Sanat Nedir?

Tarih boyunca sanatın ne olduğu sorgulanmıştır ancak yine de bazı tanımlar bu sorunsala epey yardımcı olabiliyor.

sanat, oluştuğu evren bakımından sınır tanımayan; amaç boyutunda değerlendirilirken bir kalıba sokulamayan; ifade edildiği dünya bakımından maddeye bağımlı olan bir varoluş anlatımı.

sanatın ortaya çıktığı evren insanın düşüncelerini, duygularını, gözlemlerini, algılarını içeren bir evren. böyle bir evrenin içinde sınırlar çizmek pek de mümkün olmamakla birlikte, bu evrene açılan ve onu besleyen kapıların, sadece içinde bulunduğumuz maddi dünyadan ibaret olduğunu ileri sürmek fazla cüretkâr bir tavır olurdu. aralarında öylesine belirli bir sınır olmamasına rağmen, birbirinden insan faktörüyle ayrılan iç ve dış dünyaların, bir bütün olarak birbirleriyle etkileşiminden doğan sanat, bu iki dünyanın sadece birinden doğmuş olamaz.

Woody Allen, Hannah and her Sisters (1986).

bir sanatçı, sadece iç dünyasına yönelirken diğeri dış dünyaya odaklanır, fakat ikisinde de diğer dünyanın etkileri görülür. sadece iç dünyaya yönelmeye çalışan bir sanatçı, reel dünyada yaşadığı olayların etkisini de yansıtır. diğer yandan dış dünyayı betimlemek isteyen bir sanatçının çalışmasında da, yaratı sürecindeki ruh hâlinin etkileri gözlenir. insan kendi başına bir evren. bu evrenin sınırlarını çizebilmek nasıl mümkün değilse, sanatın sınırlarını çizip de onun doğduğu evreni bilinen boyutlara mahkûm etmek de o denli olanaksızdır.

görsel sanatlar, plastik sanatlar, fonetik (sessel) sanatlar, ritmik sanatlar, karma sanatlar gibi kategoriler altında, amaçsal anlamda birçok türü katışıksız kalıplara sokmak da mümkün değil. sanatçının amacı eğlendirmek olabilir, düşündürmek olabilir, gerçekliği kendince ifade etmek olabilir, sadece kendini ifade etmek olabilir; bunun ötesinde sanatçı kendi amacının farkında da olmayabilir. bir şair, ortaya koyduğu dizeleri neden yazdığını bilemeyebilir; bir ressam, fırçasını tuvalde dans ettirirken ne yaptığını bilemeyebilir. yani salvador dali'ye kendi resimlerini sorsalar, ne anlatmak istediğini kendisi de bilemeyebilir. bunları bilmemekle beraber, sadece dehayı ortaya koymak için sanatını icra etmiş olabilir (belki de deha, sanatçı aracılığıyla kendisini ifade etmiştir).

Bir Robert Crumb çizimi.

son olarak sanat, madde aracılığıyla ifade edilmesi yönüyle maddeye bağımlıdır. sanat eseri, evreninde doğup kendine bir amaç bulduktan sonra maddesel dünyada da ifade edilmeye yönelik, doğal bir eğilim içerir [belki de bu, sanatın kendisine ait bir varoluş sıkıntısıdır]. çaresi yoktur, bir şekilde reel dünyanın içinde bulunan maddelere tutunup başka insanlara, yani başka evrenlere uzanır. resim için boyaya, tuvale, palete ihtiyaç vardır. tiyatro için sahneye ve dekora; sinema için çeşitli set ekipmanlarına ihtiyaç vardır. insan şiiri ya da şarkıyı bir yere yazmasa bile, bunları duyurmak için dile, kelimelere ve ses tellerine ihtiyaç vardır. yani sanat ifade edilmek istendiğinde mecburen maddeye tutunur ve ona bağımlıdır.

sanatçılar çoğu zaman başka sanatçılara, sanat eserleri ise çoğu zaman başka sanat eserlerine açılan birer kapı vazifesi görüyor

ki, kişisel sanat görüşüme göre sanata açılan bir kapı olabilmek, bir sanat eseri yaratmaktan çok daha önem arz ediyor. kelimeleri yan yana dizebilirim ve bir şair olabilirim. boyaları tuvale sürüp, iyice yedirebilir, böylece bir ressam olabilirim. notaları, öğrenilmiş bir düzen içinde sıraya sokabilir ve bir müzisyen olabilirim. fakat hepsi bu. bu kadar. eğer sanatçı olmak, salt sanat eseri yaratmaksa, bu görüşün işe yaramazlığını ortaya koyabilecek onlarca örneğim var elimde -hem de sadece bu coğrafyadan.

