Semih Saygıner Kariyer ve Yetenek Olarak Dünya Bilardosunda Nasıl Bir Noktada?

Semih Saygıner dünya bilardosunda nasıl bir konumda? Kariyer ve yetenek olarak diğer büyük ustalarla kıyaslaması nasıl? Bu sorular üzerinden bilardoya dair çok fazla şey öğreneceğiniz detaylı bir yazı.
Semih Saygıner Kariyer ve Yetenek Olarak Dünya Bilardosunda Nasıl Bir Noktada?

"semih saygıner dünya klasmanında 5. ise neden dünya şampiyonu olarak anılıyor" şeklinde çokça sorulmuş. bir de diğer büyük oyuncularla kıyaslamasını merak edenler olmuş; kariyer ve yetenek olarak vs. yani genel olarak semih saygıner'in dünyada bu sporda nerede durduğu merak edilmiş, anladığım kadarıyla.

aktif ama artık müsabık olmayan(*) bir üç bant oyuncusu olarak, durumu biraz aydınlatmaya çalışayım. zira canım sıkılıyor ve bir şeyler karalamak istedim. hem size kendimce biraz 3 bant bilardonun tanımını yapayım, hem de oyunu bu seviyeye getiren özel isimlerden bahsedeyim.

(*) istekamı oyunu bıraktığımda satmıştım, sonra tekrar döndüm fakat bu euro kuru ile isteka falan alınamaz, 1500 euro'ya aldığımız istekalar şimdi 25 bin tl. şaka gibi.

uluslararası resmi 3 bant bilardo turnuvaları yakın geçmişe kadar dünyada sadece umb (union mondiale de billard) tarafından organize ediliyordu

birkaç sene önce güney kore'de lg falan gibi dev firmaların destekleriyle adı pba tour olan yeni bir oluşum başladı. hem türkiye'den, hem de dünyadan yenilik ve kazanç arayan bazı oyuncular güney kore'deki bu oluşuma katıldılar. çünkü kore son dönemde bu oyunun lokomotif ülkesi oldu. çok fazla sayıda oyuncu yetiştiriyorlar ve bir o kadar da güçlü markaları var. dolayısıyla orada daha büyük paralara sözleşmeler imzalanıyor ve turnuva ödülleri vs. çok daha cazip. sonra umb 'ayrılıkçı' olarak gördüğü bu bilardocuları kendi organizasyonlarından banladı. büyük kesim umb'de devam ediyor, semih saygıner de onlardan biri.

mesela 'bana göre' tüm zamanların en komplike oyuncusu olan frederic caudron kore'deki organizasyonda oynamayı seçti ve haliyle onu umb'nin turnuvalarında göremiyoruz. özel bir turnuvada denk gelmezlerse caudron-saygıner maçını bilardoseverin izleme ihtimali yok yani. geçmişte oynadıklarının videolarıyla yetineceksiniz mecbur. böyle ayrışmış bir statü var.

biz umb'nin klasmanını esas alarak konuşalım. çünkü kore'de tam olarak ne oynandığını ben de anlayamıyorum. oyuna heyecan katacağız, yenilik yapacağız diye pembe renkli bir masanın başına 3-4 oyuncu koydukları garip maçlar görüyorum, biri gidiyor kırmızıya vuruyor falan. uzakdoğulu marjinalliği işte... dört kişi eşli bilardoyu biz en son sene 95'de çift kaşarlı tost yiyerek hesap kitlemeli oynuyorduk sayın koreliler. napıyorsunuz allasen? birazcık saçmalıyorlar gibi geldi sanki, bilemedim.

