Rusya'nın Sesten 27 Kat Hızlı Füze Sistemi, Dünya Siyaseti İçin Ne Anlama Geliyor?

Rusya ses hızının 27 katına ulaşabilen yeni bir hipersonik saldırı silahının hizmete girdiğini açıkladı. "Avangard" ismi verilen füze, Putin tarafından 1957'de Sovyetler'in ilk uydusunu uzaya göndermesine eşdeğer görülüyor. İşte bu füzenin mühendislik başarıları ve siyasal olası etkileri.
Rusya'nın Sesten 27 Kat Hızlı Füze Sistemi, Dünya Siyaseti İçin Ne Anlama Geliyor?


amerika'yı üç buçuk attıran bu füzenin en önemli üç özelliği

1) bu araç bir balistik füze değil: balistik füzeler bir pinpon topu gibidir, pinpon topunun raketle vurulduğu andan itibaren yere düşene kadar düzgün bir parabol çizmesi gibi balistik füzeler de fırlatılış hızına ve açısına göre düzgün bir parabol çizerek hedeflerine ulaşır. bu demektir ki balistik füzelerin çıkış hızını ve açısını radarda yakaladığınız anda düşeceği yeri ve oraya ne zaman düşeceğini hesaplayıp o bölgedeki savunma sistemlerini harekete geçirebilirsiniz. bu nedenle amerika kürecik radarı gibi x band uzun menzilli radarları rusyanın çevresine bir ağ gibi örmüştür ki rusya füze fırlattığında nereye düşeceğini çıkış anında hesaplayabilsin. avangard ise balistik füze olmaması dolayısıyla havada istenen manevrayı yapıp istenen rotayı takip edebiliyor. siz bu aracın rusya'dan çıkış yapıp atlantik'i geçip new york'a doğu tarafından gelmesini beklerken bu araç atlantik okyanusu üzerinde rota değiştirip meksika körfezinden ya da kanada üzerinden dolanıp new york'u kuzey, güney veya batıdan gelerek vurabilir. yani siz düşmanı önden beklerken, tüm füze savunmanızı buna göre kurmuşken düşman bir anda arkanızdan sizi vurabilir. bu, onu öngörülemez ve rotası hesaplanamaz bir stratejik üstünlük silahı yapıyor.


2) bu araç sesten 27 kat hızlı gidiyor.
bu hızda bir aracı bırakın herhangi bir savunma füzesinin (patriot, s400, thaad vb) yakalayıp vurmasını, bu savunma füzelerinin radarlarının bile bu hızda bir aracı tespit edebilecek teknik kapasitede olmadığı söyleniyor. yani amerika bu aracı görüp takip bile edemeyebilir radar ekranlarında. bir şekilde gördüğünü varsaydığımızda da şöyle bir durum çıkıyor; bugün aktif halde kullanılan, dünyanın en gelişmiş anti balistik savunma sistemi kabul edilen thaad sisteminin füzesinin hızı ses hızının 6 katı, kabaca avangard bunun 5 katı hızda gidiyor. yani bu füzeyi atsanız bile o füzenin bu hız ve manevra kabiliyetine sahip bir aracı yakalayıp/denk getirip vurması, engellemesi mümkün değil. özetle elinizde bir okla size doğru gelen bir mermiyi engelleme şansınız ne kadarsa günümüzdeki savunma sistemleri ile de bu aracı engelleme şansınız o kadar.

bu aracı durdurabilecek tek şey gelişmiş lazer savunma sistemleri gibi görünüyor zira (görebilirseniz) gördüğünüz anda ışık hızıyla vurmanız lazım durdurmak için.

3) avangard nükleer enerji ile çalışıyor. yani teorik olarak menzili sınırsız, pratikte ise on binlerce km olabilir. yine teorik olarak sınırsız menzili olması nedeniyle rusya bu taşıyıcı (nükleer başlık taşıyıcı) aracı fırlattığı zaman hedefi hemen vurmak yerine dünya üzerinde dakikalarca belki de saatlerce istediği gibi gezdirebilir. önce denemek için çin denizine gönderiyorum deyip son anda hedefi güncellenip amerikaya gönderebilir. birinci madde de de belirtildiği gibi bu araç hedefine ulaşmadan hedefinin neresi olduğunu öngörmeniz mümkün değil çünkü balistik füzelerde olduğu gibi bir rotası yok. dolayısı ile rusya bu araçla, baltık ülkelerine konuşlandırılan amerikan abm'leri (anti balistic missile system) yüzünden kaybettiği ilk vuruş yeteneğini geri kazanmış oldu ve amerika'nın yıllardır ilmek ilmek işlediği nato füze kalkanı stratejisini boşa çıkardı.

