Pixar Filmlerinden Farklı Şeyler İzlemek İsteyenler İçin Az Bilinir Animasyon Filmleri

Pixar veya Disney'nin çoğunlukla aynı şablonu tekrar eden filmlerinden sıkıldıysanız, dünya sinemasına adeta armağan niteliğinde, pek çok kaliteli ve az bilinir animasyon filmleri var. İşte onlardan bazıları.
Pixar Filmlerinden Farklı Şeyler İzlemek İsteyenler İçin Az Bilinir Animasyon Filmleri

20) The Peanuts Movie (2015)

üç boyutlu halinde, adını koyamadığım tuhaf bir rahatsız edicilik olsa da iyi yapılmış bir film. gerçi en sonundaki yazılardan sonra gelen birkaç saniyelik marvelesk sahne üç boyutlu çekimdeki teknik yetkinlik konusunda tek bir kuşku bırakmamıştır. karakterlerin birçoğuna yer verilmiş. snoopy'nin daktilosu, pilot ve joe cool alteregoları güzel verilmiştir. peanuts evreninde olmayan şekilde peppermint patty, marcie ve franklin, charlie brown ile sınıf arkadaşı yapılmış, normalde gayet şekilci ve snob bir karakter olup, pig-pen'in sürekli pis dolaşmasına laf eden patty, tersine pig-pen'den hoşlanıyor falan... ama bunların hepsi memnun olduğum değişiklikler, özellikle karakterlerin tek sınıfa toplanması (sally hariç). yalnız nasıl bir okulsa 100 tam puan alan kral oluyor. oyuncak uçağın dayanıklılığı da şapka çıkartılacak cinsten. beyzbol sahasındaki skorbord ayrıntısı da bilenler için özellikle bayağı bir komik.

sevimli, tatlı bir film. çocukluğunu charlie brown olarak geçirenleri ve peanuts fanlarını, en çok da iki kategoriye de giren benim gibi insanları gayet tatmin eden bi film.

19) The Breadwinner (2017)

film 2001 yılında, afganistan'ın başkenti kabil'de taliban yönetimi altında yaşayan bir ailenin başından geçenleri anlatıyor. kadınların yanlarında erkek olmadan sokağa çıkamadığı bir şehirde, babası haksız yere tutuklandıktan sonra ailesine bakabilmek için erkek kılığına girmek zorunda kalan 11 yaşındaki parvana'nın gözünden yıkımı, çekilen çileleri, tüm zorluklara rağmen kurulan hayalleri ve hayatta kalma çabasını izliyoruz.

asırlar boyunca pek çok farklı medeniyete ev sahipliği yapan toprakların mitolojik ögeleriyle süslenmiş bir hikaye de bize eşlik ediyor film boyunca. izlerken boğazının düğümlenmemesi, gözlerinizin dolmaması pek mümkün olmuyor. en iyi animasyon filmi dalında oscar'a aday olmayı başaran film ödül almayı başarır mı bilinmez, ama izleyenlerin kalbinde özel bir yer kazandığı kesin.

18) Song of the Sea (2014)

filmi tek kelimeyle tanımlamak gerekirse naif derim sanırım. küçük saoirse'den yayılıp filmin her anına, her karesine işleyen bir naiflik hem de. mitlerden beslenen şahane hikayesi ve başka türlü olamazdı dedirten görsel tasvirine kadar kendi atmosferine öylesine çekiyor ki film; bitince ne sıkıcı dünyam var diye kalakaldım. 

tomm moore takip ettiğim bir yönetmen değildi ama galiba artık sık sık imdb'de profilini kontrol ettiklerimden biri olacak. muazzam bir iş çıkarmış. bakmaya kıyamayacağınız güzellikte sahneler var resmen. o nasıl şahane stilizasyon? sanat yönetmenliği 10/10!
ne yapın edin bu filmi izleyin. sonra da sevdiceğinizin elini tutun, ne bileyim burnunuzu yanağına değdirin filan... ruhunuz pamuklara sarılsın.

