Okuma Yazması Dahi Olmayan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'a Kazandırdıkları

Kavalalı Mehmed Ali Paşa kimdir? Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a getirdiği yenilikler.
Okuma Yazması Dahi Olmayan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'a Kazandırdıkları


bu güzel insan gelmeden önce mısır kölemen adlı, aslında ortaç ağ’ın derebeylerinden pek de farkı olmayan askeri önde gelenler tarafından parçalanmıştı

“elalem merkezi yönetimlerden anayasal sistemlere geçiyor, biz uyuyoruz aloo…” diyen mehmet ali paşa, bu arkadaşlar için mekanında güzel bir ziyafet hazırlamış, bir yandan “oohh afiyet şeker olsun, yarasın yiğidime” deyip “tatlıya yer kalmadı ama…” diyenlere tatlıyı paket yaptırırken bir yandan da ellerini oğuşturmaya başlamış. yemeğin sonunda “paşam uzaktan bir gelen var herhalde, üzerimize feci bir ağırlık çöktü.” diyenlere haşince gülerek “gülüm o kadar zehire gene iyi dayandınız, öküz gibi kudretliymişsiniz maşallah.” demiş ve onlar bu dünyadan göçerken kendi otoritesini kurmak üzere çalışmalarına başlamış.

paşanın esas amacı şöyle sağlam, vurdum mu ses getiren, iyi vurursa gol olan bir ordu yaratmakmış

ordunun kıyafetlerini değiştirmiş, aswan’da yeni kuracağı ordu için güzel güzel teknik okullar kurmuş, avrupa’ya öğrenci gönderip oradan öğretmenler getirtmiş. tıpkı kendine iktidar yolunu açıp ingilizler tarafından kovulan napoleon gibi o da asker ihtiyacı için sudan’a yönelmiş, kuzeyini işgal edip köleliğe dayalı askeri bir sistem geliştirmek istemiş. fakat yardımcıları “yok hoca, bu sudanlılardan cacık olmaz.” deyince zorunlu askerliği getirmiş, 130.000 kişilik, mısır köylüsü fellahinlerden oluşan devasa bir ordu yaratmış. –ki burada aklımıza hemen levee en masse geliyor değil mi sevgili okuyucu?- bu öyle dev bir orduymuş ki, mısır’daki çalışan erkek nüfusun yüzde 12’si bu orduya alınmış. –yalnız bu sayının toplam erkek nüfusun yüzde 4’ü olması, o dönemde ülkenin nasıl bir demografik yapıya sahip olduğu hakkında fikir verir herhalde. buna peksimet mi dayanır be…-

yalnız bu adam akıllı bir insanmış, güçlü bir ordu kurmak için de sadece orduya çeki düzen vermenin yetmeyeceğini biliyormuş

tutmuş, gene napoleon’u örnek alarak, onun ordusundan arta kalan mühendislere jumel cinsi pamuktan ülkeye ektirmiş, ülkeyi “tahıl ambarı” klişesinden kurtarmış. yalnız bu pamuk denen meret bildiğimiz üzere çok su ister, sulama kanallarını yapmak için de gene zorunlu çalışma kampları kurup corvée diye bilinen işçileri bu kamplarda çalıştırtmış; ki bu nedenle milleti onu pek sevmezmiş. tarımın dışında sanayiye de yatırım yapmış, pamuğa bağlı olarak tekstil fabrikaları ve pamuğa bağsız olarak silah üretim merkezleri kurmuş. –tekrar görüyoruz değil mi, esas amacı ordu, yanlış olmasın- yalnız bu adam tekstil fabrikasını kurarken kimse “yapma etme, ingiltere bu işin piri, ucuz işçi + bedava hammadde + tekelci piyasa, bizi siler süpürürler tozumuzu komazlar” dememiş, neticede o kadar tekelciliğe, devletin malı halktan kendi istediği fiyata alıp dışarıya kendi eliyle maksimum kâra satmasına rağmen fabrika dayanamayıp 1850’lerde kapatılmış. tabii 1882’deki ingiliz işgalinde pamuk faktörünün hiç etkisi yoktur diyemeyiz, onu da buraya eklemeli.

