Zaman Algısının Nörobiyolojik Etkilere Bağlı İlginç Değişimi

Albert Camus "zaman, sonsuzluğun maskesidir" derken haklı olabilir ancak biz bu sefer olaya daha bilimsel açıdan yaklaşacağız: Vücudun etkilendiği fiziksel şeyler, zamanı algılama biçimimizi oldukça değiştiriyor.
Zaman Algısının Nörobiyolojik Etkilere Bağlı İlginç Değişimi
iStock

zaman dediğimiz şeyi fizik yasalarında kullanıldığı halinden farklı olarak nörolojik anlamda kullanırsak -ki “algı” kelimesi genelde bir deneyim barındırır- bu algının beyinde bilinçli deneyim ile oluştuğu söylenebilir. bilinçdışı seviyede henüz nedensellikten ve zaman algısından söz edilemez. orada yalnızca paralel işleyen tek bir birim andan oluşan işlemler vardır. bu işlemlerin birleştirilmesi bu algıya sebep olmakta gibi görünüyor.
bu yazıda bu algının göreli değişiminden bahsetmek istiyorum. algıdaki değişim temelde nörobiyolojik kısıtlarımıza bağlı olarak değişir. geçici olabildiği gibi kalıcı da olabilmektedir.

geçici değişimler ölüm eşiği deneyimleri, profesyonel sporcuların hızlı tepki gerektiren hareketleri, esrar ve lsd gibi uyuşturucular, temporal lob epilepsisi ve epilepsi nöbetleri ve bazı psikoaktif ilaç ve bitkiler ile mümkün olabilmektedir. kalıcı nörobiyolojik değişimler ise letarjik ensefalit sonrası parkinson hastalarında ve tourette sendromuhastalarındaki anormal dopamin seviyeleri ile gerçekleşmektedir. 

yazının en altında bahsedeceğim bu vakalar en enteresan olanlarıdır. bu vakaların anlatıldığı, içinde videoları da bulunan bir yazıya aşağıdan bakabilirsiniz. yazının özellikle dopamin ile ilişkilendirilen son bölümlerine kadar okumanızı tavsiye ederim:


maddelerin tek tek üzerinden geçmeden önce biraz başa alıp sonrasında kısa kısa hepsinden bahsetmeye çalışacağım. modern psikoloji ve nörolojide göreli zaman algısı ve değişimi üzerine sorulara william james’in meşhur kitabında rastlayabiliriz. aşağıdaki linkte bulunan yazıda paylaşıp altına beynimizin, zihnimizdeki bilinçdışı datayı bilinçli seviyeye çıkartırken şu anki halinden daha uzun veya daha kısa sürede yapsaydı ve hatta bilinçdışı data işleme süresi de şu anki nominal değerinden bariz farklı bir değerde olsa idi etrafı nasıl algılardık diye sormuştum. şu an hareketli görünen nesneler daha yavaş/hızlı mı görünürdü? yoksa yine aynı mı algılardık? soru burada dursun keza ilerleyen kısımlarda nörolojik kısıtlardan ve değişimlerden, dengelerden bahsedeceğiz.


zaman algısının geçici olarak hızlandırıldığı ve yavaşlatıldığı durumlara geçelim

kısaca hepsinden bahsedip asıl anlatmak istediğim dopamin ve zaman algısı ilişkisine geçmek isterim:

- ölüme ramak kala deneyimlerinde bilinçli hatırlanan o son an, ömür gibi geçer yani ömür, film şeridi gibi geçer. sanki bir an’a “çok fazla kare algısı sıkıştırmışlardır”. o esnada normalde gözle algılanamayacak kadar hızlı olan şey algılanabilir (100 km hızla giden bir aracın içinde yapılan ani bir fren ile tepetaklak olmuş vaziyette uçarken diğer araçtaki şoförü çok rahat görmek gibi). bu çaresiz durumlarda beyin muhtemelen tehlikeyi tartmasını, bir şeyler yapabilmesinin yolunu arıyordur. ya da tamamen kısa süreli oksijensiz kalması ile ilgilidir.

- eğitimli tenisçiler gelen topu karşılarken aslında zaman onlara yavaş geçer. bu aslında tamamen yaptıkları karşılama hareketini sürekli tekrarlayıp artık onu bilinçdışı süreçlere atıp hızlanmaları, otomatikleşmeleri sebebiyledir. tenisi ilk öğrendiklerinde tüm bilinç ve dikkat yoğundur. öğrendikçe bilinç dışına atılır ve daha hızlı hareketlerle düşünmeden servis karşılayabilirler. öyle ki bilinçli seviyede düşünme ve taktik yapma süresinden daha kısa olan “bir topun karşıdan gelip en hızlı karşılanma süresi olan 400 ms. süreyi” aynı zamanda fiziksel (motor) kol hareket süresi de dahil olacak şekilde yapabilirler. kendilerine sorulduğunda ise bu hareketi bilinçli bir şekilde yaptıklarını söylerler. aynı şekilde arada geçen sürenin yavaş algılanabilen bir süre olduğunu da.

