Pink Floyd'un Dahiyane Söz Kurgusunu Yoğun Biçimde Yansıtan Şarkı: Keep Talking

Pink Floyd'un 1994 yılında çıkardığı "The Division Bell" albümünün şahane parçalarından biri şüphesiz "Keep Talking". Bu şarkıyı bu kadar güzel yapan en önemli detay ise elbette sözleri.

Öncelikle sözleriyle birlikte: Pink Floyd - Keep Talking

Gelgelelim şarkının analizine

keep talking'in sözlerinin içeriğine bakıldığında hislerini anlatamayan bir insanın sözleri gibi görünür. oysaki birçok anlamı bir arada barındıran bu parça, çağımızın modern toplumunda iletişim teknolojilerinin üst düzeyde oluşuna karşın var olan "iletişimsizlik" sorununu ele alıyor izlenimini verirken, aynı zamanda da ilkel çağların, iletişim kurmayı, yani konuşmayı, bir "dil" yaratmayı henüz çözememiş insanının hislerini dışa vurmakta yaşadığı imkansızlık halini de anlatır...

there's a silence surrounding me - "bir sessizlik var etrafımı saran"
i can't seem to think straight - "doğru düzgün düşünemiyorum"
i'll sit in the corner - "bir köşede oturacağım"
no one can bother me - "böylece kimse beni rahatsız edemez"

kısmında bu "ikili" anlatım açık biçimde görülür. ancak bu anlatım bütün şarkıya yayılmış olmasına karşın tüm söz düzeni içinde kendini göstermez. 

***

biraz daha açarsak:

i think i should speak now (why won' t you talk to me)
i can't seem to speak now (you never talk to me)
my words won't come out right (what are you thinking)
i feel like i'm drowning (what are you feeling)
i'm feeling weak now (why won' t you talk to me)
but i can't show my weakness (you never talk to me)
i sometimes wonder (what are you thinking)
where do we go from here (what are you feeling)

sanırım şimdi konuşmalıyım (neden benimle konuşmuyorsun)
konuşabileceğimi sanmıyorum (neden benimle konuşmuyorsun)
doğru sözcükleri bulamıyorum (ne düşünüyorsun)
sanki boğuluyor gibiyim (ne hissediyorsun)
şu anda kendimi güçsüz hissediyorum (neden benimle konuşmuyorsun)
ama bu güçsüzlüğümü ifade edemiyorum (benimle hiç konuşmuyorsun)
bazen merak ediyorum (ne düşünüyorsun)
"nereye" gidiyoruz (ne hissediyorsun)

bu ilk kısımda, ilk çağlarda herhangi bir konuşma-iletişim kurma yeteneği bulunmayan ilkel bir insanın düşüncelerini, acılarını, korkularını, kaygılarını ve daha birçok envai çeşit duygularını ifade edemeyişindeki "boğulma" hissi anlatılmak istenir. keza şarkının bu bölümündeki sözlerde de bu "içinde kalan duygular arasında boğulma" hali açıkça dile getirilir...

***

hemen devamında yer alan iki mısra ise bu boğulma hissinin nereye kadar süreceğini, hislerini anlatamadan nereye kadar dayanabileceğini düşündükçe geleceğin neler getireceğini bilemeyişin ve bunun getirdiği kaygının anlatıldığı bir kısımdır.

ikinci kısım ise günümüzün "modern çağlar"ına ayrılmış bir ikinci bölüm gibidir...

why won't you talk to me (i feel like i'm drowning)
you never talk to me (you know i can't breathe now)
what are you thinking (we're going nowhere)
what are you feeling (we're going nowhere)
why won' t you talk to me,
you never talk to me
what are you thinking
where do we go from here

neden benimle konuşmuyorsun (sanki boğuluyor gibiyim)
benimle hiç konuşmuyorsun (şimdi soluk alamadığımı biliyorsun)
ne düşünüyorsun (hiçbir yere gitmiyoruz)
ne hissediyorsun (hiçbir yere gitmiyoruz)
neden benimle konuşmuyorsun
benimle hiç konuşmuyorsun
ne düşünüyorsun
"nereye" gidiyoruz

bu ikinci "soru-cevap" bölümü ise "we're goin' nowhere" sözü ile ilk bölümdeki "ilkel adam"ın sorusuna bir cevap niteliği taşır...

bir çelişkinin ortaya çıkışına işaret edilir, yani; ilkel insanin elinde bırakın herhangi bir iletişim aletini, konuşabilecek bir dili bile yoktur, iletişimsizlik içerisindedir ve bu durumun ne noktaya kadar süreceği onda bir merak, bir kaygı yaratmaktadır.

diğer taraftan ona göre müthiş derecede "üstün" olan gelişmiş "modern" çağ insanı yüksek teknolojinin yarattığı imkanlara rağmen iletişimsizlik sorunu yaşamakta, aynı "boğulma" hissi halen sürmekte, toplum içinde kendini yalnız hissetmektedir, iletişim açısından "varlık içinde yokluk" çektiği bu durumda o ilkel insandan ne farkı olduğu tartışma konusudur...

her iki soru-cevap kısmının ardından yinelenen; "it doesn't have to be like this (böyle olmak zorunda değil), all we need to do is make sure we keep talking (tek yapmamız gereken konuşmaya devam etmek)" sözü, iletişimsizliğin ve bunun sonucu olarak gelen içine kapanıklık, depresiflik ve yalnızlık hissinin tek çaresini gözler önüne serer, "konuşmak".. "bir köşede oturup" kendini insanlardan çekmek yerine, "keep talking", iletişim kurmaya devam etmek...

***

işte pink floyd'un muhteşem sanat ve anlatım yeteneği burada ön plana çıkmaktadır. bu "ikili anlatım" pink floyd'un birçok parçasında üstü kapalı biçimde görülebileceği gibi, jethro tull'in "steel monkey" isimli parçasında da nispeten daha görünür biçimde kendini belli eder...

Pink Floyd Efsanesini Yarattıktan Sonra Gruptan Ayrılıp Kendi Yolunu Çizen Sessiz Dahi: Syd Barrett