ODTÜ'yü Tercih Etmeyi Düşünenler İçin Ayrıntılı Bir Okul Rehberi

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Türk eğitim sisteminde özel bir yere sahip. Nedir, ne değildir diyenler için okul ortamını ve bilinmesi gerekenleri açıklayalım.
ODTÜ'yü Tercih Etmeyi Düşünenler İçin Ayrıntılı Bir Okul Rehberi


odtü'ye giriş: odtü nedir?

odtü bir üniversiteden çok bir yaşam alanı, hatta benim deyimimle kendi halinde, türkiye'den bir nebze izole, insanı bir başka kasaba. evet, bildiğin kasaba. içinde evler, yurtlar, kafeler, marketler, restoranlar, spor salonları vs. olan bir kasaba. bunu okumak eminim üniversite sınavına hazırlanan, stresten kafayı yemiş çoğunuza umut olacak, motivasyon olacak, iç çekerek okuyacaksınız...

kampüs ortamı nasıl?

dediğim gibi, kampüs yerine kasaba demeyi tercih ederim. burası kampüsse diğerleri ne, diğerleri kampüsse burası ne? burada yapabileceklerinin sınırı yok, her şey sana bağlı. inanılmaz canlı bir kampüs ortamı var her şeyden önce ve boun/itü/bilkent kampüslerini görmüş biri olarak odtü kampüsünün açık ara iyi olduğunu söyleyebilirim. buranın en sevdiğim özelliği devasa bir ormanın içinde, her yerin yeşil olması. burayı bu hale getiren kemal kurdaş ve diğer mezunlar muhteşem bir yer inşa etmişler! yeşilliklerin içinde kampüs dışına çıkmaya gerek bile duymadan yaşayıp gidebilirsiniz, öyle ki 3.5 ay aralıksız kampüs dışına çıkmadan yaşayan arkadaşlarım var...

her ne kadar pek gitmesem de devrim buranın kalbi. "ağbiii devrim'de içelim ağbii" ritüeli her masum genci kancasına takan bir bela. renkli, insanların voleybol oynadığı, oturduğu, içtiği, yiyiştiği, koştuğu, pilates, yoga yaptığı güzel bir yer. ben daha çok keşfedilmemiş yeşil yerlere yatıp gökyüzünü izlemeyi tercih ediyorum, tercih meselesi.

fakat kampüs korkunç büyük. bir yerden bir yere gitmek çoğunlukla yürüyerek işkence. bunlara ilerleyen satırlarda değineceğim. yani arayıp da bulamayacağın şey sayısı az, yine de buraya tıkılıp kalmamak lazım tabi.

bonus: 'bozkırı yeşertenler' belgeselini izleyin. odtü belgeseli diyelim kısaca. kuruluşu, bozkır topraklarından nasıl yemyeşil bir eğitim yuvası yaratıldığını görün.

eğitim ne alemde?

tartışmasız türkiye'nin en iyi okullarından biri tabii ki, bunu söylemeye gerek yok. yök'ün gereksiz arttırdığı kontenjanlar sebebiyle şikayet edilecek noktaları çok, ama hala ülkede özellikle teknik eğitim konusunda daha iyisi var mı şüpheliyim. öte yandan her ne kadar teknik üniversite olarak kurulmuş olsa da, çok fazla sosyal bölüme de ev sahipliği yapıyor ve sosyal bilimlerde de türkiye'de en iyilerden biri. hatta öyle ki, 1956 yılında odtü'nün ilk kurulan bölümlerinden biri (yanılmıyorsam üçüncüsü) siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümüdür. bu anlamda odtü için interdisipliner (disiplinlerarası) bir okul desek yanılmayız, ki bu her öğrenci için muhteşem bir fırsat çünkü gerek seçmeli olarak, gerekse de kendi bölümlerinizde bilimlerin tüm dalların a erişim şansınız oluyor ve kişisel gelişim için bulunmaz bir fırsat.