- lsd ve esrar etkisi altındayken keza zaman algısı aşırı yavaşlar. düşünceler, dizginlenemez bir hızda uçuşur. uyuşturucu etki altında his ve algılar (burada algılar da birbirine girer ve sinestezik algılar ortaya çıkar) birbirini öyle bir hızla takip eder ki zamanı idrak etmek çok zorlaşır. dış dünya yavaşlarken iç dünyada ise binbir hızda düşünce ve algı arka arkaya gelişir. kısa bir sokağa girmek ve onu boydan boya bitirmek yıllar süren bir deneyim gibi algılanır.

- bazı temporal lob epilepsi ataklarında geçmişe ait anılar ya da sanrılar öznel olarak binlerce yıl geçmiş gibi sürse de aslında epilepsi atak krizi kadar sürer. bu kısacık sürede kişi, zamansızlık içinde müthiş bir durağanlık ile evrenle bütün olduğunu hisseder.

- son olarak psikoaktif bitkiler. peyote ve meskalin içeren başka bitkiler düşünce hızını aşırı arttırıp dış dünyayı ve zaman algısını yavaşlatırken; opiyat ve barbitürat içeren bitkiler veya depresyon ise tam tersi düşünce ve hareketin hiç bitmiyormuş gibi hissetmesine neden olur. on dakika gibi geçtiği hissedilen süre aslında bir gündür.

son üç madde açık bir şekilde nöral değişimler sonucu oluşur. normal insan beyninde uyarıcı ve ketleyici nöronal aktiviteler (nörotransmiterler) arasında güçlü ve hassas bir denge vardır. uyuşturucu maddeler ve psikoaktif bitkiler ya da bir epilepsi nöbeti inhibasyonu gevşetir ve dengeyi bozabilir.


peki ya kalıcı değişimler oluşturmak mümkün müdür? 

bunun için ailemizin nöroloğu oliver sacks’ın anlatılarına ve hastalarına bir bakalım:

letarjik ensefalit sonrası parkinson hastalarında ve tourette sendromunda yukarıda verdiğimiz etkileri hastalık devam ettiği sürece kalıcı olarak görmek mümkün. bu hastalarda iyileşmeleri için verilen l-dopa ile bu etkiler değiştirilmeye çalışılır ancak çoğu zaman ilaç ters etki oluşturur. bu hastaları normal zaman algısına çekmek her zaman kolay değildir. hastalar bazen çok hızlı bazen de ağır çekimde ya da tamamen donmuş şekilde yaşarlar. özellikle letarjik ensefalit sonrası parkinson hastalarında beynin ve bedenin fizyolojik ve mekanik sınırlarını zorlayacak derecede yavaşlama ve hızlanmalar görülebilir.

işte ödül mekanizmasından sorumlu dediğimiz nörotransmiter dopamin burada devreye giriyor. parkinson hastalığının bilinen bir özelliğidir anormal dopamin seviyeleri.
hareket ve düşüncenin normal akışından sorumlu dopamin, letarjik ensefalit sonrası parkinson hastalarında neredeyse yok denecek kadar azdır. 

hareket hızı çok yavaş bir hastaya dopamin seviyesini değiştirmek için verilen l-dopa ise hastanın aşırı hızlanmasına neden olabilir. 

bu hastalar dışarıdan bakan kişiler için aşırı hızlı veya yavaş gelseler de kendi içsel yaşamlarında saat gibi bir referans ölçüte bakmadıkları sürece hareketlerini ve düşüncelerini kendine göre normal hızda görür ve algılarlar. saate baktıklarında ise onun (hızlı veya yavaş hareket etmelerine göre) yavaş veya hızlı çalıştığını düşünürler ya da zaten bildikleri için kendi hareketlerinin farklı olduğunu anlayabilirler. çoğu ise hareketlerinde normalleşme veya ters etki oluştuğunda ancak, bir önceki hareketinin farklı olduğunu anlayabilir.


oliver sacks, aşırı yavaş hareket eden bir hastası için şöyle demiştir: 

