Nietzsche'nin Felsefesini Anlayabilmek İçin Öğrenilmesi Gereken İnsan Modeli: Üstinsan
Alman filozof Friedrich Nietzsche'nin 1883'te yayınlanan ünlü "Böyle Buyurdu Zerdüşt" eserinde bahsi geçen "üstinsan" kavramını inceliyoruz.
Nietzsche'nin Felsefesini Anlayabilmek İçin Öğrenilmesi Gereken İnsan Modeli: Üstinsan

nietzsche, düşüncesini 19.yüzyıl içerisinde yaşayan ve yüzyılın getirileri ile hayatını devam ettirmeye çalışan insanın vardığı son parça üzerine dikkat verir ve bu noktada hem nihilist bir görüş geliştirir, hem de güncel çare önerileri getirir.

nietzsche bu önerileri, insanı tarif etmek için kullandığı “nihilizm”, “güç istemi”, “sonsuz dönüş”, “décadence”, dionysos”, “amor fati”, “tanrının ölümü” ve “üstün insan” gibi kavramlar aracılığıyla betimler.


özellikle “üstün insan” kavramıyla farklı insanı bize çizer

nietzsche'nin 19. yüzyılda batı'daki değerlerin yıkılmasıyla meydana gelen krizi teftiş etmesi sonucu meydana getirdiği, düşünsel deneyimin ve insanlık için ön gördüğü kademenin genel bir adıdır bu...

“üstün insan” konusunda birçok yerde haber veren ancak bunu ayrıntılarıyla böyle buyurdu zerdüşt’te açıklayan nietzsche, mecazi olarak ve mistik bir dille kağıda döktüğü eserini, üstün insanın bir manifestosu olarak ortaya koyar.

kitabında bir üstün insan olan zerdüşt, tanrı'nın ölümü neticesinde kendindeki gücü sezen ve yaşamına tekrardan bir mana katma aşamasında gelen insanın bir üst evriminin simgesidir. bu anlamda zerdüşt temsili olarak üstün insan, “geleneksel ahlakı, köle ahlakı olarak değerlendiren, eşitlik kavramına karşı çıkıp, ahlaki değerlendirmelerin son çözümlemede insanın gerçek doğasına, insandaki güçlü olma isteğine dayanması gerektiğini öne süren insanlık düzeyi; insanın evrimin bundan sonraki aşamasında ortaya çıkacak bir insan tipi olarak, değerleri gözden geçirme, yeni baştan yaratma ve güçlü olma isteğini hayata geçirme cesaretinde olan insan için kullanılan deyimdir”

nietzsche'ye göre, bu ideal insan şuuruna hâkim olmak, mutlak değerlerle bezenen, özgürlük ilkesini başka bir varlığın hükmüne teslim edilen ve kitlesel yığın psikolojisi içerisinde bulunulan bir zeminde çok zor olacaktır. öyleyse, bu durum için ilk olarak, insanın kendini tanıması ve kendi farkındalığını deşifre etmesi için toplum/halk/sürü sıfatlarıyla isimlendirilen bu zeminde yaşaması ve onların şifrelerini çözmesi gerekecektir.


bu noktada sorulacak soru, sürünün kim olduğudur

sürü; kendine dayatılan bilimum değerlere razı olan, güç istenci niteliği bastırılmış olan, farklı olmaktan korkan, kendine ait müstakil bir niteliği olmayan ve varlığını ancak başka bir varlıktan hareketle anlamlandırmaya çalışan evcilleştirilmiş bir insan grubudur. bu grup içinde yaşamını sürdüren insan da yaygın olarak tanrı ve kanun önünde eşit kabul edilmiş ve kendisine dayatılan ahlak normlarını tartışmasız benimsemiştir. bayatlamışlığa, sıradan olmaya kucak açan ve bunun sonucu olarak bilincini eriten sürü insanı, soyutlanmaktan korktuğu için uyumsuzluğun bir faturası olarak ortaya çıkan yalnızlığın ve yabancılaşmanın olduğu bir yaşam tarzından kaçınmıştır.

bu bağlamda, hem kendi ben'inde, hem de yaşadığı dünyayı algılamada bir güç sergilemeyen insan, zaman içerisinde bir çöküşün eşiğine gelmiş; psikolojisi ve fizyolojisi bozuk bir ucubeye dönüşmüştür. tam olarak bu noktada, insanın bu umutsuzluğunu ve tükenmişliğini sezen, koruma refleksiyle sürünün içinde bir prestije sahip olan ruhban sınıf, onu rahatlatmak için devreye girer. bu kitle, insanın içgüdülerini kontrol altına almaya ve onu evcilleştirmeye uğraşmakla sürüye uyumlu, aynı zamanda tanrı ve kendilere bağlı bir varlık konumuna getirirler. fakat, insan, yetisinin başka insanlara teslim edildiğini ve doğuştan kendisine verilen gücün de silindiğini kavramasıyla birlikte, bir mücadele içerisinde bulunduğu çöküntüye yeniden döner. bu baskılanmış ve sıkıştırılmışlık psikosu içinde, önüne konulan dini ve ahlaki değerleri sorgulaması ve yüzleşmesi neticesinde, koltuk değneği olarak kabul ettiği tanrı'yı öldürerek kadim dini ve kültürel inançlarına karşı nihilistçe bir tutum sergiler. bu ölçüde, kitlesel yığın içerisinde bir insan gibi değil de bilinçten mahrum bir hayvan gibi yaşadığını kavrayan ve edindiği farkındalık şuurlu ile ben'inin farkına varan bu insan, hayvan boyutundan üstün insan boyutuna, kitlesel yığın içinde gerilen bir ipten geçerek ulaşır.

üstün insan nasıl yaşar?

farkındalığa varan bilinciyle, kitle yığınının değerlerine ayak direyen ve onlardan farklı bir değerler düzeni geliştiren üstün insan, bu tutumuyla yalnız ve yabancı bir varlık olarak kitlenin içinde yaşamını sürdürmeye devam eder. onun kitle içinde bu tutumu, bir yeniliğin ve dönüşümün neticesi olmanın ötesinde, ontolojik bir özellik göstererek, yaşamın amacına doğru yol alır. bu ölçüde, ulu bir gaye ile yola çıkan üstün insanın edindiği bu aşkın konumu anlatması için, kendi ben'ini keşfedemeyen ve iradesini kullanamayan insanlara ihtiyaç duyduğu ve onları uyandırmak istediği görülür. nietzsche, bu bağlamda böyle buyurdu zerdüşt'te toplumu kendisiyle yüzleştirmek ve bunun neticesinde bilinçlendirmek için pagan döneminin mistik figürlerinden olan zerdüşt'ü üstün insan olarak seçmiştir.

ontolojisini ilk olarak içgüdülerin özgürce kullanımıyla oluşturan zerdüşt, üstün insan ilkesini anlatmak için toplumun içine karışır ve onları sahip oldukları değerler konusunda bir şüpheye düşürür. bu izah eyleminde zerdüşt'ün bilincinin onların bilincinden çok üstün olduğunu düşünmesi bir narsisizme, narsisizmi de onun tek başınalığına ve yabancılaşmasına neden olur. bunu bir yük olarak görmeyen zerdüşt, yalnızlığını bir ayrıcalık gibi kabul eder ve panayır halinde yaşayan insanlardan farklı bir tutum sergiler.

kaynak