fakat bazı gerçekler de yok değil. koç/sabancı/bilkent gibi okullar arkalarındaki maddi destekle atağa geçerken, tankları, füzeleri yapan şirketin yarısından fazlasını kaplayan mühendisleriyle odtü, devlet tarafından üvey evlat muamelesi gördüğü için iyi hocaları kaptırıyor ya da onlar kadar sahip olamıyor. tabii ki çok çok değerli insanlar var, geçmişten gelen bir odtü ruhu var, ama bu daha ne kadar sürer bilemiyorum. eğitim materyalleri ve olanakları konusunda ne yazık ki bu üç vakıf üniversitesi etmediğini düşünüyorum, özellikle konu lisans sonrası yurt dışı olanaklarına gelince...

odtü ruhu nedir, odtülü olmak nasıl bir şey?

buraya geldiğinizde herkesin ağzında sakız olmuş 'ağbii odtülü gibi davranın' cümlesini bol bol duyacaksınız. her ne kadar düşen sıralamalar ve yükselen kontenjanlar sayesinde odtü ulaşılmaz bir yer olmaktan çıkmış olmasa da hala bir değeri olduğunu düşünüyorum. hala geçmişten gelen saygınlığını muhafaza ediyor. odtülü olma lafını sevmesem de, temelde saldırgan ve yıkıcı olmadığı sürece herkese saygı ve hoşgörü gösteren insanlar olmak gibi bir şey. geri kalan her şey tek tipleştirmeye giren saçma ergen zırvaları olur.

buraya geldiğimde en çok şaşırdığım şey insanların birbirine duyduğu saygı ve kibarlıktı. öğrencisinden çalışanına kadar herkes çok kibar ve saygılı. insanlar yardımsever, genelde güleryüzlü. bu yüzden türkiye'den farklı diyebilir miyiz? tabi lan! kampüsten başınızı bi çıkarın ankara'ya, o zaman anlarsınız beni.

burada önemli bir nokta var işte, üniversite dediğiniz yer meslek okulu değil. ilkokuldan liseye kadar çoğunlukla muhafazakar ailelerde büyüyüp boktan okullarda tektipleşmiş gençler olarak üniversite kendimizi, kafamızı açabileceğimiz köprüden önce son durak. insan olmayı, birey olmayı, sosyal olmayı öğrenmek için son şans! ve odtü bu konuda ne yazık ki türkiye'deki çok az sayıdaki yerden biri. hocaları, öğrencileri, atmosferi... hepsi size bir şey öğretiyor. atmosferi size açıklayamam belki, en fazla izmir ile ankara arasındaki fark derim, ankara'ya neden gri şehir diyorlar da komşu olmalarına rağmen eskişehir'e demiyorlar derim, anlayın işte. atmosfer budur ve size çok şey öğretir, yaşatır. 

öte yandan odtü'nün köklü kültürü birkaç ayda bile insana çok şey öğretiyor. odtü'den çok daha eski okullar olmasına rağmen bugün neden örneğin 'istanbul üniversitesi kültürü' diye bir şeyden söz etmiyoruz? çünkü odtü dediğiniz yer, öğrencilerin, hocaların yan yana (mecaz değil, gerçek anlamda) tuğla koyarak inşa ettiği, çorak bir araziyi bugün kocaman bir ormana dönüştürerek yarattığı bir yer. yıllar önce haksızlığa, hukuksuzluğa direnen, karşı çıkan insanların izlerinin kaldığı yer. işte bu size çok şey öğretecek.

odtü bugün ne alemde?

nesilden mi, zamandan bilmem ama ben şu anki odtü kitlesini geçmişle karşılaştırınca oldukça boktan buluyorum. youtube gamer'ları gelince insanların birbirini ezdiği bir yer olmuş, daha ne denir ki? buraya afla dönen bir amca şöyle demişti: 'bizim özgürlük konuşmaları yaptığımız yerlerde bugün insanlar oyun oynayan çocukları görmek için birbirini eziyor.' yeni odtü nesli duyarsız ve vurdumduymaz. şu an okulda o kadar çok hukuksuzluk var ki... eski nesillerin verdiği tepkilerle bugünkü neslin tepkisizliğini karşılaştırınca üzücü bi tablo ortaya çıkıyor. bu nesle dahil biri olarak aynı zamanda öz eleştiri yapıyorum tabii ki. türkiye'deki baskı çağınının acı etkileri.