amerika'nın telaşını kendi haber kanalları cnn 'den izleyebilirsiniz:


sosyal medyada bazı insanlar "bu silah rusya'nın uydurması, amerika döver" gibi yorumlar yapmış. bu cnn videosunda görüldüğü üzere amerikan savunma bakanı (patrick m. shannahan) bu füzelerin varlığını ve ellerinde henüz bu kapasitede bir füze olmadığını kabul ediyor, kendilerinin de geliştirmeleri gerektiğini söylüyor.

sistemin mühendislik başarılarına değinmek gerekirse

1) entalpi kavramını ve özellikle toplam entalpi kavramını araştırmanızı öneririm. sesten 27 kat hızlı gitmek, hangi atmosfer katmanında olduğunuza da bağlı olarak, havaya ait durma entalpisinin en düşük ihtimalle, atmosfer sıcaklığının 216.65 kelvin olduğu bölgeyi baz alacak olursanız, 32 mj/kg'lık bir toplam entalpiye karşılık gelir, ki bunun denge sıcaklığı basınca da bağlı olmakla beraber 8 ila 9 bin dereceden az olmayacaktır.

bu entalpiyi açıklamak gerekirse, havadaki bütün oksijeni ve dahi nitrojeni bağlarını kırarak atomik düzeye ulaştırabilecek bir entalpidir. bunun üzerine çıkacak olan hızlarda ilgili mühendisin artık iyonize gaz koşullarına göre sistem tasarlaması gerekir.

sistem manevrasını atmosfersiz ortamda yaparsa, üzerinden geçecek olan havanın debisi oldukça düşük kalacağından dolayı termal açıdan biraz daha rahat manevralar yapabilecektir. yine de, 27 mach çok dehşet verici bir durma sıcaklığı demektir. ablatif olmayan bir çözüm ancak 100-70 km irtifa arasında bir işe yarayabilir. meraklıları için ay'dan astronotları getiren sonda atmosfere giriş sırasında 32 mach yapabilmiş, bir aerotermodinamik araştırma sondası olan esa'nın tasarladığı mikro yapı ise 42 mach yapabilmiştir.


2)
bu füze manevra yapabilen bir füze olarak tanımlanmış. yani balistik değil taktik bir füzedir. ruslar literatüre hipersonik taktik füze olarak yeni bir sınıf kazandırmış olabilirler. abd'nin nato misyonu çerçevesinde başta kürecik olmak üzere birçok ülkeye yerleştirdiği füze savunma sistemlerini kolaylıkla çaresiz bırakacak bir seviyedeler.

bu noktada en büyük avantaj, ve sıradan bir subayı kara kara düşündürecek olan terim ise hypersonic maneuverability, türkçesiyle ses ötesi manevra yapabilme becerisidir. mevcut durumdaki radarların çoğu balistik füzelere karşı önlem olarak devreye alınmıştır. balistik füzeler de bu kadar yüksek hızlara çıkabilirler ama herhangi bir itki sistemi taşımadıklarından dolayı da parabolik bir rota çizerek ilerler. kontrol yüzeylerine sahip olsalar da, itki sisteminin yokluğunda bu durum düşman savunma füzelerini yanıltacak kadar büyük manevralar yapmalarına izin vermez.

hipersonik hızlarda manevra yapabilecek olan bir sistem karşısında bir savunma sistemi ben kıt bilgimle düşünemiyorum. 27 mach birçok atmosfer modeli için durma streamline ı üzerinde plazma fazının sınırıdır. hatta bazı irtifalarda füzenin üzerinde ve iz bölgesinde plazma akışının oluşmasına neden olur. bu enteresan bir şekilde elektromanyetik radar ağlarının üzerinde bir gürültü yaratarak takip edilmesini zorlaştırır. üstteki yazarın dediği gibi lazerden başka bir sistemle tespiti mümkün olmayabilir ama lazer de dağılmayan bir ışık olduğu için geniş alanı nasıl tarar bilemiyorum, neyse ben elektronik mühendisi değilim zaten.