17) Ma vie de Courgette (2016)

türkçe'ye "kabakçığın hayatı" olarak çevrilen isviçre ve fransa ortak yapımı harika animasyon. isviçre'nin 2016 oscar adayı olarak gösterilmiş. filmde karanlık, dünyanın koca acısını taşıyan ama bir o kadar da naif bir hikayeyi, kimsesiz çocukların hikayesini, o çocukların gözünden görüyor ve bir saatliğine çocuk oluyorsunuz. çoğu yerde gülümsemeniz üzüntünüze karışıyor.

keşke çocuklar hep mutlu olsa.

16) Panique au village (2009)

belçika yapımı canlandırma animasyon film. plastik oyuncaklar kullanılarak çekilmiş ve bilindik, ağır stop motionların aksine daha bir hareketli, daha bir hızlı olmuş. gayet de güzel olmuş. film oldukça absürd ve farklı. bir kovboy ve kızılderilinin maceraları anlatılmakta. onların dışında, bu abilerin evlerinin altında ki gölde yaşayan su yaratıkları, piyano çalan at, robot bir penguenin içindeki çılgın bilim adamları ve diğer bütün güzel karakterleri ile çok iyi, izlenesi bir film.

15) Le chat du rabbin (2011)

fantastik kurgulu animasyon filmi. fransa'nın oscar'ı olarak bilinen cesar ödüllerinde "en iyi animasyon filmi" ödülünü aldı.

la fontaine masalları kurgusundan yola çıkıp, yahudi-müslümanlık çatışmasını işleyen fabl. çizim olarak izlediğim en iyi animasyon filmiydi. hatta bir ara nereye gidecekler diye merak ettim çizim konusunda. olay akışı epey hızlı, dikkatli izlenmesi gerekiyor.

14) When the Wind Blows (1986)

çok güzel çizimler, naif diyaloglar ile 80'li yıllardan, nükleer saldırının hemen öncesi ve hemen sonrasında hayatta kalmaya çalışan taşrada yaşayan yaşlı bir çifti izlediğimiz hüzünlü ve bir o kadar da gerçek film. aldığı tüm pozitif eleştirileri hak ediyor.

13) Kaze tachinu (2013)

hayao miyazaki'nin göklere ve uçan araçlara olan tutkusunu kendince bir veda ile taçlandırdığı filmi. bu yüzden diğer animelerindeki gibi karakterlerini nakış nakış işlemeye odaklanmamış, ulusunun göklerdeki -iyi ya da kötü- târihine kısa bir veda turu yazmış. beklentilerimizi karşılamayan ya da havada kalan pek çok detayı olabilir; lâkin, yıllar boyunca çizgilerinin masalsı renkleriyle hayranlarının yüreğini ışıtan bir ustaya gönlünce bir finali çok görmememiz de gerekir.

"bir mühendis için en önemli şey ilhamdır. ilham geleceğin kilidini çözer, teknoloji ondan sonra yetişir."

12) Gake no Ue no Ponyo (2008)

insanlıktan sıkılıp denizleraltına terfi etmiş bir babayla, kırmızı saçları kıvrım kıvrım afet ül muazzam bir annenin serseri mi serseri küçük deniz kızları ponyo'nun hikayesi anlatıyor. (ben de serseri ve deniz kızı laflarını ilk defa yanyana kullanmış oluyorum).
filmin en keyifli yanı ise, denizi ve denizin altındaki dünyayı miyazaki'nin gözünden izlemek.

11) Anomalisa (2017)

amerika'da gişede pek başarılı görünmese de 2017'nin en çok konuşulan, komedi olmayan animasyonlarından biriydi. gösterdiğinden fazlasını hissettirmek ve düşündürmek isteyen yapım; bunu yaparken diyaloglar ve senaryoda gereken özeni göstermeyince birçok izleyiciye tam olarak ulaşamamış görünüyor. bu noktadan hareketle; şunu belirtmek gerekir ki yapımın zihninizde bıraktıkları, filmdeki ufak detaylara, ayrıntılara hangi derinlikte baktığınıza, kendi deneyimlerinizle karşılaştırdıklarınızla ya da irdelediğinize bağlı.

sonuç olarak, "modern insan" hakkında söylemek istediklerini zaman zaman oldukça sağlam şekilde sezdiren; fakat kendini arayarak ulaşan "müşteriyle" 90 dakika boyunca telefonda görüşmesine rağmen tam anlamı ile "tatmin edici" ve "kurumsal" cevaplar veremeyen bir çağrı merkezine benziyor anomalisa...

