Tupac'ın 5 Kurşun Yiyip Hayatta Kaldığı Geceyi Anlattığı Röportajı

Amerikalı unutulmaz rapçi Tupac Amaru Shakur, 1996 yılındaki suikastte öldürülmeden 2 yıl önce başka bir saldırıda 5 kurşun yiyerek hayatta kalmıştı ve o saldırıyı Vibe dergisine anlatmıştı.
Tupac'ın 5 Kurşun Yiyip Hayatta Kaldığı Geceyi Anlattığı Röportajı

tupac shakur, 13 eylül 1996'da henüz öldürülmeden 2 yıl önce, new york'taki quad stüdyosunda 5 kurşun yiyip hayatta kaldığı geceyi vibe dergisine anlatmıştı. o röportaj:

bizi quad stüdyosundaki o geceye geri götürebilir misin?

vurulduğum geceye mi? tabii. ron g. new yorkta bir dj. bana evine gelip gelemeyeceğimi sordu. bir şarkı yapmamı istedi. beni tabi gelirim dedim. eve ben, stretch ve birkaç arkadası gittik. şarkıyı yaptıktan sonra booker isimli adamdan telefon aldım. bana little shawn'un kaseti için bir şarkı yapmamı söyledi. ben de "peki, bana 7000 dolar verin yaparım" dedim. "param var , gel" dedi. biraz ot içtim beni yine aradı. "nerdesin, niye gelmiyorsun" dedi. ben de "geliyorum bekle" dedim.

onu tanıyor muydun?

onunla birkaç arkadaş aracılığıyla tanışmıştım. artık kirli isleri bırakmak istiyordu, bu yüzden ona iyilik yaptığımı sanıyordum. onu adresi tarif etmesi için aradığımda "param yok" dedi. ben de "paran yoksa gelmiyorum" dedim. telefonu kapattı ve yine aradılar. "andre harrel'ı arıyacam, parayı alacağını kesinleştiricem ama parayı kendi cebimden vericem" dedi. ben de "peki geliyorum" dedim. binaya doğru giderken biri üst kattan bağırdı. lil ceasard. biggie'nin arkadaşı. bu yüzden rahatladım.

yani binaya girerken...

korktum çünkü bu adam kavga ettigim birini tanıyordu. polise söylemek istemedim ama bütün dünyaya söyleyebilirim. nigel beni bookerla tanıştırmıştı. herkes paramın az oldugunu biliyordu. bütün konserlerim iptal ediliyordu, kasetlerden aldığım paralar avukatlara gidiyordu, filmlerden aldığım paralar da ailem için gidiyordu. bu yüzden millet için rap yapıyordum ve para kazanıyordum.

nigel denen kişi kim?

above the rim çekimlerinde bütün gün onunla eğlenirdik. bana geldi ve "sana bakıcam artık başın belaya girmeyecek" dedi.

nigel'in diğer adı da trevor değil mi?

evet, trevor diye biri var ama nigel her iki adı da kullandı. onlarla yakınlaştım. beni alışverişe götürdüler, rolex ve mücevherler aldım. beni olgunlaştırdılar. brooklyn'deki tüm gangsterlerle tanıştırdılar. nigel'in ailesiyle tanıştım, çocuğunun doğum günü partisine gittim. ona güvendim. anlıyor musun? nigel'i de filme almaya çalıştım ama istemedi. bu çok garip geldi bana. filmde oynamak istemeyen bir zenci hiç görmemiştim.

vurulma gecesine dönelim mi, yanında kimler vardı?

arkadaşım stretch, adamı fred, kız kardeşimin erkek arkadaşı zayd. korumam yok zaten. stüdyoya gittiğimizde asker kıyafetli biri vardı. şapkası yüzünü kapatıyordu, kapıya giderken bakmadı. hiç bir zencinin kıskançlıkla ya da saygıyla bana selam vermediğini görmemiştim. bu adam sadece kim olduğuma baktı ve yine de kafasını indirdi. lobide bana bir şey olabileceğini hiç düşünmemiştim. kapının açılmasını beklerken de içeride bi adam vardı, o da hiç bakmadı.