“madem fransa’dan gidiyoruz, sosyal reformları da onlardan alalım.” diyerek matbaayı mısır’a getirmiş

1828’de ilk arapça gazete al-waqai al-misriyyah’ı bastırmış. ayrıca bir adet yabancı diller okulu açmış, ama öyle ismen değil, buradan bayağı öğrenci avrupa’ya gitmiş. al-tahtawi mesela, o da bu okuldan mezunmuş. bunları yapınca millet aniden aydınlanmamış tabii, ama yine de bir bürokrasi sınıfının oluşması için bunlar gerekli şeylermiş, nitekim avrupa’dan dönenlere “yediklerin içtiklerin sana, gördüğünü gezdiğini anlat.” diyerek mısırlılar çok şey öğrenmişler, avrupa’yla iletişimi bu yolla sağlamışlar.

“her şey hazır, kırmızı düğmeye basayım mı?” diyen yanındakilere “sen çekil lan, ben basıcam.” diyecek kadar kontrolü elinde tutmayı seven bir insanmış paşa

o yüzden neredeyse copy-paste üslubuyla fransa’dan getirdiği reformlarda anayasal monarşiyi hasıraltı etmiş. fakat yine de yerel aristokrasinin karşısına elinde tuttuğu bürokrasiyi çıkarıp –ahan da 14. louis ruhu- ülkeyi sonra sonra meşruti monarşiye götürecek adımları atmış. iltizam sistemini yasaklamış, vakıf arazilerine acayip ağır vergiler koyup ulemaya bu topraklardan el etek çektirmiş, o toprakları da yakınları arasında pay edip tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemiş. yeni sistemini altı bakanlıktan kurmuş ki bunlar denizcilik, savaş, eğitim, dışişleri, maliye ve sanayi imiş. –halbuki turizm bakanlığı’nı kursa, piramitlerden ne para kırar ama akılsızlık işte- tabii bu işten kârlı çıkan ikinci sınıf da tüccarlarmış, ekonomi böyle gelişirken onlar da kaymağını yemişler. genelde hıristiyan olan bu tüccarlar, eğitim görüp sınıf atlayan sıradan mısırlılarla birlikte bu sosyal değişimin en önemli unsurlarından biri olmuşlar. ama yönetime hakim sınıf değişmemiş, mehmet ali paşa –ki yabancı kaynaklarda muhammad ali diye geçiyor- etrafına güvendiği birkaç adamı alıp en üste de kendini yerleştirerek despot rejimi devam ettirmiş. doğal olarak, o dönemde bu kadar gazeteye, matbaaya filan rağmen elle tutulur muhalif bir görüş oluşmamış.

yapp demiş ki; paşanın amaçları hakkında dört tane iddia vardır: bir tanesi arap milliyetçisi olduğundan dem vurur ve “bıraksalar arapları birleştirirdi, arap birleşik devletleri’ni kurardı.” der. ilber ortaylı bu görüşe karşı çıkar ve “adam daha arap bile değildi, sadece askeri amaçları olan ve kendi şanını yaymak amacıyla ona buna sataşan biriydi.” diyerek ikinci görüşü ortaya atar. bir diğeri “bu adam arap değil mısır milliyetçisiydi, multi-kültürel bir devlet kurmak istiyordu.” diyerek bana afedersiniz oha dedirtmiştir. hicaz’a, yunanistan’a ve suriye üzerinden anadolu’ya girişini yok sayan bu görüşe karşı bir de “istanbul’a girip osmanlı’yı yönetmek istiyordu.” görüşü vardır, “lakin o koltuğu ona bırakmayacaklarını anlayınca kedi gibi pısmış, kendi yağında kavrulan bir mısır inşa etmeye çalışmıştır.” der. –yalnız şu da var, fransızlar içten içe bu fikri desteklemişler ki kendi etkilerinde olan biri osmanlı tahtına çıksın, ingiltere’ye zamanı gelince nanik yapsın, olaylar gelişsin… politika zor iş be…-

ne olursa olsun, adam ülkesini o kadar modernize etmiş, çekmiş çevirmiş, hatta 2. mahmut’u bile etkilemiş. despot da olsa, psikopat da olsa tarihe adını yazdırmış, günümüz modern mısır’ının temellerini atmıştır. büyük insandır, güzel insandır, bu vesileyle kendi kadar güzel olan tüm sözlükçü torunlarına da selam ederim.

Osmanlı Padişahı Genç Osman'ın Halk İsyanıyla Katledilişinin Dramatik Hikayesi