Seçim Öncesi Siyasi ve Sosyal Ortam, Türk Ekonomisini Nasıl Etkileyebilir?

Ülkemizin 2018 ve 2019 itibarıyla yaşadığı ekonomik değişime dair güncel bir ekonomi analizi.
Seçim Öncesi Siyasi ve Sosyal Ortam, Türk Ekonomisini Nasıl Etkileyebilir?
iStock

2019 ekonomik krizi, kredi mekanizmasının çalışmadığı krizdir.

kredi mekanizması çalışmıyor, kredi mekanizması şu halde iyi ki çalışmıyor ama hükümetin kredi mekanizması çalışsın diye attığı adımlar beni çok fena ürkütüyor. durum böyle devam ederse, ki edecek gibi duruyor, atilla yeşilada'nın yaptığı kur seçimden önce 7 lirayı tekrar zorlar tahminine ben de katılmaya başlayacağım. bu durumu biraz nedenselleştireyim.

1) 13 eylüldeki faiz artırımından sonra ekonomide ciddi bir daralma oluştu

fakat bu daralma daralan iç tüketim yüzünden oluştu ve biz bunu kafa üstü çakılan ithalat ve dış ticaret dengesi rakamları üzerinden görüyoruz.

ödemeler dengesi tcmb'nin paylaştığı verilere göre, 2018 ağustos-eylül-ekim-kasım döneminde 7.43 milyar dolar fazla vermiş. bunun detayına bakıldığında ise ihracattaki artışın kurdaki değer kaybına rağmen %9'da kaldığı, ithalattaki daralmanın ise %20'leri aştığını görüyoruz. bunlara ek olarak imalat pmi verilerimiz de, bu dört ay boyunca 49'dan 44'e kadar gerilemiş.


bunları birleştirince ortaya çıkan şu: faiz artırımı krediye erişimi imkansızlaştırdığından dolayı iç talep ve dolayısıyla üretim daralmış ve bu ithalatta bir daralma yaşatmış. ihracat az da olsa artmış bu doğru ama artış kur etkisinden kaynaklanmış.

imalat pmi verilerimiz de düşük geldiğinden dolayı ihracattaki artış hiçbir şekilde reel sektörde etkisini hissettirmemiş çünkü üretim için gereken ara mamül ithalatı yapmadığımız ve muhtemelen stoktaki ara mamülü kullandığımız için düşük kurdan alınarak stoklara girmiş olan malını ihracatçı rekabetçi fiyatlara satabilmiş. bu dediğim doğruysa yeni gelecek dış ticaret denge verilerinde hem dış ticaret dengemizde aşağı yönlü bozulma hem de dış ticaret hacmimizde, ekonomideki daralmayı da göz önüne alırsak, sert bir daralma yaşarız. çünkü yeni ihracat için ihracatçı yeniden ara mamül ithal etmeye başladığında güncel kurdan almak zorunda kalacağı için bu, ithalata yeniden yük bindirebilir.

2) bu faiz artırımına rağmen türkiye'ye doğru dürüst bir sıcak para girişi yaşamadık

çünkü daha önce saydığım nedenlerle yaşadığımız güven kaybı yüzünden yatırımcı türkiye'ye güvenmiyor. zaten son tahvil ihalelerinde yapılan manipülasyon nedeniyle, kusura bakmayın tam adı bu, güvenmemekte haksız da sayılmazlar.

peki ciddi bir yabancı girişi olmadıysa kur nasıl düştü?

kurun düşmesinin siyasi nedeni tamamen rahibin salınmasıydı ama ekonomik açıdan asıl önemlisi 4 ay boyunca cari fazla veren ekonomi yeniden borçlanma ihtiyacı duymadı. bu ihtiyacı duymayınca da haliyle kur düşmeye başladı. 4 ayda 7.5 milyar dolar fazla verebilmek türkiye için biraz sıradışı bir durum, zaten bu yüzden diğer bütün makroekonomik göstergelerimiz bozuldu. zaten son aralık ayı geçici dış ticaret verilerinde ihracatın artışında ciddi bir yavaşlama da var. temel sebebi görece toparlayan kur ile beraber biten stoklar olabilir.