3) itki sisteminin nükleer olması ise başlı başına bir mühendislik başarısıdır. standart roket motorları ile atmosfer dışına çıkılabilir ama bunlar faydalı yükte çok ciddi kısıtlar getirir. çünkü roket motorlar oxidizer'ını da üzerinde taşır, yani bir anlamda havasız ortamda çalıştıklarından dolayı yakıtı yakacağı havasını da üzerinde taşır. bunun yerine hava soluyan scramjet türevi motorlar ile mesafe kat edilirse de, itki ve dolayısıyla kontrol yüzeyi yokluğunda itki kontrol sistemi atmosfer modelinin bir fonksiyonu haline gelir. yani,

a) atmosfersiz ortamda itki üretemezler
b) düşük atmosfer yoğunluğunda drag'ı yenecek itkiyi üretemezler
c) yoğun atmosfer ortamında aşırı ısınırlar motorun iç yüzeyi bu ısıyı taşıyamayabilir
d) yüksek mach sayısında yanma verimleri düşer

bu faktörler manevra kabiliyetinde çok ciddi bir kısıtlama demektir.

nükleer itki ise muhtemelen, emin değilim ama mantıken böyle olması lazım, iki sistemin dezavantajından kurtulurken avantajlarını birleştirir. öncelikle nükleer yakıtın ısıl değeri yüksektir. yani çok fazla parazitik ağırlık taşımanıza neden olmaz. ikinci olarak nükleer itki sistemi oksijenle çalışmaz, yani hem roket motoru kadar ağır değildir hem de scramjet gibi havaya ihtiyaç duymaz. zaten yakıt olarak sıvı hidrojen bile kullansanız, scramjet ile 27 mach'a çıkabileceğinizi sanmıyorum, hem zaman ölçekleriniz reaksiyon için çok küçük olur, hem de drag'ı yenecek itkiyi scramjet üretemeyecektir.

mühendislik kısmını özetleyecek olursam, rusya eğer gerçekten böyle bir silah sistemi tasarladıysa bir mühendis olarak bunun takdir etmemek mümkün değil.


bunun askeri, siyasal ve ekonomik sonuçlarına gelecek olursak

balistik sistemlere karşı kurulan ve nato'nun yerleştirdiği birçok savunma sistemini şu an muhtemelen kadük hale getirdiler. nükleer itki muhtemelen menzil meselesini çözmüştür ama çözememiş halinde bile avrupa'nın kahir ekseriyetini tehdit edecek düzeyde olduğu anlaşılıyor.

1) nükleer harp başlıklarının füzelerde kullanılması ayrı bir trajedi yaratma potansiyeline sahipken, nükleer itki sistemlerinin kullanımı ve bunun sahada değiştirdiği denklemler başlı başına bir araştırma gerektiriyor. fransa'da ve muhtemelen birçok avrupa ülkesinde de nükleer silahlar olsa da, abd dışındakilerin konvansiyonel düzeyinin rusların sistemleriyle başa çıkabilecek güçte olmadığı kanaatindeyim çünkü 5-10 mach arası uçabilecek, faydalı yükü düşük ve manevra kabiliyeti kısıtlı nükleer füzelere karşı rusya'nın bu sistemi savunma sistemi olarak kurgulaması durumunda alt etmesinin önünde pek de bir engel yok.

2) ayrıca bu sistem, eğer gerçekten nükleer itki sistemine sahipse bir anlamda scramjet ile uçurulacak olan birçok sistem için yapılacak olan arge çalışmalarını bir anda gereksiz bir noktaya da getirebilir zira scramjete geçişin arka planında ağır olan roket motorlarından kurtulmak ve manevra kabiliyeti kazanmak vardı, hava solumak yerine kafasına göre manevra çekebilecek bir nükleer itki sistemin varsa scramjete ihtiyaç kalmaz, en azından küresel güçler için.