odtü gomünist diyorlar?

adı çıkmış dokuza inmez sekize durumu. her yerde afişleri var, deli gibi çalışıyorlar ama ikinci dönem tanışma toplantılarına gittiğimde benimle birlikte bir kişi daha vardı sadece, durum bu.

fakat şahsen tanıştığım iyi niyetli çok insan olmakla birlikte, kendine pkk'lıyım diyemeyen tiplerin de komünist maskesi altında okulda propaganda yaptığına şahit oluyorum. pkk'ya maddi destek sağladığı için tutuklanan öğrencileri 'arkadaşlarımızı odtü'lü olduğu için içeri aldılar' diye savunan tipler de bolca var. daha birkaç hafta önce 'apocu bir kürt' olduğunu bağıran özgüvenli bir arkadaşa da rastladım.

hükümetin nefretinin bir sebebi de bu salaklar. ota boka eylem yapıp bildiri dağıtıyorlar ve okula zarar veriyorlar ki bence farkındalar da. bunlar dışında kimsenin umrunda değiller. somut olarak yaptıkları hiçbir şey yok, diğer topluluklar onca güzel şey yaparken okula hdp'li vekilleri çağırmak dışında ne gibi faaliyetleri var merak ediyorum.

yine de dediğim gibi, kimsenin umursamadığı bir grup için odtü'nün adını komüniste çıkarmak doğru mu? saçmalık...

hazırlık okunmalı mı, hazırlık nasıl?

odtü hazırlık sistemi son birkaç yılda baştan aşağı değişmiş ve öğrenciye ingilizceyi döve döve öğreten bi hale gelmiş. yani o yüzden şu an ingilizce bildiğini iddia eden çoğu kişi hazırlık atlama sınavından yamulmuş bir şekilde çıktığında şaşırmamalı. siz yine de girmeden önce odtü'nün eski birkaç yıldaki sınav sorularını bulmaya bakın. sadece writing için bile binbir kriter öne sürüyorlar ki kanser eder adamı.

gelelim gerçekten atlama şansı olanlara... ankara'da yaşayanları bilemem ama şehir dışından gelenler için ilk yıl gördüğüm kadarıyla (ve de yaşadığım) korkunç bir bocalama dönemi oluyor. bir yandan bu devasa okula alışma süreci, resetlenen sosyal çevrenizi sil baştan kurma çabası, yurt hayatına alışmak, aileden uzakta her şeyle tek başına mücadele etme durumu, üniversite ortamının yarattığı sudan çıkmış liseli modu.. hepsi kurşun gibi yağacak üstünüze.

lisans birinci sınıf bir arkadaşım şu an atladığı için çok pişman örneğin. bocaladığı ve uyum sağlamakta zorlandığı için ortalaması çok düşük, ve bu geri getirilmesi çok zor bir şey. muhtemelen aklınızda olan şey 'abi 1 yıl daha kaybetmeyelim' düşüncesi. hangisi daha büyük kayıp onun düşünün bir, ikincisi mezun olma vaktiniz gelince burada geçen fazladan bir yılınızı kayıp olarak mı kazanç olarak mı göreceksiniz? bence ikincisi...