bunların ikisi de siyahi miydi?

evet 30 yaşlarında siyah adamlar. ben de "bu adamlar biggie için güvenlik herhalde" diye düsündüm, çünkü asker giysilerinden brooklyn'li oldukları belliydi. sonra "biggie'nin arkadasları bile beni seviyor bu adamlar niye hiç bakmıyorlar" diye düsündüm. asansörün düğmesine bastım. bu arada içeri 9mm'lik tabancalarla birileri girdi. "kimse kıpırdamasın, herkes yere, ne bokunuz varsa verin" dediler. ne yapmalıyım dedim kendi kendime. stretch'in kavga edeceğini sanıyordum çünkü stretch onlardan çok daha uzundu. zenciler soyguna gittiklerinde ilk en büyük zenciyi vururlar ama stretch'e dokunmadılar, hemen bana doğru geldiler. herkes patates gibi yere düştü, ben donup kaldım. cesur olduğumdan filan değil sadece yere inemedim. beni aramaya başladılar silahlı mıyım diye. "mücevherlerini çıkar" dediler. çıkarmadım. açık derili adam benim üstümdeydi, gazete okuyan adamda stretch'in üstündeydi ve benim üstümdeki adama "vur orospu çocuğunu, siktir et" dedi. o zaman biraz tırstım çünkü adam silahı mideme tutuyordu. tüm düşündüğüm sidik kesemdi. silahı biraz yana itmek için elimle hamle yaptım, ateş etti, ayağımdan vurulmuşum gibi hissettim. taşaklarımdan vurulduğumu bilmiyordum. yere düştüm. "pac ölü taklidi yap" diye düşündüm. beni tekmelemeye başladılar. ateş etmeyin demedim, hiç sesimi çıkartmadım. eşyalarımı ben yerdeyken kapmaya başladılar. gözlerim kapalıydı ama titriyordum, durum beni titretiyordu. o sıra kafamın arkasında çok kuvvetli bir şey hissettim. beni tekmelediler veya silahın arkasıyla vurduklarını sandım. hersey beyazlaştı, bembeyaz. hiçbir şey duymuyordum, hiçbir şey hissetmiyordum. içimden bilincimi yitirdim dedim ama bilinçliydim. onu bir daha hissettim. simdi duyabiliyordum, görebiliyordum. bilincim yerine gelmeye başlamıştı. bir daha yaptılar, yine bilincimi yitirdim, herşey beyaz oldu, bana vurdular yine bilincim yerine geldi.

konuşurken adlarını söylemediler mi hiç?

hayır, ama beni tanıyorlardı yoksa aramazlardı. bana çok kızmış gibiydiler; tekmelemelerini hissettim başka hiç kimseye vurmadılar. ben de "ahhh orospu çocuğu, ahhhh" diyordum. çok sert tekmeliyorlardı. bilincimi yitirdiğimde, kafamda kan filan hiçbir şey hissetmiyordum tek hissettiğim karnımın çok pis acımasıydı. kız kardeşimin erkek arkadaşı beni çevirdi ve "iyi misin" dedi. ben de "vuruldum, vuruldum" dedim. fred de vurulduğunu söylüyordu ama o kurşun benim bacağımın içinden geçen kurşundu. ayağa kalktım ve kapıya doğru yürüdüm. orda duran bir polis arabası gördüm. "polis geliyor ben daha üst kata çıkamadım" dedim. topallıyordum, hiçbir şey hissetmiyordum. uyumuştum. üst kata çıktığımızda çevreme baktım ve çok korktum.

neden?

çünkü andre harrel ordaydı, puffy, biggie. nerdeyse 40 zenci vardı. hepsinin üzerinde mücevherler vardı, benimkilerden fazla. booker'ı gördüm. yüzü beni gördüğüne şaşırmış gibiydi. neden ki? ben zile basıp üstte çıkacağımı söylemiştim. little shawn ağlamaya başladı. kontrolsüzce ağlıyordu. "aman tanrım, pac oturmalısın" dedi. garip hissediyordum. acaba niye oturmamı istiyorlar diye düşündüm.