3) avrupa şu an ikinci dünya savaşı sonrası dönemde bütün savunma misyonunu nato üzerinden abd'ye emanet etme kararının bedelini ödüyor ve rusya'nın bu hamlesine bakılırsa da ödemeye devam edeceğe benziyor. kabul etmek gerekir ki, başta almanya olmak üzere soğuk savaş döneminde gelişen sanayi ortamı ve düşük savunma harcamaları sayesinde oldukça yüksek bir refaha kavuştular. yani bugün alman arabalarının ününe ün katan durumunun arkasında nato'nun sağladığı güvenlik ortamının çok ciddi payı var.

başta fransa olmak üzere birleşik avrupa ordusu kurma fikri içinde olan güçlü ab üyelerinin varlığı bir sır değil. nato'ya bu kadar yaslanmış olmaları kendilerini biraz rahatsız etmişe benziyor, ki rusya'nın geliştirdiği bu sistemden sonra bu rahatsızlıklarının giderek artacağı aşikar. öte yandan ab'nin önünde çok fazla da bir seçenek aslında yok. nato'ya alternatif ve abd'ye ödenen haracın önüne geçecek bir birleşik avrupa ordusunun savaş gücünün ne olacağı belirsizdir.

ya nato üzerinden abd'ye güvenmekten vazgeçecekler ve bu orduyu kurma fikri üzerinde adımlar atacaklar, ya da nato'ya daha sıkı sarılmaya çalışacaklar. eğer ilk adımı atarlarsa bu gerçekten şaşırtıcı olur. çünkü ikinci dünya savaşından beri eski sömürgeleri haricinde hiç ciddi bir çatışma ortamı görmemiş olan avrupa ordularının savaşma gücü, aktif olarak farklı coğrafyalarda gerek veraset, gerekse kendi topraklarında etnik kökenli gayri nizami harpte uzmanlaşmış olan rus ordusu karşısında vasatları oynayacaktır.

bunun yerine rusya'ya ödün vermeyi deneyebilirler ama mevcut düzenlerinde ab'nin istediği bir şey olduğunu sanmıyorum.

3) türkiye'nin nato içerisinde, özellikle de soğuk savaş dönemindeki rolünü küçümsememek gerekiyor. askeri hiçbir katkısı olmadığını var saysak dahi, ki kesinlikle var, türkiye'nin nato üyeliği teorik olarak avrupa'nın o dönemde dibinde sovyet tehdidi varken birçok küresel ölçekli marka çıkarabilmesine, özellikle avrupa otomotiv markaları olmak üzere, olanak sağlamıştır.

içinde bulunduğumuz coğrafya nedeniyle biz endüstriyel gelişime avrupa kadar açık olamasak da, birçok farklı terör örgütüyle geçen senelerce süren mücadeleler, kıbrıs müdahaleleri, ve kuzey ırak ve kuzey suriye'ye birçok operasyon derken, ordunun savunma kabiliyeti ve muharebe tecrübesi avrupa ile kıyas götürmeyecek düzeyde yüksek.

zaten böyle bir ülkenin 100 yıl boyunca böyle berbat bir coğrafyada yıkılmadan durabilmesinin de en sağlam kök nedenlerinden biri budur. kısacası, nato avrupa ülkeleri tarafından gözden çıkarılmadığı sürece türkiye denklemi doğru okuyarak tehditlere boyun eğmeden s400 tedariki konusunda doğru bir adım attı denebilir. avrupa kendi birleşik ordusunu kuracaksa bunu türkiye olmadan yapamayacak durumda ve bu da çok nettir. türkiye açısından kritik olansa, böyle bir hamle yapılacağı durumda son derece belirsiz olacak ara süreci nasıl yöneteceğidir. bu bir anlamda tıpkı türkiye'den toprak ve boğazlarda üs talep eden stalin dönemine benzeyen bir türkiye rusya ilişkisi dönemi yaratabilir.

S-400

4) yıllar içinde avrupa'nın yaptığı en temel hata, endüstriyel üretime ağırlık vermek ve görece iş yapabilecek genç bir nüfusu varken harp sanayisine gereken ağırlığı vermemiş olmaktır. bugün nüfusları yaşlandığı için güçlü iş gücü eksikliğinde nato yerine kendi sistemlerini yerleştirememelerinin en büyük sıkıntılarından birisini yaşıyorlar.

bilgi birikimleri yüksek olsa da, bunu nihai ürüne götürecek olan süreç oldukça uzundur. öyle ki, bazı savunma sanayi projeleri 20-30 yıllık takvimlerle planlanır. bugün rusya bu silahı geliştirmişse bunun en iyi ihtimalle en az 20 yıllık arka planı olmalıdır, ki bu da o dönem sovyetlerin çöküş sürecini lehine kullanan nato'nun birçok doğu bloku üyesini nato'ya almasına ve rusya'yı çevreleyen bir şekilde savunma sistemleriyle donatmaya başlamasına neden olan rus tepkisinin bir dışavurumudur denebilir.