umb'nin senelik takviminde 4-5 civarı uluslararası bireysel resmi turnuva düzenlenir

her birine de "world cup" denir. birincileri 80 puan, ikincileri 54 puan üçüncüleri 30 küsür puan alır. dördüncü beşinci bu şekilde puanlar azalarak devam eder. bu world cup'lardan birini kazanırsanız kendinize son dünya şampiyonu demenize teknik olarak engel bir durum yoktur. avustralya açık'ı veya wimbledon'ı kazanan bir tenisçiye dünya şampiyonu demekten bir farkı yok. veya bir satranç turnuvasında elemanın biri magnus carlsen'i yense ve kendine dünya şampiyonu dese bu orada garipsenir mi bilemiyorum artık ama burda böyle işliyor konu. sorun umb'nin senede 4-5 kez düzenlediği bir turnuvaya "world cup" ismini koymasında sanırım.

mesela ben de adı 'world cup' olan bir şey kazansam 35 sene dünya şampiyonuyum diye dolanır mıyım? kesinlikle evet. semih saygıner de dahil herkes böyle yapıyor zaten. haklarıdır ve haklılar da, çünkü boşverin bir world cup kazanmayı, turnuvanın main chart'ından (son 32) önceki eleme turuna erişebilmek için bile, satranç terminolojisiyle konuşmak gerekirse "grand master" seviyesinde olmanız gerekir.

arkadaşlar, kısaca özetlemem gerekirse; 3 bant bilardo bir ruh hastalığı uğraşısıdır ve başarılı olanlar ruh hastasıdır. mesela ben de kendimce senelerin iddialı bir ruh hastasıyım, 20 senedir derealizasyonla ve türlü dissosiyatif bozuklukla falan yaşıyorum, fakat yeteri kadar obsesyon geliştiremediğim başarılı olamadım. anlayacağınız bu oyun için normal kaldım lanet olası.

3 bant bilardo "sole dosis facit venenum" yani "zehri belirleyen şey dozdur" sözüyle tanımlayabileceğim bir salon oyunu, bir bilardo disiplini

3 bant bilardo "sole dosis facit venenum" yani "zehri belirleyen şey dozdur" sözüyle tanımlayabileceğim bir salon oyunu, bir bilardo disiplini. sonsuz ihtimaller havuzunda en iyi kararın ve dozajın arandığı, zihninizden geçirdiğiniz mikronluk ayarları beden koordinasyonunuzla masaya dökmeniz gereken bir psikomotor challenge'ı kısaca.

spor mudur değil midir sorunsalı umrumda değil. ki bence spor da değil, sadece kahvehane oyunu yaftasından kurtulabilmek için 25 senedir spor diyoruz, çaktırmayın. aslında 18.yy fransa'sında doğmuş, oyuncularının papyon takarak oynadıkları seçkin bir salon oyununun itibarını dört daly*rağa karşı niye biz savunmak durumunda kaldık onu da hiç anlamadım.

13 yaşımda istekayı ilk elime alışımdan şu an bulunduğum 41 yaşıma kadar dönem dönem müsabık olarak da içinde bulunduğum "imkansız" bir oyun. imkansız. masada kaybolursunuz ve oyun herkesi yener. bu kadar. (bak anlatırken yükseldim farkında mısın?)

bir de senenin en sonunda adına world championship denen bir turnuva daha düzenlenir

birincisi 120 puan, ikincisi 81 falan gibi yüksek puanlar alınır bundan. mesela pandemi nedeniyle bu 2021 world cup'larının sonuncusu ile championship turnuvası peş peşe yapıldı mısır'da. semih son world cup'ı kazandı, peşinden yapılan championship'de başarılı olamadı. murat naci çoklu ise championship'de dick jaspers'la final oynama başarısı gösterdi ve klasmanda 7.liğe kadar yükseldi, semih de 9.luğa düştü. tayfun taşdemir 11. sırada.