10) La tortue rogue (2016)

kelimelerle anlatamadığı her şeyi sevgi ve müzikle anlatan bir animasyon... dakikalar ilerledikçe yengeçlerin sayısı azaldı, saçlar beyazladı, hayat değişti belki güzelleşerek ve yavaşlayarak. çok da yalnız kalmadan, tekrar doğaya dönebilseydik keşke. bizim olan her şeyin hakkını verip, bize verilen her şeyin bedelini ödeyerek biraz da. sözün özü michael dudok de wit güzel bir animasyon çıkarmış. kış günü içimizi ısıttı denizler ve rüyalarla...

9) Avril et le monde truqué (2015)

2015 yapımı fransız animasyonu. avril henüz çok küçük bir çocukken anne ve babası geliştirdikleri bir sıvı ile sonsuz yaşamın sırrını bulmuşlardır. imparatora bağlı kolluk güçleri bu sıvının peşine düşmüş ve çok küçük bir çocukken onları birbirlerinden ayırmışlardır. avril genç bir kız olmuş ama anne ve babasından en ufak bir haber bile alamamıştır. ama bir gün...

filmin senaristi ve yönetmenlerinden biri olan franck ekinci eğer bir türk asıllı ise sanırım günümüz türkiye'sini iyi gözlemlemiş ve gücü elinde tutan kesimlere sağlam göndermelerde bulunmuştur. bu bağlamda oldukça başarılı bir yapım olduğunu söyleyebilirim.

8) Ernest & Celestine (2012)

fransa yapımı animasyon filmidir. kendi halinde yaşayan ayı ernest'in diş doktorluğu öğrenciliğindeki ufak fare celestine ile yollarının kesişmesiyle başlar hikaye. algımıza yerleşmiş yargılar ve sistem üzerine ince eleştiriler barındıran gösterim tekniğiyle de oldukça sade bir film ama yine de izledikten sonra yüzünüzde o meşhur kocaman gülümseme beliriveriyor.

7) The Secret of Kells (2009)

mistik ögelerle süslü bir öykü, masalsı çizimler ve renkler ve de kelt ezgileriyle kulak okşayan müzikler... belki o kadar iddialı bir yapım değil, ama kendine has bir hoşluğu sevimliliği var bu animasyon filmin. pangur ban'i ise bizim van kediciklerinden biri canlandırıyor sanki. o kadar şirin, o kadar güzel ki kedicik, insan karelerden kaçırıp kendine saklamak istiyor.

ve tabii büyülü melodilerle süslü "aisling song"... müziğiyle darmadağın ediyor bünyeyi.

6) Persepolis (2007)

cidden güzel bir film ama insan iç çekiyor film boyu. "kahretsin" diyor bir yandan da yasaklanmamasına şaşıyor tabi. iran tarihi okumamışlar için özet şeklinde. benim dünyamda yaşıyor olsak okullarda gösterilmeli...

çocuğum olsa belgesel niyetine bunu izlettiririm "bak diktatör bu, din bu, devrimci bu, sosyalizm bu, aşk bu..." ufak bir özet işte, çocuklara göre. göz de dolduruyor, küfür de ettiriyor ülkelere ve çok ince de bir espri anlayışı var.

5) Loving Vincent (2017)

bu filmin öyküsünün görevi, tablo geçişlerini birleştirmek. öyküye görsel değil, görsele öykü oturtuluyor. kitap uyarlaması çekilirken bile sinema ve kitap arasındaki tempo farkı ve "öyküye mi özüne mi sadık kalmalı" ikileminde çoğu zaman başarısızlıklar yaşanırken, 900e yakın tablo ile hapsolunmuş bir alanda senaryo hiç de fena bir iş çıkarmıyor.

senaryo merak uyandırıp havada bırakıyor belki. hatta havada da bırakmıyor, ithamından sebepsiz vazgeçiyor. çünkü filmin 120 yıl sonra şaibe yaratmak gibi bir derdi yok, sadece eldeki malzemeye nispeten ilginç bir öykü biçme derdi var; bunu da başarıyor.

