Şamanizm Kültüründen Bizlere Miras Kalmış Olan Bazı Türk Adetleri
Şamanizm, müslümanlıktan önce Türklerin inanmış olduğu bir inanç sistemi. Sahip olduğumuz çok yönlü kültür anlayışımız, bu inanç sistemimizi de etkilemiş ve şimdiki bizlere bazı ilginç adetler bırakmıştır. Sözlük yazarlarıyla, şamanizm kokan bazı Türk adetlerini anlatmış.
Şamanizm Kültüründen Bizlere Miras Kalmış Olan Bazı Türk Adetleri
iStock.com


giresun ve ordu'da gözlem yapılan bazı köylerde ölünün hem evden çıkartılması, hem de camiden mezarlığa götürülmesi sürecinde tabut, tabutu taşıyanlar tarafından ölünün yaşadığı mahellenin sokaklarında gezdirilirmiş. ölü bir o sokağa, bir bu sokağa sokulur, hatta başka mahallelerin sokaklarından da geçirilir, bir labirent yolu izlenerek ölünün kafasının karışması sağlanırmış. yaşadığı evi, sokağı unutsun, geri gelip yaşayanları rahatsız etmesin ve huzurla öbür aleme göçebilsin diye.

eski türki inancı'nda ölü, yaşadığı otağa, çadıra, yöreye geri gelmesin, ruhu uçabilsin, fani dünyayı unutup gidebilsin diye; ölü aynı şekilde gezdirilir, uzak bir yere gömülür, ormanda bekletilirmiş. bu sayede ruhun kafası karışır, gidecek yer bulamaz ve öbür aleme uçmaktan başka çare bulamazmış. şamanizm'de bu tür ritüeller hem ölünün dünya'yı rahatsız etmemesi için, hem de gerçek anlamda ölebilmesi için gerçekleştirilirdi.

moğollar'ın, türkler'in ve hatta tunguz, yakut ve sibiryalılar'ın ortak sayılabilecek inanç sisteminde kalbin durması, ölmek anlamına gelmezdi. ruhun bedenden çıkması ve uçması için mutlaka yerine getirilmesi gereken ritüeller vardı. bu örnek de bunlardan biri. ve böyle köklü bir adetin anadolu'da, karadeniz'de görülmesi hem şaşırtıcı, hem de anlaşılabilir.


ne güzel yer anadolu.

kökeni orta asya ya dayanan türk ırkının, yüzyıllar boyunca başından geçen her türlü dini, fiziki ve coğrafi değişikliğe rağmen farkından bile olmadan halen gerçekleştirdikleri, türklerin ilk kabul ettiği din olan samanizm den gelen adetler bütünü.

örn:

- uzun uğraşlar sonucu sahip olunan çocuklara "satı" ya da "satılmış" ismini vermek şamanizm den gelmektedir.

şöyle ki: şamanizm e göre her iyinin bir kötüsü olma durumu yüzünden her yeni bebek doğan eve aynı zamanlarda ölüm de ziyarete gelirmiş, ve zayıf gördüğü çocukları beraberinde götürürmüş. bu inanca göre yeni doğan çocukları ölümün pençesinden korumanın en güvenilir yolu çocuğu geçici bir süre için komşulara ya da tanıdıklara vermektir. bebek başkalarına verildikten birkaç hafta sonra ölümün ziyaret edip gittiği farzedilir ve çocuk komşu ya da tanıdıklardan sembolik bir hediye karşılığı geri satın alınır. olay itibariyle belli bir süre de olsa satılıp geri alınan bu bebeklere "satı" ya da "satılmış" ismi konur.


günümüzde her ne kadar aktivitenin kendisi yapılmasa da konulan isim şamanizm gelenekleriyle aynıdır.

mezarların ayak ucunda bulunan küçük suluklar da buna bir örnektir. ruhların susadıkları zaman kalkıp oradan su içmeleri inancına dayanır. müslümanlıkla birlikte, "sevaptır, kuşlar su içer" şemaline bürünse de kokunun eski inanışlardan geldiği söylenmektedir.

maddi olarak yüksek bir şey alınca kurban kesmek.(örnek: araba alınca kurban kesmek, ev alınca kurban kesmek)

açık net söyleyeyim, elin suudisi ile de, pakisi ile de aynı evi paylaştığım dönemler oldu. onlarla bu tür adetleri konuştuğumuzda çok şaşırmış olduklarını gördüklerinden söylüyorum bunları. şimdiki nesilde kaldı mı bilmiyorum ama, yeni bir ev alan, yeni bir araba alanın kurban kestirdiği, etini fakir fukaraya dağıttığına defalarca şahit oldum. hatta bir dönem trafikte gördüğümüz, plakası kanlı arabalar bu örneği çok iyi açıklar niteliktedir.

bunun şaman adetleri ile bağlantısı şudur: orta asya'da türkler veya altaik kavimler de o dönem önemli bir savaş ganimeti veya büyük bir toprak parçasını ele geçirdiklerinde hemen kuzu keserlermiş.


konu konuyu açıyor ama yeri geldiği için açıklamak isterim. bugün bütün türki coğrafyalarda en çok beslenen hayvan koyundur. yine bir tarih kitabında okuduğuma göre, selçuklular döneminde sadece horasan civarında 1 milyondan fazla koyun olduğu dönemin vergilendirme evrakları ile ispatlanmıştır. islamiyet eğer koyun etini tıpkı domuz eti gibi haram kılsa idi, bugün türki cumhuriyetlerde müslüman insanlara rastlayamazdık. bizim milletimiz oldum olası kuzuyu sever, bebeğine de kuzu diye seslenir, sevgilisine de. bunları söylemesine rağmen de kuzu etinden şaşmaz...

türklerin islamiyet'in kurban kesmek ibadetinden nerdeyse şaşmamaları da bunla ilgilidir. anadolu'ya giderseniz daha rahat görürsünüz. kurban bayramı arefesinde evinin kirasını ödeyemeyen adam kurban kesmek kendisine vacip olmamasına rağmen, gerekirse borç alarak gider yine kurbanını keser. kurban kesmek ibadetine islam'ın diğer ibadetlerine nazaran bu kadar çok dikkat edilmesini de yine şaman kültürü ile açıklamak mümkündür.

ölülerin arkasından yemek pişirmek veya helva dökmek yuğ törenlerinden kalma bir gelenektir.

makas, bıçak gibi aletleri elden ele verirken üzerine tükürmek veya elden vermeyip bir yere bırakmak da şamanizm kaynaklı bir davranıştır.

hapşurana çok yaşa demek, ruhun nefeste taşındığına inanılır, o yüzden hapşuruğun hızıyla ağızdan çıkıvermesin kişinin ruhu diye çok yaşa denilir... diye duydum

kapı eşiğine oturmama, basmama.

göçebe türk yoplumumda kutsal addedilen atların ruhlarının, ölümlerinden sonra sahibinin kapısının eşiğinde beklediğine inanılır; dolayısıyla eşiğe oturarak ya da basarak ruhun incitileceğine inanılır, eşikler atlanılarak geçilir.

bu adet nedeni unutulmuş olsa da halen anadolu'da ( en azından bizim oralarda) yaşamaktadır.

bebeklere nazar boncuğu niyetine ufak iğde dalı takmak

yoğun yağmurda ya da dolu yağışında sokağa demir çubuk atmak .... gibi

eve, inşaata vs dikenli iğde dalı asmak. iğdenin dikeni nazarı bozarmış, diken göze değermiş