ''yasadışı kimyasal madde kullanımı'' ile ilgili hükümler bu deneyde ihlal edilmiş, amerika birleşik devletleri'nin imzaladığı nuremberg kodu sınırları aşılmıştır.

1973 yılında, zamanın cia üst düzey yöneticisi olan richard helms, deney ile ilgili tüm dosyaların yok edilmesini istemiştir. basına sızan bu bilgiden sonra belgelerin yok edilmeyeceği, yakında herkesle paylaşılacağı ve tüm sorumluluğun alınacağı söylense de, bunların hiçbiri gerçekleşmemiş ve tüm belgeler gizlice yok edilmiştir.

buraya yazılabilecek birkaç tane daha deney var elbette ama, başta tuskegee frengi araştırmaları olmak üzere ikinci dünya savaşı almanya'sında, japonya'sında ve rusya'sında yapılan deneyleri yazmak bile insanı rahatsız eden cinsten.