Dick Jaspers

genel klasman oluşturulurken sporcuların kendi ülkelerindeki resmi sıralamalarından da çeşitli puanlar eklenir. geçmiş yıllardaki world cup'lardan gelen bazı puanlar da çeşitli baremlerle geçerliliklerini bir müddet korurlar. böyle yarak gibi bir organizasyon yapısı ve karmakarışık bir puanlama sistemi vardır umb'nin. zaten doğru düzgün bir para da yoktur bu turnuvalarda. hatta top seviye bir oyuncu değilseniz cebinizden harcayarak gidersiniz onca ülkeye. durumunuz iyiyse tatil falan gibi işte... klasmanda birinci olsan ne oluyor olmasan ne olmuyor belli değil. güzel bir sayı mı aldın amk? al sana parmak şıklatması bolca... şık şık şık... idare ediver.


türkiye'de bilardo

milli sporcuysanız, yani geçen senenin türkiye klasmanını ilk 4 içerisinde bitirdiyseniz bilardo federasyonu masraflarınızı üstlenir, ayrıca senelik düzenlenen uluslararası milli takımlar turnuvalarında ülkeyi temsil hakkını elde edersiniz vs.

bu arada, semih saygıner'in 2021 yılı türkiye klasmanını ilk dörtte bitiremediğini söylersem sanırım türkiye'de bu 'sporun' kaçıncı seviyede oynandığını daha net anlatmış olurum. semih usta 2021 yılını türkiye'de beşinci bitirebildi.

bilardodan para kazanmak falan sağlıklı kafayla kovalanacak iş değil. hayatınızı buna adamışsınızdır, masaya baktığınızda toplar ve çuha değil, küpeştedeki her benekten fışkıran sayısız formülasyonları ve matrix rakamlarını görüyorsunuzdur, artık transcendental bir seviyeye eriştiğiniz için haliyle bir isminiz vardır ve bilardo malzemeleri üreten 3-5 firma size sponsorluk verir. eh işte.. bunlarla geçinirim diyorsanız deneyin. anlayacağınız milletin kore'ye kaçtığı kadar var yani.

diyeceksiniz ki, hobi olarak oynasınlar. ok. hobi olarak oynanır da, bu seviyelerde oynanmaz. neden oynanmaz yine satrançtan örnek vereyim; bizim çocukluğumuzda büyük şampiyon kasparov vardı hatırlarsınız. en son bilgisayarları dövmeye soyunduydu... o adam şu an hala sağ ve üstelik yaşlı falan da sayılmaz, ama artık büyük turnuva rüyasında bile kazanamaz değil mi? neden? çünkü hesaplama gücü taze beyinlerle yarışamaz. şimdi kasparov'un da, karpov'un da, spassky'nin de, fischer'in da hesaplama güçlerinin düşmediğini ve bir türlü ölmediklerini hayal edin. üstelik aradan geçen 30 senede hala kendilerini geliştirmeye devam ettiklerini ve bir de bunların içerisine her sene grand master seviyesinde bir veya birkaç genç katıldığını. alın size uluslararası arenada 3 bant bilardonun zorluğu...

kim ilgilenir olm böyle bir hobiyle. olmaz olsun böyle hobi. bununla ancak hayatını adayanlar ilgilenir ve bunun karşılığında da ortada para olması gerekir. ha, semih saygıner neden kore'ye katılmadı derseniz sanırım türkiye bilardo federasyonu'na bilardoya dönme sözü verdiği için gidememiş olabilir veya eşi şenay gürler hanımefendi de bu fikirden hoşlanmamış olabilir, bilemiyorum. bence türkiye'de falan ismini daha fazla yormamalı ve direkt kore'ye gitmeli. çünkü o oluşum usta için biçilmiş kaftan. kore'de 3 bant milli spor gibi bir şey ve semih'e zaten tapıyorlar.


peki semih saygıner usta bu turnuvalardan kaç kez kazandı kariyerinde? world cup? championship?