eğer yabancı güvenip de bono/tahvil borsa ve türev piyasalara girseydi ne olurdu?

böyle bir durumda kur muhtemelen 4.50'lere kadar bile gerileyebilirdi ama bizim verdiğimiz cari fazla da 7.5 milyar dolardan az olurdu çünkü tüketici güveni bu kadar düşük kalmaz ekonomideki daralmanın şiddeti azalırdı. kısacası şu an dışarıdan borç bulamadığımız için cari fazla veriyoruz. bulamamaya devam edersek de daha fazlasını vereceğiz ama yukarıda saydığım stok durumundan dolayı muhtemelen daha sert düşen dış ticaret hacmiyle daha düşük bir cari fazla vermeye devam edeceğiz ki bu da işsizliği ve içerideki daralmayı şiddetlendirecektir. gerçi bütün suçu bizim güvenilmezliğimize de atmayayım, fed'in sıkılaştırma politikalarının da ciddi etkisi oldu. dışarıda gelecek bir para da yok.


3)
o zaman hükümetin ekonomiyi genişletecek politikalar uygulaması neden kötü olsun?

hükümetin yapmak istediği şeyse, seçim öncesi bu kadar cari fazla iyi değil bunu biraz azaltalım ekonomi de biraz canlansın ve denge daha iyi bir noktada kurulsun. ama bu dengeyi kuramazlarsa kötü, çünkü bu adımlar ekonomi canlandığı anda cari denge rakamları üzerinde tersine dönme yönünde bir baskı yaratabilirler. mevcut durumda, kimse bizim piyasalarımıza dolar sokmadığı için kur da yukarı yönlü baskılar yaşanır. bir noktadan sonra bu iş tekrar panik havası yakalar ve içerideki yerleşik de her şeyiyle dolar alıp zaten ürkek olan tüketimi iyice keserse yeni bir maliyet enflasyonu, faiz artırım kararı, kur şoku yeriz.

bu noktaya nasıl geldik?

bu noktaya hükümetin hızlı bir şekilde sermaye transfer etme isteği yüzünden geldik. etik olarak yanlış olsa da, siyasi pratik olarak bir hükümetin kendine yakın bir sermaye sınıfı oluşturmak istemesinde şaşırılacak bir durum yok. bütün sorun bunu sermayenin niteliğini çok sert bir şekilde düşürerek yapmaya kalkmış olmasından kaynaklandı.

burada teker teker şirketlerin ve ihalelerin adını saymak istemiyorum. zaten her gün gazetelerde reklamı yapılıyor. fakat dışarıdan katma değer transferi için para ödenerek yapılan bu ihaleler yüzünden cari denge kümülatif olarak borç üretti. hem bu borç giderek arttı, hem de borcun bedeli olan faizler artış trendine girince yeni borç alma ihtimali ortadan kalktı. halbuki bu sermaye transferi sermayenin niteliğini düşürmeden hatta artırarak da yapılabilirdi. öyle bir durumda, ekonomi cari fazla üreterek tüketimin daha yavaş ama daha sağlam arttığı bir patikaya sokularak stabil bir ekonomiye sahip olurduk.

bunun handikabı ise, inşaat gibi katma değerin düşük paranın devir hızının yüksek olduğu sektörler yerine yazılım, ileri teknoloji gibi katma değer üretimi yüksek ama para devir hızının düşük kaldığı sektörlerde sermaye birikimi zaman alacaktı. ya da bilmiyorum devletin yatırım politikalarında daha gerçekçi bir denge inşaat/katma değeri yüksek sektörler arasında kurulabilirdi.