sanatı kişisel olarak, "sanat, sıradan insanı sanata teşvik edendir" şeklinde tanımlıyorum. ki, sanatın beş farklı haliyle bir şekilde ilgilenmiş ve ilgilenmekte olan bir insanım, henüz bu tanımın yetersiz kaldığı bir durumla karşılaşmadım. tanımım bu olduğundan, "x sanatçı değildir." yahut "x sanatçıdır." gibi söylemleri kendime güven içinde dile getirebiliyorum. ve yine aynı şekilde, bir başka sanata kapı aralayabildiğimi düşünmediğimden kendimi bir şair ya da bir yazar olarak tanımlamaktan ziyadesiyle kaçınıyorum. yazarlık bir meslek olsa dahi, yazdıklarım dergilerde yayınlanıyor olsa dahi, "hangi meslekle uğraşıyorsunuz?" sorusunu, ya boş bırakıyorum ya da 'öğrenci' yazarak dolduruyorum.

Bruce Springsteen.

bu sanat anlayışını birden bire benimsemedim elbette. okuduğum sanat kuramı kitapları, incelediğim sanat kuramcıları, hep bir noktada haksız çıkıyorlardı. sözgelimi; "sanat, ruha hitap edendir." diyen kuramcıyı yanlışlamak için "ben ruha inanmıyorum." demek yeterliyken, "sanat, zevklere hitap edendir." diyen kuramcıyı haddinden fazla geniş bir tutum sergilemekle suçlayabiliriz.

eğer sanat anlayışıma olumlu örnek vermem gerekirse, -henüz bir hayli başında olduğum- kendi sanat serüvenime başvurabilirim. coldplay'in viva la vida'yı çıkardığı zamanı hatırlıyorum ve violet hill'ı ilk duyduğum anı. iflah olmaz bir kış/kar/soğuk/karanlık hayranı olan beni adeta avcunun içine alan ve zehrini kulaklarıma akıtan müziğini, sözlerini, edindiği temasını... ardından kurmaya başladığım şiiri, yazdığım şiiri... şimdi burada dölleyen coldplay, döl violet hill, döllenen ben ve yeni doğan da yazdığım olmuyor mu? tahmin ediyorum ki yukarıdaki açıklamalardan sonra hemfikiriz.

Coldplay - Violet Hill.

bir diğer örnek de stephen king ve the man in the black suit'u. hikayeyi ilk okuduğum zamanı hatırlıyorum; hikayeyi okumak bir nevi cinsel ilişkide bulunmakken, aldığım edebi haz da orgazm ile açıklanabilir. gözlerim ardında canlanan king'in ürpertici hayali asla silinmez belleğimden. bir gün evimin yolunu unuturum belki ama o sahneler silsilesini asla unutmam. bu öyle büyülü bir andı ki, getirisi bir hikaye ve bir nick oldu. dahası, giyim tarzımdan duruşuma kadar pek çok yönden etkiledi kişiliğimi, bu ergenliğimin gençliğe döndüğü köprüsel zaman diliminde okuduğum hikaye.

coldplay'i ve stephen king'i kullandım zira her ikisi de "ticari sanatçılar" olarak anılangillerdendir. aradan geçen onca zaman sonra ben de coldplay'in/stephen king'in sanatından adım adım uzaklaştım. içinde bulunduğum sanat zevki, coldplay dinlemekten ve stephen king okumaktan son derece uzak. ama bu neyi değiştirir ki? adı geçen her iki sanat üreticisi de kısır olmadıklarını beni birer sanat eserine gebe bırakarak kanıtladılar sonuçta. ve bu bana, onları savunabilmem için yeterli argümanı sunuyor.

Bilim kurgu yazarı Isaac Asimov.


Sanatçı nedir peki?

freud'a göre içedönük ve nevrotiktir. gerçekleşmesi imkansız güçlü arzularını doyuramaması sonucunda gerçeklikten uzaklaşarak tüm libidinal ilgisini kendi kurduğu fantezi hayatının dileklerine aktarır. eserleri aslında kayıp nesnenin geri getirilmesi için kendi benliğine dönük narsisistik eylemlerdir. freud, sanatçının ilk dışavurumlarını çocukluk çağlarında arar ve oyun oynayan sanatçı-çocukların, yaşadıkları dünyanın nesnelerini kendi beğenilerine uygun olarak kurdukları yeni bir düzen içine yerleştirdiklerini söyler. burada çocuk, yaşadığı kurgusal dünyayı gerçek dünyadan daha fazla ciddiye almaktadır çünkü oyun dünyasını daha çalkantılı ve yoğun duygularla donatmıştır.

Bonus: Charles Bukowski'nin üslup ve sanat üzerine söyledikleri (1973)

Çeviri: Ümid Gurbanov


Yılların Sorunsalı: Sanat Sanat İçin midir Yoksa Toplum İçin mi?

Dünyaca Ünlü Sanatçıların İlk Eserleri