4) The Iron Giant (1999)

senaryosu ted hughes'in 1968'de yazdığı the iron man kitabına dayanır. devasa boyutlarda bir metal robot dünyaya düşer ve 1950'lerin amerika'sında küçük bir kasabada devreye hükümetin ve askerlerin girmesine yol açacak sorunlar yaratır. tabii bu sırada küçük bir çocukla (bkz: hogarth hughes) arkadaşlık kurmayı da ihmal etmez.

tipik bir e.t. klonu olarak başlayan film disney animasyonlarında görmeye pek alışık olmadığımız sahneler ile insana apayrı bir tat vermeye başlar. hogarth ormanda koşarken bir dala takılır ve düşer. düşen herhangi bir disney kahramanı olsaydı muhtemelen başının etrafında kuşlar ötmeye başlamıştı bile. fakat hogarth yavaşça dogrulur ve evet burnu kanamaktadır.

iron giant soğuk savaş dönemini, silahlanmayı ve amerikalıların tipik uzaylı korkusunu temeline oturtan çok başarılı bir animasyon.

3) The Triplets of Belleville (2003)

izlediğim en güzel ve en absürd görüntülere sahip animasyon film, animasyon derken bile düşünüyorum çünkü bu tür filmlerin doğasına tamamen ters, yani karakterlerde ne alıştığımız amerikalı disney karakterlerinin sevimliliği ne de japon anime karakterlerinin hareketliliği var, diyaloglar nerdeyse yok denecek kadar az, romantik filmler neyse de bir çizgi filmde iki kişi nasıl bakışarak anlaşır, bir çizgi karakterin gözlerinden nasıl mutsuzluk fışkırır görmediyseniz, bu filmde görmeniz mümkün.

konusu da enteresan, yetim torunu ve köpeği ile birlikte yaşayan yaşlı madam suozo'nun tek isteği torununun bisiklet yarışında şampiyon olmasıdır, ama maalesef torun yarışta kötü insanlarca, obezlerle dolu büyük bir şehre kaçırılır, olaylar gelişir.

filmin en güzel yanı da her şey bir ritm üzerine kurulmuş gibi, bu yüzden diyalogun eksikliğini hissetmiyorsunuz, yani madam suozo'nun sakat ayağındaki garip ayakkabısı ile her adım atışı, bruno'nun havlayışı, melankolik torunun pedal çevirişi bile bir ritm içersinde, buna bir de kurbağaları bile bir ritm duygusuyla yiyen belleville üçlüsünün müziği, new york göndermesi olan şehrin gürültüsü ve kötü adamların silah sesleri eklenince ortaya mükemmel bir senfoni çıkıyor. defalarca izlenebilir.

2) L'illusionniste (2010)

vıcık vıcık, plastik dokulu hollywood animasyonlarından sonra ilaç gibi gelen film. görüntüleri çok nefis. binalar, sokaklar, dükkanlar o kadar güzel resmedilmiş ki içine giresiniz geliyor. edinburgh şehri tamamıyla elle çizilmiş yanılmıyorsam. bu bakımdan çizim ve renkleri belleville'de randevu dan daha oturmuş gibi geldi bana. müzikleri de çok melankolik, alıp götürüyor. filmin tek olumsuz tarafı iyi bir senaryoya sahip olamaması.

1) Mary and Max (2009)

adam elliot'un tedirgin ruhlara armağanı, bipolar animasyon film...

film sektörü icat olalı milyonlarca yapımla boku çıkarılan sevgi, arkadaşlık, yalnızlık gibi kavramları klişeleştirmeden aktarmayı başarması ve arada sıkıntı vermeden bir solukta izlenebilmesi anlamında gerçekten lezizdir.

özellikle tim burton koleksiyonerlerince takdir edileceğini tahmin ediyorum, ben ettim mesela...

Çocukluğumuzu Şekillendiren Disney Animasyon Filmlerinden Pek Bilinmeyen İnce Detaylar