5) nato içinde çatlaklar bir yana, gerçi bu durum ters teperek nato'yu tekrar avrupa ülkeleri için allah moduna da yükseltebilir, bu durum dünya'nın farklı bölgelerinde ab(d)/rusya çekişmesinin dinamiklerini dahi etkileyebilir. kuşkusuz bunların başında da orta doğu gelmektedir. ab'nin zaten doğru dürüst bir orta doğu politikası ve olayları etkileme gücü söz konusu değildi fakat bu durum direkt olarak abd açısından da kendi toprakları üzerinde bir tehdit algısı yaratma potansiyeli taşıyabilir.

bunlar bir yana, mesela orta doğu bölgesinde rusya ile veraset savaşı yürütürken avrupa'nın güvenlik çemberinde kabullenilmiş bir zafiyet abd'nin bu veraset savaşında neleri göze alabileceğini de baskılayan bir unsur yaratır. şunu kabul edebiliriz ki kimde ne kadar nükleer silah olduğunun bir önemi yok, nükleer savaş her türlü bütün gezegeni yok etme potansiyeli taşıyan bir unsurdur. öte yandan, konvansiyonel de olsa nükleer güçteki ve nükleer başlık olmasa bile normal füzelerde sağlanan üstünlüğün sadece moral değil gerçek düzlemde politik yansımaları da ama öyle ama böyle olacaktır.

ayrıca yıllar boyunca, barışçı sanayisini geliştirme fırsatını nato sayesinde yakalamış olan bir avrupa'nın olası bir savaşta kaybedeceği refah düzeyinin rusya'nınkiyle karşılaştırılması mümkün değildir. savunma sanayi gibi bir alanda ise gelişmekte olan ülkelerden nitelikli beyin göçü almak da kendileri açısından riskler barındırır.

6) eğer gerçekten rusya bu dediği silahı geliştirmişse, bunun pentagon'da baya bir insanı rahatsız ettiği tartışmasız bir gerçektir. öte yandan, mevcut teknolojik düzeyiyle abd'nin böyle bir silaha karşı eğer halen üretmemişse, ki sanmıyorum, benzer bir teknolojiyi üretmesi de çok zaman almayacaktır. yine de, bu silahın aynısını üretmiş olmak ile bu silaha karşı savunma yapabilecek bir sistemi üretmiş olmak arasında ciddi bir fark vardır.

yıllardır savunma sistemleriyle öne çıkmış olan rusya'ya karşı coğrafi konumu nedeniyle kendini avrupa'ya nazaran daha rahat hisseden abd'nin kendini savunma sistemlerinden ziyade saldırı sistemlerinde gelişmeye adaması karşısında rusya'dan böyle bir hamlenin gelmesi abd açısından ciddi bir handikap olarak kalmaya devam edecektir.

rusya gibi; gelişkin bir refah toplumu, gelişmiş insan hakları, yüksek standartlara sahip olmayan halkı olan bir ülkenin (tabii ki ab ve abd'ye nazaran) olası bir savaşta kaybedecek daha az şeyinin olduğu da bir sır değildir.

özetle

eğer gerçekten böyle bir silah geliştirilmişse, bunun reel politikte çok ciddi yansımaları olacağı muhakkaktır. ekonomik düzeyde çin'in, askeri düzeyde ise rusya'nın attığı bu adımlar neticesinde dünya'nın soğuk savaş sonrası tek kutuplu düzenden ciddi anlamda yeniden çok kutuplu bir sürece doğru evrildiği ise ortada duran en temel gerçek gibi görünüyor.

düzeltme: nükleer itki kısmından tam olarak emin değilim, gerçekçi olmayabilir ama durum bu haliyle dahi bile yeteri kadar ürkütücü görünüyor.

ABD-Rusya Çatışması Üzerinden, Suudi Arabistan-İran Çekişmesine Dair Siyasi Bir Analiz

Rusya'dan Alacağımız S-400 Savunma Sistemi, Bölgedeki Siyasi Ortamı Nasıl Etkileyebilir?