New Jersey'de Kıraathaneleri ve Bakkallarıyla Türk Mahallesi Haline Gelen Şehir: Paterson

ABD'nin New Jersey eyaletinin şehirlerinden Paterson'da yaklaşık 30 bin Türk yaşıyor ve nüfusun 1/5'ini oluşturuyor. Sokaklarında köy bakkalı görebileceğiniz bu ilginç yerleşimi bir tanıyalım.
New Jersey'de Kıraathaneleri ve Bakkallarıyla Türk Mahallesi Haline Gelen Şehir: Paterson


Nedir, ne değildir?

paterson, abd’nin new jersey eyaletinde bir yerleşim yeridir. eyaletin kuzeyinde, new york city’nin kuzey doğusunda yer alır. new york ile new jersey’i birbirinden ayıran hudson ırmağı’nın üzerindeki george washington köprüsü ile kentten ulaşım new york’a kolayca sağlanır.

bu kenti abd’deki diğer şehirlerden farklı kılan özellik, kentte yoğun bir türk nüfusunun olmasıdır. ince belli bardakta çay içilip okey oynanan kıraathaneleri, türk ürünlerinin satıldığı marketleri ve türk fırınlarıyla abd’deki küçük türkiye’dir. rast gele bir telefon numarası aransa telefonu yine bir türk’ün açmasına kesin gözüyle bakılır. kentte giresun ve konya nüfusuna kayıtlı vatandaşlar ağırlıkta olmakla birlikte bir de karaçay’lılar vardır. karaçay türkleri, 2. dünya savaşı sırasında alman işgal güçleri ile işbirliği yapmakla suçlanıp karaçay-balkar özerk bölgesi’nden türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutulmaları sonucunda gelen soydaşlarımızdır. karaçay’lar ilk olarak eskişehir’e gelirler. o yıllarda abd’nin karaçay’lılara tanıdığı öncelikli göçmenlik hakkı sayesinde abd’ye göç etmişlerdir.

dil öğrenmek için abd’ye giden öğrencilere buraya gitmemelerini öneririm. gitseler bile en kısa sürede geri dönmelerini tavsiye ederim zira burada ingilizce’den ziyade türkçelerini geliştirmeleri muhtemeldir.


Mahallemizi biraz daha tanıyalım

kendisini veya kendisi gibileri görüp anlamadan "amerika birleşik devletleri'ni gördüm" dememek gereken, manhattan'a yaklaşık 20 km mesafede nadide bir yerleşimdir paterson. uyuşturucu, fuhuş, fakirlik, sefalet merkezi şirin bir belde.

manhattan'da 7. cadde 41'in oralardan kalkan minibüslere yaklaşırken, latin amerikalı değnekçiler "gel abi gel kalkıyor" diye bağırırlar. paniğe kapılmayın. geçin oturun sakince. kısa zamanda minibüs dolar ve yola çıkarsınız. tabi yolda şöförün para üstü alıp verirkenki beceriksizliği bir istanbullunun derhal dikkatini çeker. ölçüsünde bir müstehzi gülüşle bunun keyfini çıkarın. sonra minibüs sizi alır holland tunnel'dan geçirir, nehrin diğer tarafından main street'e çıkarır.

ve kuzey amerika'da en yüksek suç oranlarından birine sahip olan paterson'a hoşgeldiniz.
burada gram ingilizce bilmeden hayatınızı sürdürün. en çok konuşulan 1. dil zannnederim arapçadır. 2. türkçe, 3. ise ispanyolca. main streetin gould avenue ile kesiştiği yerde şişmanca bir türk abimizin işlettiği yerin adı nick's place idi (nick'in yeri). bu isim olayı böyle olabiliyor. paterson'da hüsnü isimli mobilyacı da amerikalı müşterileri arasında henry diye anılırdı. dükkanının adı da tabi henry's custom cabinetry. nick'in yerinde oturup kamuya açık iç mekanda sigara eşliğinde blueberry juice içebilir ve bol miktarda fenerbahçe-galatasaray geyiği de yapabilirsiniz. bakkalı, manavı, pidecisi, berberi ve lokantası ile türk esnafın diğer hizmetlerini saymıyorum bile. çok özlediyseniz, kahvehane bulmak da mümkün tabi.


oturun eskişehir üzerinden gelmiş kafkasya kökenli türklerle okey oynayın ve amerika'daki günlük hayatınıza fikirtepe tadında türkiye'de bıraktığınız yerden devam edin. yani eğer isterseniz, bu mümkündür manasında. tabi yurt dışında yenen döner gibi tadı hep biraz farklı olur. ama küçük nüanslara takılmayacaksınız artık. hem kafkas türkçesi lehçelerinden birini de öğrenirsiniz zaman içinde. ayrıca içlerinden biri bu dünyada gördüğüm en delikanlı çocuklardan biridir. onu bulacak kadar şanslıysanız müthiş bir dost kazanırsınız.

gecenin bir vakti yalnız başınıza main street'ten güneye, clifton'a doğru yürüdüyseniz, bunu ona söylediğinizde karşınızdaki korku ve şaşkınlıkla büyüyen gözleriyle "bir daha sakın bunu yapma" der. buralarda yeni olduğunuz için yapmış bulundunuz zaten. bir daha da yapmazsınız.

bahse konu yoldan devam ederek, garden state parkway'ın altından geçtikten hemen sonra
sağa dönerek ulaşacağınız sokak üzerindeki pis ev ise, 2000'lerin başındaki 1800$ aylık kira bedeliyle muhtemelen yeryüzünün fiyat kalite bakımından en kötü kiralık evidir (günümüzde ortalama kira 1200$ civarında).