özel turnuvaları falan bir kenara bırakıyorum. çünkü onlardan geçmişte kaç tane kazandığının tam olarak bir kaydı yok. çokça kazandığını şahsen hatırlıyorum. yakın zamanda kore'de de büyük bir özel turnuva kazandı mesela. (uluslararası özel turnuvaların, resmi turnuvalardan zorluk anlamında bir farkı yoktur, bunu da not düşeyim. zaten aynı isimlerle oynuyorsunuz.)

fakat iş resmi turnuvalara gelince tablo kendi denk rakiplerine nispeten o kadar parlak değil. bunu da söylemek lazım. semih saygıner senede 5-6 kez düzenlenen bu world cup'lardan toplamda 7 kez kazandı. torbjorn blomdahl'ın 44, dick jaspers'ın 25, frederic caudron'un 21 kez kazandığını belirtelim. (usta'nın bilardoya ara verdiği 7 senelik dönemin de daha fazla turnuva kazanamamasında etkisi var tabii ki, ancak bana sorarsanız zaten kariyerinde bir düşüş döneminde bırakmıştı.)

bu arada, tayfun taşdemir ve murat naci çoklu'nun 2'şer kez, adnan yüksel ve yılmaz özcan'ın da birer kez bu kupayı kaldırdığını, lütfi çenet'in de birkaç defa finalden döndüğünü ekleyelim. bunların haricinde milli takımlar düzeyinde de birkaç defa hem avrupa hem de dünya şampiyonluğumuzun olduğu bilinmesi gerek.

yani türkiye, 3 bant bilardo dünyasını belçika ve güney kore ile beraber domine eden birkaç ülkeden biridir. bilhassa son federasyon yönetiminin yenilikçi tutumlarının da bunda katkısı yadsınamaz. ama en başta bilinmeli ki türkiye'de bu kadar güçlü oyuncular yetişmesine vesile olan figür ve idol sadece semih saygıner'dir.


peki semih usta ne zamandan beri dünya şampiyonu olarak anılıyor?

99 yılında avrupa şampiyonu olmuştu porto'da. şu 120 puan veren büyük championshiplerden de bir tane kazanmıştı, 2003 yılında valladolid'de. esasen şampiyonluk sıfatını üstüne basa basa kullanmaya başladığı turnuva bu. netice itibarıyla 90'lı yılların sonlarından itibaren kendisi şampiyon olarak anılmaya başlandı.

peki rakipleri bu turnuvalardan 30'ar, 40'ar kez kazanmışken semih neden dünya'da bu kadar popüler?

çünkü o bu oyunun yarı-tanrılarından. sktr edin kupa sayısını falan. o heyecan verici bir oyuncu. o bu oyunun ronaldinho'su. masada acayip vizyona sahip bir maji. onun zihnindeki pozisyon varyasyonlarını biz rüyamızda falan göremeyiz. o ezbere oynamaz, denenmeyeni dener, yapılmamışı yapar, düşünülmemişi düşünür.

ha, yenilir mi? yenilir, yeniliyor da. ama onu yenmekle ondan iyi olunmuyor. bu basit mantık 3 bant bilardoda pek çalışmaz çünkü... bak 28-30 senedir bilardo oynuyorum çocuk yaşımdan beri. ondaki vuruş-kol gücünün, o topun içine yüklediği momentumun başka bir örneğini hiç görmedim. sağ kolu hidrolik-pnömatik bir makine gibi çalışır. 57 yaşında hala biyonik adam gibi bir şey. çok özel bir yetenek işte, uzatmayayım.


peki neden diğer titanlar gibi defalarca kazanamadı bu turnuvaları?

tek cümleyle; çünkü rakiplerini değil, kendi iç dünyasını yenemedi. başka cevap yok. her röportajında nietzsche gibi konuşmasının sebebi de bu. bilardoyu da bu yüzden bırakmıştı hiç federasyon, bilmem ne diye anlatmasın. kendi beklentileri altında yine kendi ezildi. kendi mental bariyerini aşmak için kendiyle savaştı. 57 yaşında zıpkın gibi bu vücut 80 yaşını düşündüğü için değil, o da kendiyle olan savaşının bir tezahürü. bu işin psikolojik kısmı zor arkadaşlar öyle sanıldığı gibi değil. herkes çelik gibi sinirlerle doğmuyor, beklenileni verememek bazıları için acayip bir yüktür keza büyük snooker oyuncularının da sıkça psikoterapi aldığı söylenegelir.