hazırlığa gelirsek... hazırlık korkunç sağlam ve disiplinli. döve döve öğretiyorlar, devamsızlık konusunda ayrıca bir problem. kurunuza göre değişmekle birlikte, size verilen devam sınırını aşarsanız okuldan atılıyorsunuz, tekrar falan yok. direkt siktiri yiyorsunuz. eylül'deki atlama sınavını geçtiniz geçtiniz, yoksa tamamen öğrenciliğiniz kesiliyor. olayın ciddiyetini anlatsın bu size. çoğu hoca harikadır ayrıca, ilgili ve güzel bir şekilde öğretirler. ingilizce kaynakları vs. muhteşem zaten. beginner ve elementary başladıysanız %70 hazırlığı iki yılda bitireceksiniz demektir, o yüzden çok çalışmaktan başka şansı yok kimsenin.

bonus: kur sınavında benim yaptığım salaklığı yapıp "bir alt kurdan başlayayım" diye hepsini cevaplamamazlık etmeyin. sınavı hazırlayanlar kurunuzu tespit etmek için bir sınav yapmış, onlardan daha iyi mi biliyorsun? ve son olarak, beginner başlamak isteyenler ilk soruyu işaretleyip çıksın diyecekler, çıkın da görün gününüzü. arkadaşlarınız günde 4 saat ders yaparken siz 8.30-15.30 lise gibi takılırsınız. dikkat edin.

yurtlar

gelelim yurtlara. yanılmıyorsam mf'de 4000, tm'de 1500 ve daha iyi bir sıralamanız varsa yurdunuzu seçme hakkınız oluyor. kızları bilemem, fakat erkekler için 9. yurt seçmek için güzel bir seçenek (bu sene restore edildi).

sene başında size bir form doldurtacaklar ve buna göre yurt puanınız olacak. bu puanlara göre yerleştirileceksiniz, buna birazdan değineceğim.

yurtlar iki ayrı bölgeye ayrılıyor doğu ve batı olarak. hangisi hangisi hala öğrenemedim adjknv ama genel kullanım olarak numaralı yurtlar ve demiray yurtları diyelim biz. çok üzülerek yurt şartlarını sadece erkekler için yazacağım, muhtemelen kızların şartları daha iyi ve daha temizdir.

-numaralı yurtlar
kampüs hayatına en yakın yurtlar bunlar. iki kişilik ve dört kişilik olarak ayrılıyorlar. erkekler için 2/8 ve 9. yurtlar iki kişilik yurtlar, geri kalanlar dört kişilik ahırlar. dört kişilik olanları şiddetle tavsiye etmem çünkü korkunç küçük. iki kişi yan yana duramaz yatak aralarında, öyle diyeyim. numaralı yurtlar genel olarak konfor bakımından demiray'ların gerisinde kalsa da (2 kişilikler hariç) merkeze olan yakınlığı müthiş bir nimet. fiyatları 225 tl.

-demiraylar
hayırsever iki odtülü kardeşin yaptırdığı demiray yurtları 1 erkek, 1 kız ve 1 de karma yurt olarak ayrılıyor. demirayların odaları gerçekten büyük ve rahat olur, bir yatak odası ve bir çalışma odası tek bir odanın içinde. hatta numaralı (4 kişilik) yurtların iki odası kadar bir yerde 4 kişi yaşarsınız. odalar genel olarak konforlu, fakat her katta 150 kişiye 5 tuvalet düştüğü için temizlik korkunç bir sorun. bunda insanların hayvanlığı etkili tabi ki, deliği tutturamayan insanlarla birlikte yaşayacaksınız. alışın. fiyatları da 260 tl (karma hariç). ayrıca buranın çevresi gerçekten muhteşem, sabah kuşlar horozlar falan ötüyor, her yer yemyeşil. çok fazla köpek olması bir eksi. ayrıca hocaların evleri de bu tarafta. anlayın işte, yağlı mekan ;) iki kişilikler olmazsa buraya gelmeye çalışın, ama iki kişilik şansı varken de buraya gelmeyin.

kötü yanı allah'ın unuttuğu yerde olması. kampüs merkezine biraz uzak kalıyor. ringle tabi ki gidersiniz, ama yürümek vs. dert olacak çünkü her zaman ring yok. özellikle akşam bir yerlerden gelecekseniz işin baya bi zor. kestirmelerden yürüyerek 15-20 dk'ya çarşıya veya kütüphaneye gidebilirsiniz. numaralıdan çarşıya gitmek 5 dk, özet olarak böyle.

