Kendi Dünyasında Derin Bir Yalnızlığa Mahkum Biri: Derdini Kimseyle Paylaşmayan İnsan
Derdini birileriyle paylaşmak belki her zaman bir ihtiyaç değildir, belki de paylaştıkça dertler gerçekten azalmıyordur. Sözlük yazarlarının paylaşmamayı tercih eden bu insan modeliyle ilgili güzel yorumlarına bakalım.
Kendi Dünyasında Derin Bir Yalnızlığa Mahkum Biri: Derdini Kimseyle Paylaşmayan İnsan
iStock.com


"insanların çoğu cevap vermek niyetiyle dinliyor, anlamak için değil."
stephen r. covey

"never tell your problems to anyone. %20 don't care and the other %80 are glad you have them." sözünü temel almış insandır.

yani diyor ki (bkz: dost dediğin henüz sırtından vurmamış düşmanındır)

bu da tabi ki (bkz: tecrübeyle sabit)

içinde bulunduğu durum ile hiç karşı karşıya kalmamış insanların saçma sapan telkinlerinden bıkmış insan da olabilir bu kişi aynı zamanda...

anlamsız dialoglara lüzum görmez... en iyisi susayım kendi kendime dertleneyim, başım ağrımasın üstüne der..

haklıdır bir bakıma ne diyelim...


derdini paylaştığında yarın bir gün kendisine silah olarak döneceğini bildiğindendir.

''tüm kişisel olaylarımıza birer sır gözüyle bakmalı ve iyi tanıdığımız olan kişilere, gözleriyle gördüklerinin dışında tümüyle yabancı kalmalıyız. çünkü en masum şeyleri bilmeleri bile, zamana ve koşullara bağlı olarak bize zarar verebilir. genel olarak; zekamızı söylediğimiz şeylerle değil, üzerinde sustuğumuz şeylerle ortaya koymamız daha iyidir. birincisi kibir, ikincisi ise akıllılıktır. her ikisi için de sık sık fırsatlar çıkabilir. ama ikincisi sürekli bir yarar getirirken, biz çoğu kez birincisinin sağladığı geçici doyumu tercih ederiz.''

(bkz: arthur schopenhauer)

"belki de anlatmaya çalıştın birilerine. kim bilir, anlatamadın.belki de insanın yüzüne bakar bakmaz anlatmanın yararsızlığını gördün." (oğuz atay)

karşılığında derdime ortak fikir bulamayacaksam bir de üzerine "aman boş ver" denilecekse ne paylaşacağım?

çok zor bir durumu yaşayan insandır.

ne bileyim hüzünleniyorsun, duygulanıyorsun vs. ama bunları kimseyle konuşamıyorsun. aslında konuşmak istesem de anlatamıyorum, insanları kendi dertlerimle bunaltmayı zaten sevmiyorum. kendi kendine cevap bulamadığın şeyler için başkalarından cevap beklemek zaten saçma geliyor. ama bir yerde birikiyor, atamıyorsun içinden. bir de ben optimist bir insanım, bu durumda daha da zorlaşıyor. hem hüzünlü olup hem mutlu olmaya çalışmak çok zor.

bir parça ketum olmanın her daim faydalı olduğunu gören, bilen, tecrübe eden insandır.

şimdiye kadar 'beni o kadar iyi anlıyor ki' diye tanımladıklarınızdan kaçı sizi bu konuda yanıltmadı; çizgisini bozmadı; her daim yanınızda oldu? sizleri tanımasam da cevap veriyorum: hiçbiri.

dilden çıkan her dert, gardınız düştüğünde size karşı kullanılacak esaslı bir kozdur. o yüzdendir ki hayatta iyi geçinmek ve sevmek zorunda olduğunuz kendinize bir iyilik yaparak ağzınızı sıkı tutun.

muhtemelen kendisi gibi bir dostunun veyahut yakınının olmadığını düşünen insandır.