işin ilginci, kendini aşmaya 57 yaşındayken yaklaşmış olması. kesinlikle normal biri değil. ben bu özel adamı 35 yaşındayken de izledim yan tarafından, alakası yok. şu an her yönüyle çok daha hazır bir durumda.

yüzüklerin efendisi külliyatından örnek vermek gerekirse kendisi tam olarak feanor. içinde yanan ateşe yenik düştü onun gibi. morgoth'un üstüne at sürülür mü? 'chosen one' olduğunu bilirsen gidersin işte. seçilmiş olduğunu, başkası unutturmadan sen unutacaksın. neyse, nasıl oynarsa oynasın ikimizden biri ölene kadar oyununu heyecanla izlemeye devam edeceğim. selam ederim kendisine.

peki az yukarıda neden frederic caudron bu oyunun en iyisidir dedim?

çünkü en büyük ruh hastamız o. 254x127cm ölçülerindeki masada oynanabilen tek oyun 3 bant değil. günümüzde unutulmak üzere olan cadre 47/2, cadre 47/1, cadre 71/2, karambol, tek bant falan gibi başka disiplinler de var ve inanın kontrol olarak birçoğu 3 banttan çok daha zor. ve bu caudron denen herif bu disiplinlerin hepsinde dünya şampiyonu olabilen bir organizma. yani topun tüm tempolarına ve minimal alanlarındaki tüm hareketlerine hakim olabilen olağanüstü bir yetenek.

şöyle söyleyeyim; semih'le beraber 1964-68 doğumlu bu iki oyuncu, eğer ki vaktinde snooker'a başlasalarmış samimi söylüyorum orayı da domine ederlerdi. başka bir 3 bantçı için bunu söylemem ama bu ikisi içinden geçerdi oranın, net. hele ki snooker'ın milyon dolarların kazanıldığı bir oyun olduğunu düşünürsek, bu ikilinin o şartlarda hangi seviyeye çıkabileceklerini ben de tahmin edemem.

caudron'un umb'den ayrılmasıyla bir anlamda rakipsiz kalan dick jaspers ise bu oyunda kazanmaya en aç adamdır. şu an klasmanda birinci sırada ve ikinciye öyle bir fark atmış durumda ki sanırım kapanması için jaspers'ın kolunun falan kopması gerek. yılmıyor, usanmıyor, bal porsuğu gibi bir şey. müthiş bir savaşçı. semih bunun psikolojisinin çeyreğine sahip olsaydı sol invictus misali yenilmez bir güç olurdu, o kadar diyeyim. zaten mısır'da finalde bunu yenerek kazanması semih usta için kupayı ayrıca özel kılmıştır.

Frédéric Caudron

madem 3 bant bilardodan konuşuyoruz o halde tabii ki torbjorn blomdahl'den bahsetmemiz gerek

bu oyunun babası torbjorn blomdahl'dır. eğlenerek, gülerek, zevk alarak oynayan bu relaks adam 90'ların başından itibaren oyunun kendisini değiştiren isimdir. basketbolda mj ne ise burda blomdahl da o dur.

bir önceki antik dönemin ustaları raymond ceulemanslar, sang lee'ler, nobuaki kobayashiler kuşağından bayrağı devralıp oyunu bu seviyeye çıkarmıştır. blomdahl defosu, eksiği olmayan bir oyuncudur. semih saygıner'e sorsak belki bu şekilde söylemez ama bence onun da karşılaşmaktan en çekindiği isim hala blomdahl'dir.