bonus: buraya gelmeden önce biri bana 'odtü yurtlarında yaşarsan bir daha her yerde yaşarsın' demişti ve haklıymış. pisliğe inanılmaz alışıyorsunuz. cidden genel bir pislik söz konusu. odalar her gün temizleniyor(öylesine vileda atılıyor yerlere) ve çarşafları da 2 haftada bir yenisiyle değişiyorsunuz. yine de pislik çözülebilmiş değil.

diğer imkanlar neler derseniz, çamaşır makinesi ve ütü var. bu da size yeter.

-yurtlara yerleşme süreci
formu doldurduktan sonra haftada bir liste yayınlayacaklar. formu kesinlikle doğru doldurmaya özen gösterin. uyanıklık edip aile gelirinizi düşük falan yazmaya çalışmayın yani (aile geliri ve üzerinize olan mallar ne kadar çoksa puanınız o kadar düşük olur, yaşasın komünizm!!).

bu listeler sonucu bir kısım öğrenci açıkta kalacak, yani yurtlara yerleşemeyecek. hemen yurduma kavuşurum dediniz değil mi? bok kavuşursunuz. 2 ay sonra yurda ancak yerleşen arkadaşlarım var... tabi bununla bitmiyor, direkt yurda da gitmeyeceksiniz. geçici yurt denen ahırlara alacaklar sizi. geçicide kalmak işkence olacak bir süre, ortalama 2 ay vs. kalırsınız, puanınız düşükse bu süre 4 aya da çıkabilir. geçicileri çok umursamazlar, ne doğru düzgün temizlik olur ne de oksijen. genelde 12-10-8 veya 4 kişilik küçücük odalara yerleştirilirler. ama geçiciye gitmeden önce de 1-1.5 ay bekleyebilirsiniz. o nedenle mutlaka kalacak alternatif bir yer bulmaya çalışın.

ulaşım

kampüs devasa olduğu için ulaşım da haliyle büyük bir problem ve hala yeterli değil. kampüs içinde üç ulaşım şansınız var: ring (okulun kendi otobüsleri), dolmuş ve otostop. otostop okulda çok yaygın bir kültür, başlarda herkes otostop çekmeye çekiniyor, 'gururumla ringe binerim, hıh!' diyor ama sonra sikerler yaa moduna gireceksiniz, çünkü kampüs öyle böyle büyük değil ve ringler öyle çok da sık geçmiyor, özellikle akşamları.

ring ağını öğrenmek benim bir dönemimi aldı valla. muhtemelen ilk geldiğinizde okulda çok fazla kaybolacaksınız. ben kaç kere kayboldum hatırlamıyorum. birbirine çok uzak duran yerler genelde kestirme yollarla çok yakındır aslında, ana yollar uzatır sadece yolu. yürümek yine fena değil, ama ring ağını öğrenene kadar yine uğraşabilirsiniz. o yüzden insanlara sormaktan çekinmeyin, her şeyi sorun.

ringlerin renkleri var, bana böyle dediklerinde dış boyaları falan sanmıştım ama pencerenin önünde minik kare kağıtlar var, sarı, kırmızı, kahverengi, gri vs. diye. sarı sizin dostunuz olacak, kampüsün en geniş ringi. kahverengi de a1'den devrim'e götürüp getirir size, minik pratik bi güzergahı var. şimdilik bu ikisini bilseniz yeter, çünkü diğerlerini ben de bilmiyorum :)

yeme/içme

bir adet müthiş (!) yemekhanemiz var. öğle ve akşam yemekleri çıkıyor ama sadece hafta içi. yemeklerin tadı genelde eh işte, bazılarınızı doyurmaya yetmeyebilir, o yüzden ekmek yemeye alışın bence doymak için. /çorba-ana yemek-meyve ya da tatlı/ şeklinde oluyor genelde. fiyatı siz bunu okurken zam gelmemişse 2.25 tl. sene başında 1.85'di, sömestr tatilinde hazır kimse yokken zam yaptılar, kimsenin de sesi çıkmadı.