böyle bir tercihte bulunulsaydı bugün belki de maksimum 15 milyon olan nitelikli tüketim yapabilme kapasitesine sahip nüfusumuz belki de 25-30 milyona çıkabilirdi. bugün yaşanan kriz türk toplumundaki kültürel fay hatları üzerine inşa edilmiş olan ekonomik modelin, merkezi kapital döngü yüzünden, siz bunu fed diye okuyun, yeni bir ekonomik fay hattı yaratmasına neden olmuştur.

açıkçası bu ekonomik gerilim eğer kültürel fay hattında bir iyileşmeye yol açacaksa memleket için hayırlıdır. bugün ister muhafazakar kanatta olun ister modernist kanatta olun soğanın kilosu herkese 7 lira olmuşsa bu toplumu, türk toplumunu, yeniden buluşturabilir.

son iki paragrafta özellikle türk toplumunu vurguladım ama bu, kürtleri yok saydığımdan değil, bu kültürel fay hattının türk toplumunun ortasından geçmesinden dolayıdır. ıslahat, tanzimat fermanlarının ilanı sırasında veya meşrutiyetin ilanı sırasında veya ittihat terakki gelişimi sırasındaki hakim çatışmacı ortamı yaratan fay hattı bugün şekil değiştirerek akp-chp arasında yaşanıyor. zaten ülkenin enerji kaybedip sorunlarını çözememesinin temel nedeni bu kültürel fay hattıdır.

bu fay hattı son yüz yılda bugüne kadar iki kere aşıldı ve ilkinde kurtuluş savaşını verdik, ikincisinde kıbrıs'a harekat gerçekleştirdik. geniş anlamda siyasi açıdan bu hattı kaşıyan siyasetçileri bu nedenle eleştirmeyi doğru bulmuyorum çünkü bu sorunun bugüne kadar hep göz ardı edilmesine neden olmuşken artık kabak gibi ortada duran bir hale getirdi bu kutuplaşmayı.

ekonomi politikte bu kutuplaşmanın bir yansıması ise dediğim gibi sermaye birikimini tetikleyen devlet yatırım tercihleriydi ama bunun neticesi artan cari açık oldu. insanların biraz daha geniş düşünebilmesini isterdim ben. her yer beton oldu, her yer kara demek yerine bunun nedeni üzerine kafa yorulabilseydi daha bilinçli bir siyasi reaksiyon da verilebilirdi yıllar içinde.


bu yapılamayanı ise şu an ekonomik kriz yapabilir

bugüne kadar hızlı sermaye birikimi için kullanılan devlet teşviklerinin yarattığı ekonomik stresi dibine kadar yaşayacak bu ülke. devlet bu yatırım politikalarından vazgeçmeden bu ekonomik stresi tersine çevirmeyi beceremez çünkü sermaye birikimi için gereken kaynağı içeriden sağlaması artan hane halkı borçluluk oranları ve faizler nedeniyle maalesef imkansız artık, ki biz bugün bunu düşürülen ötv oranlarından ve akaryakıtta eşel mobil uygulamalarından görüyoruz.

ne yazık ki niteliği artmayan sermaye, kriz anında emrinize amade olsa dahi bir işe yaramayacak. biz bugün bunu tcmb'den erkenden alınacak olan 20 milyar liralık gelir üzerinden göreceğiz. hatta eğer kalmışsa, iktidara yakın miktar olarak büyük, 1 milyar dolar üzeri, ama nitelik olarak küçük, inşaat ve türevleri, bütün sermaye kullanımını zorla ya da güzellikle ele alsanız dahi krizden hızlı bir çıkış sağlayamaz.