Dil kursu için burayı ziyaret eden biri anlatıyor

efendim, amerika'ya dil kursu için gelirken, hem dil öğrenebileceğim hem de bol bol gezebileceğim bir lokasyon bakınıyordum. açtım interneti, haritadan nereler uygun olur diye incelerken new jersey dikkatimi çekti. merkezi bir yerde ama çok da kalabalık, curcunalı bir yer değil. new york, philadelphia, vaşington, boston şehirleri yakın, connecticut, delaware, virginia gibi eyaletler de etrafta hatta niagara şelaleleri de çok uzak sayılmaz. "dil, gezerken öğrenilir" felsefesine sahip birisi olduğum için, "etrafta yale, princeton, rutgers gibi ivy league kalitesinde, hatta bu lige dahil birçok da üniversite var; kabul vermeseler bile gezmeye giderim" diye düşündüm. atladım geldim, hatta dil kursuna rutgers üniversitesi'nde başladım. ama atladığım çok önemli bir husus varmış, gelince ayıktım: herkes türk abi burada. dil kursunda sınıfın yarısı türk, kalan yarısı ya arap ya da çinli. sokakta adım başı türk var, araba bozuluyor gittiğimiz tamirci türk, kabul için başvuruyoruz hoca türk, canımız türk mutfağı çekiyor gittiğimiz yer lübnan restoranı, çalışanları türk.

ama asıl şoku bir akrabamı ziyarete gittiğim bu şehirde yaşadım. new york'a giden bir arkadaşa rica ettim, geçerken beni burada bir yere bıraktı, akrabam da gelip beni alacak. beni indirdiği yerde daha iner inmez bir yabancılaşma, bir yakıştıramama hali yaşadım (az önce amerika'da değil miydim ben yahu?). arkamda bir muavin "new york, new york" diye bağırıyor (hakikaten böyle dolmuşlar var ve defalarca kullandım daha sonra. binerken parayı veriyorsun, fiş falan kesmiyorlar. şoförler türk, arap, bazen hispanik). yine önünde indiğim binada bazı dayılar ağızlarında sigara, okey oynuyorlardı. arada kahveciye seslenenler oluyordu: iki çay buraya!


"nerdeyim lan ben?" diye bakınırken akrabam geldi, hal hatır sorduktan sonra "açsındır sen" diye beni bir lokantaya götürdü: öz karadeniz pide ve lahmacun salonu. abartmıyorum; restoranın adını ö harfi ile yazmışlar. kapının üzerinde "pull/push" değil "çekiniz/itiniz" yazıyordu. televizyonda türk programları, çalışanlar silme türk... bütün sokaklarda birer ikişer albayraklar asılı. haliyle sordum; meğer giresun'un yağlıdere ilçesinden gelenler burada bir kapanım (enclave - kapalı grup yerleşim bölgesi) kurmuşlar. bildiğin küçük türkiye. akrabam olan kişi biraz dertliydi çünkü buradaki türkler pek entegre olamıyorlarmış. "kırk yıldır burada olup hala iki kelime ingilizce konuşamayan insanlar var" diye şikayetlendi.

gayet normal. yahu ben okumuş etmiş birisiyim (bu insanları küçümsemiyorum, derdim de kendimi övmek değil. durum tesbiti yapıyorum), maksadım da dil öğrenmek. ben bile oldukça zorlanmıştım alışana kadar. en sonunda çareyi arkadaşım bile olsa günlük hayatta türklerden kaçmakta buldum. çinli bir kız arkadaş buldum önce, sonra kilise cemaatlerine takılmaya başladım (merak etmeyin hala müslümanım, amaç hem kültüre hem de dile dokunabilmekti o zaman), sonra vurdum kendimi yollara. şaka maka 12 eyalet gezmiştim o zamanlar. doğu yakasını komple, batı yakasını da kısmen gezdim. türk popülasyonunun en büyük hayrı bu yönde oldu bende.

işin garip yanı, şu anda bulunduğum yerde bir arkadaşım doktora tezini bu insanların entegrasyonu üzerine yapıyor. daha da garibi buradaki türkler klasik entegrasyon teorisine uymuyorlar.


haşiye: kısaca özetlemek gerekirse

sosyolojik gelenek bize mesafe uzadıkça göç dalgalarının azalacağını, göç edenler için mesafe uzadıkça masraf da artacağı için uzun mesafeleri eğitimli ve nisbeten iyi gelir sahiplerinin alacağını söylüyor. ama buradaki türkler özelinde bu durum tam tersi yönde işliyor.

haşiye 2: tabi herkes türk değil paterson'da. amerikalılar da var. zaten kimler amerikalı? kime amerikalı diyoruz? yani doğan çocuklar amerikalı oluyorlar, o kültürde yetişiyorlar (kısmen de olsa) ama çoğunluk türk yahut arap burada (hispanikler de var). şimdi o kadar garipsemem herhalde ama o an için büyük şok yaşamıştım.

Sokaklarını gezebileceğiniz bir video

Usta yönetmen Jim Jarmusch, burada aynı ismi taşıyan bir film çekmişti

Giresun'un Yağlıdere İlçesinden ABD'ye Büyük Göçün Şaşırarak Okuyacağınız Hikayesi

Berlin'in Göbeğinde Bir Türk Semti Haline Gelen Enteresan Yer: Kreuzberg