şöyle ki; insan içindeki en gizli duyguları olur olmaz kişilere anlatacak değildir. etrafta bu kadar iyi gün dostları olduğu için boşuna duygularını böyle çapsız insanlara anlatacakta değildir. onlara anlatmaktansa içine atmayı tercih ederler.

genellikle de yalnızdır böyle insanlar. yalnız yaşarlar, yalnız yemek yerler, yalnız gezerler, yalnız sinemaya giderler. kalabalıklar içinde yalnızdırlar. kendi dünyalarında sonsuz bir yalnızlığa mahkumdurlar.

etrafındaki sahteliklere de aldırmazlar bile. çünkü, kendi dertlerinin verdiği ağırlık yüzünden gözleri hiçbir şey görmez, görmek istemez. ne yaşamaya güçleri vardır, ne de ölmeye cesaretleri. iki arada bir derede sıkışıp kalmışlardır...


gülümser, ne düşündüğünü anlamazlar.

"kimseye etmem şikayet,
ağlarım ben halime..."

birilerine anlatınca sorunlar çözülmüyor maalesef. bana en çok dokunan ise anlattığın insanın bunu pek de önemsememesi...aslında haklı, herkesin derdi sıkıntısı var, daha da gerçek ve acı olanı ise artık insanlar başkalarının üzüntülerini umursamayacak kadar bencil, siz size göre çok büyük kırgınlıklarınızdan bahsederken o içten içe yarın işe giderken ne giyeceğini veya arabasını yıkatması gerektiğini düşünüyor olabilir. öyle donuk bakıyor ki insanlar, sesin tonu yavaş yavaş düşüp amaan neyse öyle işte diye konuyu kapatma ihtiyacı duyuyorum çoğu zaman.

ama durun, beterin beteri vardır. bir insanın mutsuzluğundan mutluluk duyan insanlar gördüm. insanın içini kanatan yaşanmışlıkları ışıltılar saçarak dinleyen insanlar.

şu dünyada 7 milyar insan var ama yalnız kalmamak neredeyse imkansız.

derdini dert etmeyen insan bu. sen yaşasan odana kapanırdın ama o sabah kalkıp koşuya gidiyor. adeta skip butonu var.

gerçekten iyi bir dinleyicidir; herkesin derdini dinler, yardımcı olmaya çalışır, alternatif çözümler üretir. 

kendi sorunları içinse beyninin o kısmı işlemez. gözüne kestirdiği birine gider, anlatır. ama 'sıkma canını n'olcak?' ya da 'takma ya geçer.' gibi cümleler duyunca ağzına kürekle vurmak moduna girer. "daha da anlatmam kimseye" nidalarıyla odasında ağlar, uyur ve geçtiğine inanır.

birileri olsun ister onu anlasın, sorununa çözüm bulsun. ama öyle birini bulamamıştır, bulduysa da o kişi olduğunu anlayamamıştır. en çaresiz anlarında, en dipte hissettiği anlarda arar birini -herhangi birini- ama çevresine baktığında yoktur kimsesi, yalnızdır. sonra durur düşünür; bulsa bile birini 'anlatabilecek mi?'. sorununu; en güçsüz yanını, en derin duygularını anlatabilecek mi? sanmıyorum, yapamaz.


kimseye bir şey anlatmamanın tek sıkıntılı yönü ve belki handikapı, mayasında bolca bencillik bulunan insanoğlunun sizin hiçbir derdiniz olmadığını varsaymasıdır.

endişe etmeyin. bu başta bir sorun gibi görünse de, uzun vadede insanların 'iyi'lik seviyelerini tüm şeffaflığı ile görebilmenizi sağlar.

Charles Bukowski'den bir alıntıyla bitirelim

hiç yalnız hissetmedim kendimi.

bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde. kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim? ya da birkaç kişinin.

başka bir deyişle, yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam.

ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissederim.

ıbsen’den bir alıntı yapacağım: “en güçlü insanlar genellikle yalnızdır.” hiçbir zaman içimden, “şuh bir sarışın içeri girince kendimi daha iyi hissedeceğim,” diye geçirmedim. hayır, onun hiçbir yararı olmaz. insanları bilirsin, “hey, cuma akşamı, ne yapacağız? burda kös kös oturacak mıyız?” evet, kesinlikle. çünkü yok dışarıda bir şey. aptallık sadece.

aptal insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. geceye koşa koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum. hepsi bu. milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. kendimden hoşnutum.

DAHA FAZLA İÇERİK