yemekhane dışında bir de çatı ve arkabahçe var. buralar açık büfe ve yemekleri genelde lezzetli oluyor. kiloyla satıyorlar ve kilosu 27 lira gibi bir şey yanılmıyorsam. o yüzden ilk defa gittiğinizde tabağınızı hayvan gibi doldurmayın. zamanla tabağı hafif şeylerle doldurup çatı'da ucuza yemek yeme yollarını öğreneceksiniz. mesela tavuk gibi ağır şeyler koymayı vs. çatı, merkezde olan, arkabahçe ise ilk seferde arayıp zor bulacağınız bir yerde, numaralı yurtlar tarafında. ben bir gece vakti kaybolmuşken ışıkları takip edip bulmuştum, siz düşünün. genelde doyuracak lezzetli bir tabak 15-16 lira civarına geliyor. fakirler arada bir kendini şımartabilir.

bunların dışında çarşı'da bazı yemek yeme imkanları var. normale göre odtü'ye özel minik indirimleri olan bir burger king, bir pizzacı, bir pastanemsi, birkaç dünyanın en iğrenç hatay dürümcüsü, kafe, kebapçı, kumpirci ve bir de şok var. fiyatlar bana kalırsa dışarıya göre uygun, hayat çok pahalı. ama yine de öğrenci bütçesini zorlayacak yerler hepsi. sonuçta okulun ortasına yeme içme mekanları koyuyorsunuz ve yer yer de kazığı geçirip piyasa fiyatlarına satıyorsunuz. saçmalık! bunların alternatifi olmadığı için de umurlarında değil. rektör gerçekten düzgün biri olsa burayı muhteşem öğrenci dostu yapardı ama işte...

son olarak sunshine (yeni adıyla kocatepe) var numaralı yurtların orda. bu arada sunshine ismini aklınızda tutun ki otostopta sunshine'a gidiyorum diyenler olunca 'orası neresi mk?' diye binmemezlik etmeyin eğer numaralıda kalıyorsanız. orası da bildiğiniz kahveci işte.

ha bi de unutmadan, fakülte kantinleri var. onların da kendi yemekleri var. her fakültenin bi şeyi meşhur, mesela işletme'nin kısırı. böyle işte.

bonus: çarşı'da ayrıca bankalar vs. de var, aklınızda bulunsun.

sosyal aktiviteler ve topluluklar

hemen hemen her şey için bir topluluk var aslında. yani japonca'dan tutun da dağcılık kulübüne, programlamadan münazaraya, gastronomiye, motor sporlarına kadar birçok alanda topluluk var. toplulukların güzel yanı birçoğunun kendi alanlarında eğitimler veriyor olması. paraşüt eğitimi de alabilirsiniz, japonca da öğrenebilirsiniz, origami de, gokart da, dağcılık da, yelken de... sonsuz bir yelpaze var yani!!

bunların dışında iş dünyasıyla iç içe, size kendinizi 15 dk için ceo gibi hissettirecek iş dünyası toplulukları da var. hiç gitmedim, ama staj bulmakta vs. yardımcı oluyor diyorlar. olabilir, bir şey diyemem ama bence eksik bakış açısı. ben olsam stajı vs. başka yerlerde arardım.

ayrıca hemen hemen her bölümün kendine ait bir topluluğu var. yani eğer odtü'de bir bölümle ilgili aklınızda soru işaretleri varsa ve bilgi almak istiyorsanız, facebook üzerinden o bölümün topluluğuna mesaj attığınız takdirde size seve seve yardım edeceklerdir.