- hastam miron v.’yi sık sık ofisimin dışındaki koridorda otururken görürdüm. sağ kolu genellikle dizinin birkaç santim yukarısında kımıldamıyormuş gibi görünürdü. ona neden bu donmuş pozları verdiğini sorunca öfkeyle ne donmuş pozuymuş, ne demek istiyorsun? demin burnumu siliyordum diye cevap verdi. benimle dalga mı geçiyor diye düşündüm. bir sabah birkaç saat boyunca aşağı yukarı yirmi poz kadar fotoğraf çektim. sonra bunları birbirine zımbalayıp eğrelti otu filizlerinin açılışını göstermek için yaptıklarıma benzer bir flip book yaptım.bu sayede miron’un gerçekten de burnunu sildiğini görebildim ama normalden bin kat daha yavaştı.

benzer şekilde hastane bahçesinde çok hızlı hareket eden hastalarla yaptığı spor müsabakalarında ise onların servis karşılama hızına yetişmek mümkün olmuyordu. tepki hızları bir saniyenin onda birinden fazlaydı. normal bir insanın ise en hızlı olacak şekilde, bir saniyenin yedide birine tekabül eder. bu hastaların konuşma hızları da aynı şekilde çok hızlıdır. ve çevrelerindeki insanlar ise çok yavaş konuşuyor görünür.

benzer hareketler tourette sendromu hastalarında da görülür. bir tourette sendromu hastası havada uçan bir sineği çok rahat yakalayabilir. onlara göre sinekler yavaş hareket eden canlılardır.

parkinsonizm ve tourette hastalarında hareket ve düşüncenin yalnızca hızı değil niteliği de değişir. hızlı bir düşünce aynı zamanda yaratıcı bir çağrışımdan diğerine atlamaktır.
ünlü psikolog ivan vaughan parkinson rahatsızlığını kitap yazma yetisi için avantaja dönüştürmüştü. bütün yazma işini l-dopa etkisi altında iken yapıyordu. çünkü normalde düşünceleri çok yavaştı. bu ilaç ise tersi etki yapıyordu. düşüncelerinin ve hayal gücünün daha hızlı akmasına neden oluyordu. ilacın etkisi geçtiğinde ise yazdıklarını sakin sakin gözden geçirebiliyordu. tabi hızlı düşünce akışı her zaman pozitif etki yaratmayabilir. bu tarz bir hızlılık uygunsuz davranışların veya dürtülerin engellenemeden ortaya çıkmasına neden olabilir. aceleci davranışlar sakarlığa ve kazalara neden olabilir. ya da sadece dikkat dağınıklığı, bir konudan diğerine atlama gibi görece daha zararsız hareketlere dönüşebilir.

bu hastalar aslında bir nevi bipolar bozukluk gibi bazen kısa sürelerle bir durumdan diğerine geçebiliyorlardı. elbette ki istemleri dışında.

fizyolojik açıdan normal bir beyne sahip olmak beyindeki uyarıcı ve ketleyici sistemler arasındaki dengeyi yansıtır. her ne kadar bazı insanlar görece hızlı, tezcanlı, enerjik, hızlı konuşan, dikkat dağınıklığı yaşayan ya da düşüncelerin sürekli aktığı enerjik bir yapıda ya da bazı insanlar da tam tersi yavaş mizaçlı, yavaş konuşan ve tepki hızları yavaş olsa da bu hızların dağılımı “toleranslar dahilindedir”. 

en hızlı ve yavaşlar dahil normal beyinlerin hızı temel nöral belirleyicilerin, hücrelerin ateşlenme hızının, değişik hücre ve grupları arasındaki iletim hızının fiziksel olarak elverdiği ile sınırlıdır. bu hız belirttiğimiz bu fiziksel yapıların fiziksel özellikleri ile sınırlıdır.
bazı zeki insanlar çok hızlı anlayabilir, düşünebilir, yaratıcı fikirler bulabilir ancak bu onların tek tek sinir hücrelerinin ve kimyasal ileticilerinin hızını değil muhtemelen daha fazla ve dağınık sinaps oluşturmanın getirdiği nöral karmaşıklıktan kaynaklı zeka ve hızdan ileri gelir. parkinsonizm ve tourette hastalarında ise bu hız muhtemelen dopamin düzeylerinde olduğu gibi sinirsel hücrelerin ve ileticilerin düzeyleri ve dengesi ile ilgilidir. psikoaktif maddeler bu dengeyi geçici olarak bozabilir demiştik; bu hastalarda hastalık boyunca kalıcı olarak bozulmaktadır.

peki soru şu: bu dengeyi kalıcı olarak nörobiyolojik müdahaleler ile değiştirip kısa bir zaman diliminde daha çok zaman algılayacak bir biçimde yaşam sürmemiz göreli zaman oluşturan bir zaman yolculuğu teknolojisinden daha kolay olmaz mı? sağlık açısından mümkün hale getirilmiş bu yöntem, aynı zamanda hücrelerin de ömrünü o oranda değiştirmez mi?

kaynak: oliver sacks - bilinç nehri (the river of consciousness)