çünkü bilgiyi üretmek için gereken şey niteliği yüksek sermaye ile niteliği yüksek emeğin buluşmasıdır. bugün bu durum bu ülkede savunma sanayi sektörü dışında hiçbir alanda gerçekleşmiyor. bunun nedeni de işte, yıllardır süregelen kendi sermaye grubunu hızlı şekilde oluşturma çabalarından başka bir şey değil. bu zaten sadece mevcut hükümet ile başlayan bir durum da değil. cumhuriyet tarihinin bir gerçeği ve böyle olmasının nedeni de arka plandaki kültürel fay hattından başka bir şey değil.

içeride ekonomiyi canlandırmak için dolara ve daha doğrusu başkasının parasına ihtiyacın var, neden?

çünkü aslında kağıt parçası olan o dolar denen şey, dünyanın en büyük bilgi üretim gücüne sahip ülkesinde yaşayan insanların seneler boyunca ortaya koydukları çalışma sonucu ürettikleri katma değerdir. bugün mevcut krizin kök nedeni ne kadar osmanlı'da modernleşme çabalarına ya da yeniçeri isyanlarına dayanıyorsa, dolar verip rusya'dan hava savunma sistemi alıyor olabilmenin nedeni de belki de philadelphia konvansiyonuna ya da ingiltere kralı 3. george'un getirdiği saçma sapan vergilere, ki bu amerikan bağımsızlık savaşının fitilini ateşleyen unsurdur bence, dayanıyor olabilir.

mevcut durumda yaşanan kriz de aynı şekilde yarattığı yeni bir ekonomik fay hattı üzerinden kültürel fay hatlarında bir değişime yol açabilecek mi hep beraber göreceğiz. yalnız şurası net ki, sermayenin toplam niteliğini düşürücü yatırım politikalarına devam edildiği takdirde artık sosyal politikaların finansmanına ayıracak kaynak kalmayacak. ihtiyacımız olan şey yatırım politikalarında yeni bir model geliştirmek ve buna imf'nin çözüm olması mümkün değil, zira bu imf'nin misyonu değil.


kültürel nedenlerle sermaye birikimi yaratmak isterken karşılaşılan sermaye nitelik erozyonuna karşı imf'nin yapacağı bir şey yok. ama imf yatırım politikalarını daraltarak sermayedeki nitelik erozyonunu durdurabilir tabii burası bir gerçek çünkü bütün yatırım politikaları baştan aşağıya askıya alınacaktır, standby anlaşmaları sürdüğü müddetçe. zaten o yüzden akp'nin ilk dönemi olan ve 2008'de standby anlaşması bitene kadar süren döneme dair bakılırsa pek bir yolsuzluk iddiası bulunamaz, asıl sermaye nitelik erozyonu 2009 küresel krizi sonrasında başlayan qe2 döneminde başlamıştı.

net olan kısım şudur ki, kriz derinleştikçe kültürel gerilim yerini ekonomik gerilime bırakacak

bu ekonomik gerilim kültürel gerilimin üzerinden geçmeyi başarırsa, yani kriz katlanılmaz hale gelene kadar derinleşirse, sermaye nitelik erozyonunu durduracak adımlar atılmaya başlayabilir, daha doğrusu sermaye niteliğini artıracak adımlar ancak bu şartlar altında atılabilir. kesin olan da şu ki bu artık sermayedeki niteliği yükseltmeden aşabileceğimiz bir ekonomik kriz değildir. dolayısıyla artık sermaye biriktirmesi için teşvik edilenler yid modeli ile köprü havaalanı yol yapanlar değil yüksek teknoloji ürünü satıp ihracat geliri elde ederek sermaye biriktirecek gruplardır.

dolayısıyla önemli olan bunun yapılmasıdır ve kriz derinleştikçe bunun yapılmasının zaruri bir hale geleceğine karşı ümitvar olmaktan başka bir elimden gelmemektedir. çünkü kriz derinleştikçe bu kültürel fay hattı şiddetlenmek bir yana zayıflama emareleri gösteriyor ve bu durum iktidarın dilindeki değişimden de kolayca anlaşılabiliyor.

Güncellenen Asgari Ücret, Türkiye'nin İş Hayatı ve Sosyal Yapısında Neleri Etkileyecek?