toplulukların dışında okula sürekli alanında uzman konuşmacılar (youtuber'lar bile) geliyor. söyleşiler, konferanslar, konserler, tiyatrolar bitmek bilmiyor. tabi onları okula getirenler yine topluluklar. zaman zaman siyasetçiler geliyor, fizikçiler, matematikçiler, iyi yerlere gelmiş eski mezunlar, önemli şirketlerin müdürleri...

unutmadan, odtü'nün kütüphanesi derya deniz muhteşem bir yer. arayıp da bulamayacağınız kitap sayısı çok az. türkçe ve yabancı çok fazla kaynak var. üstelik manzarası da muhteşem!! bazen orman manzarasına bakan kırmızı koltuklarda uyumak için gidiyorum. evet, ne yazık ki kütüphaneyi daha çok manzaraya karşı uyumak için kullanıyorum :(

sağlık imkanları

ne yazık ki okulun en kötü yönü sağlık ve rehberlik merkezi, ya da diğer adıyla mediko. sabah mesaileri 9.30'da başlar ve 10.50'de biter. öğle mesaileri de 13.45'te (doktorlar gelir) başlayıp 16.30'da sıra kalmadığı gerekçesiyle biter. o yüzden eğer hastaysanız gidecek başka bir yer bulun kendinize, çünkü gerçekten hasta bile olsanız doktorlar eğer size 'inanmazsa,' bakın muayene bile demiyorum, ne ilaç ne de rapor alamazsınız. 3 saat ateşler içinde sıra bekleyip hasta olduğumu doktora inandıramamıştım 'akıntı' yok diye ve öyle de gönderildim. isterseniz buraya gelince siz de deneyebilirsiniz.

son notlar

buraya kadar genelde olumlu bir tablo çizdik, zaten okulun aman aman kötü yönleri de yok. fakat okul aşırı kalabalık, bunu en çok otobüse binince hissedeceksiniz, tıkış tıkış. birtakım imkanları ne yazık ki önceden de dediğim gibi koç/sabancı/bilkent gibi okulların gerisinde kalıyor. kalabalık olması sebebiyle ders seçimleri genelde saç baş yolduruyor, bununla ilgili youtube'a 'odtü ders seçimi' yazarsanız bazı komikli videolar size olayı anlatır :)

ana kötü yanı ankara'da olması. güzel yerlerden geliyorsanız izmir gibi, istanbul gibi, ege gibi, ankara'ya alışmak muhtemelen pek kolay olmayacak. anadolu'dan gelen arkadaşları burayı genelde seviyor, şahsen ben nefret ediyorum. fakat dediğim gibi, kampüs hayatı sizi ankara'ya çıkmaya mecbur bırakmıyor. o yüzden napıp edip burda güzel bir arkadaş çevresi kurmaya ve odtü'den sevgili yapmaya bakın ;) o zaman eminim burası daha keyifli oluyor ve ankara'dan izole bir şekilde yaşıyorsunuz.

kapanış, iç dökme

dürüst olmak gerekirse burada çok mutlu değilim, belki şehirden, belki hala bocalama dönemi içinde olmamdan dolayı, alışamamdan dolayı. her şeye rağmen odtü'lü olmak benim için gurur verici bir şey. odtü bir okuldan, binalardan, kampüsten çok daha fazla bir yer. odtü kültürünün bir parçası olmak, geçmişte buraya deli gibi emek vermiş, özgürlük için, demokrasi için canlarını dahi vermiş öğrencilerin, hocaların geçtiği yerlerden geçmek, aynı çimlere uzanmak her şeye rağmen çok güzel bir şey.

burası hogwarts değil, gelirken kafamda bu vardı ama değil. burada da ciddi eksiler var. yine de odtü benim geleceğe dair umutlarımın yeşerdiği yer, tek başıma yaşamaya başladığım, gerçek birey olmaya ilk adımımı attığım yer...

Üniversite Bölüm Tercihinde Mimarlık Yazmayı Düşünenler İçin Aydınlatıcı Bir Yazı

DAHA FAZLA İÇERİK