çünkü 5 el vurulmuştun...

kafamdan vurulduğumu daha bilmiyordum. hiçbir şey hissetmedim. pantolonumu açtım, karl kani marka pantolonumun üstünde barutu ve deliği görebiliyordum. pantolonumu indirmek istemedim çünkü sikimin orda olup olmadıgını bilmiyordum. sadece bir delik gördüm ve "bana biraz ot yuvarlayın" dedim. kız arkadaşımı aradım ve "vuruldum, annemi ara ve ona da söyle" dedim. kimse bana yaklaşmadı, hatta bakmıyorlardı bile. andre harrel bakmıyordu. son 2-3 gün onunla yemeğe çıkmıştık. new york undercover çekimlerine beni davet etmişti, bana iş bulacağını söylemişti. puffy de arkada duruyordu. puffy'i de tanıyordum. biggie çıkmadan ona ne kadar yardım ettiğimi bilir.

oradakiler üzerindeki kanları gördüler mi?

bana "basın! basın kanıyor" demeye başladılar. ben silahla kafama vurdular sandım. sonra ambulans ve polisler geldi. ilk gördüğüm polis taciz davasında bana karşı kürsüyü alan polisti. yüzü gülüyordu ve taşaklarıma bakıyorlardı. "ne var ne yok, tupac, nasıl gidiyor" dedi. belleuve hastanesine vardığımızda doktor "aman tanrım" dedi. ben de "ne, ne var" diyordum. diger doktorlara "şuraya bakın, şuradaki barut", kafamdan bahsediyorlardı. "şurası giriş yarası, şurası da çıkış". öyle yaptıkları zaman delikleri hissettim. noktalar oralardı. kendi kendime "siktir, beni kafamdan vurmuşlar" dedim. "ne kadar şanslısın bilemezsin, 5 kere vurulmuşsun" dediler. bu çok garipti. inanmak istemedim. ben sadece ilkini hatırlayabiliyordum sonra her şey beyazlaşmıştı.

hiç öleceğini düşündün mü?

hayır, yemin ederim ki. o zencilerin silahı ilk çekişlerinden beri allah'ın beni koruduğunu hissettim. beni tek inciten şey stretch'in ve diğerlerinin yere yatmalarıydı. kurşunlar acıtmadı. aslında iyileşene kadar hiçbir şey acıtmadı. yürüyemedim, kalkamadım ve elim sikilmişti. gazetelere bakıyordum ve hepsi hakkımda yalan söylüyordu.

seni en çok sıkan haber hangisiydi?

ben en çok sıkan şey, olayı benim planlamış olmamdan bahseden bir herifti. onu okuduğumda bebek gibi, kancık gibi ağlamaya başladım. inanamadım. beni parçaladı. sonra haberlerde, üzerimde silahımın ve otumun olduğunu söylüyorlardı. kurban ben olduğum halde olayı ben yapmışım gibi gösteriyorlardı.

o zamana kadar çok ağrın oldu mu?

evet başım ağrıyordu, bağırarak uyanıyordum. kabuslar görüyordum. rüyalarımda hala beni vuruyorlardı. tek gördüğüm şey o zencilerin silah çekişleri ve adamın "o orospu çocuğunu vur" demesiydi. sonra çok pis terlemiş olarak kalkıyordum ve başım ağrıyordu. bellevue'deki psikiyatrist buna travma sonrası stres dedi.

hastahaneden ne zaman taburcu oldun?

diğer gece. bana yardım ediyorlardı ama ben bilim tasarısıymışım gibi hissettim. içeri gelip sikime bakıp duruyorlardı. bu da pek iyi bir durum değildi. belleuve'den ayrıldım ve new york'a gittim. bana bir telefon verdiler ve burada güvencedesin, kimse burada olduğunu bilmiyor dediler. sonra telefon çaldı ve biri "hala ölmedin mi" dedi. bu orospu çocuklarının hiç insafı yoktu. ailem beni güvenli bir yere götürdü ve onlar benimle ilgilenen tek kişiler.

Tupac Shakur Neden Öldürüldü?