fakat bu jenerasyonun da yaşı yavaş yavaş gelmekte artık. 30 senedir sahnede olan ve yukarıda değindiğim gibi bu süreyi sürekli gelişimle geçirmekte olan bu isimlerin eriştikleri vizyon eşsiz bir seviyede olmakla beraber, büyük çoğunluğu kore'den fırlayan 18'lik gençlerin bunları sık sık tokatlayabilmeleri de günümüzde rakamsal formülasyonların inanılmaz derecede çeşitlenmesiyle ve bu tekniklere erişimin kolaylaşmasıyla alakalı olsa gerek.

yani oyun 10 senedir başka bir seviyeye çıktı. maymun gibi oturduk, çocukları izliyoruz öyle.

Torbjörn Blomdahl

isteka dediğimiz nesneyi en net kullanan ve topa en net vuran isim ise dani sanchez'dir

eşi benzeri olmayan acayip bir limaj ve vuruş netliğine sahiptir. zaten onlarca turnuva kazanmış büyük şampiyonlardandır. çok az kişi hatırlar ama oyuna en çok yakışan, en şık, en klas oyuncu benim için raimond burgman'dır. son oldschool. fakat kendisi uzunca bir süredir ortalıkta yok. alkolizm mevzuları. aslında değinilmesi gereken o kadar, o kadar enterasan isimler var ki buraya yazmakla bitmez. eddy merckx'in soğukkanlılığı, marco zanetti'nin kararlılığı vs. netflix hepsine belgesel çekse oturur izlersiniz.

Dani Sanchez

oyunun kralını zaten kimse inkar etmez: raymond ceulemans

yukarda saydığım ve saymadığım onlarca übermensch'i doğrudan veya dolaylı yoldan yetiştiren de bu adamdır. zaten semih'in camiaya gökten zembille inişi 1992 yılında ceulemans'ı yenişiyle olmuştur. 1937 doğumlu bu dede yakın geçmişe kadar eğlence amaçlı düzenlenen özel turnuvalarda ara ara boy gösteriyor ve şok edici bir şekilde hala çok güzel oynuyordu. 84 yaşında elden ayaktan düşmediyse beni avans vererek yener hatta gelinlik giydirip ormana atar diyebilirim. 2001 yılında 63 yaşında world championship kazanabildiğini unutmamak gerek. zaten onun tek başına domine ettiği onlarca yıllık periyodu bir başkasının tekrarlaması mümkün değil.

Raymond Ceulemans

benim favoru türk oyuncum murat naci'dir

inanılmaz rahatlıkla, çok yüksek bir ofansif güçle rakibini parçalayan bu centilmen oyuncumuzun maçlarının seyri çok keyiflidir. şiddetle tavsiye ederim. adnan yüksel'i de bir o kadar beğenirdim fakat kendisi kore tayfasına katıldığı için pek takip edemiyoruz artık.


semih'den sonraki grand master'ımız 20-25 senedir tayfun taşdemir'dir

onun da alamet-i farikası odaklanma ve konsantrasyon becerisidir. son zamanlarında birkaç maçını kenardan canlı izledim ve diyebilirim ki tayfun taşdemir'i yenmek semih saygıner'i yenmekten daha zor bir hale gelmiş. ofans ve defans arasında öyle bir denge kuruyor ki, öyle pozisyon varyasyonları geliştiriyor ki zaten rakibi maça bile giremeden o oyunu koparmış oluyor. sık sık, bu adamı yenmek imkansız hissine kapılıyorum diyebilirim.

Tayfun Taşdemir

neyse, bilardo oynayın arkadaşlar

hatta çoluğunuza çocuğunuza, eşinize dostunuza oynatın ve bu mümkünse bir süre sonra 3 bant seviyesi olsun. sorun çözebilme becerileriniz artar, odaklanma ve konsantrasyon yetenekleriniz gelişir, her şeyden öte kendinizle tanışma fırsatı bulursunuz. oynayınız...

"almanlıktan aldığım tadı başka hiçbir şeyden almadım... belki bilardo..."